M.Şahin Duman

Baldıran Zehri'nden Terörsüz Türkiye'ye

M.Şahin Duman

Zehri Değil, Zehri Üreten Düzeni Bitirmek,
Bir roman olarak kaleme aldığımız ‘Baldıran Zehri’ kitabı bize ne söylüyor?
Bazı kitaplar yazıldığı günün meselesini anlatır, bazıları ise yıllar sonra yeniden okunmayı bekleyen bir soru bırakır. 
‘Baldıran Zehri’ adlı eserimiz de bugün Türkiye’nin konuştuğu “Terörsüz Türkiye” hedefi açısından yeniden düşünülmesi gereken eserlerden biridir.
Baldıran Zehri’nin temel yaklaşımı, terörün yalnızca silahlı bir yapıdan ibaret olmadığı, kimlik bunalımı, toplumsal ayrışma, güç mücadeleleri ve dış etkenlerle beslenen çok katmanlı bir mesele olduğu fikridir. Terörün zamanla “rant, güç ve para” mücadelesine dönüşmesine ve bu düzeni sona erdirmenin “baldıran zehrini içmek” metaforuyla anlatılması dikkat çekiyor.
Konjonktürde operasyonel gerçeklerden biri de yalnızca silahların susması değildir.
Asıl mesele, silahları konuşturan zeminin ortadan kaldırılmasıdır.
Baldıran Zehrinde terör, basit bir güvenlik problemi olarak ele alınmaz. Kitabın ortaya koyduğu çerçevede kimlik bunalımları, etnik ayrışmalar, toplumsal psikoloji, güç mücadeleleri ve terörden beslenen çıkar ilişkileri iç içe geçmiş bir denklem oluşturur. Terörün zaman içerisinde yalnızca bir güvenlik tehdidi olmaktan çıkarak güç, para ve rant ilişkilerinin de parçası hâline geldiğine dikkat çeker.

Bugün Türkiye'nin önündeki tarihi sınav tam da burada başlamaktadır.
Terörsüz Türkiye, yalnızca terör örgütünün silah bırakması değildir.
Bu hedef, aynı zamanda terörü besleyen ekonomik, siyasi, psikolojik ve toplumsal zeminin kurutulması anlamına gelmelidir.Türkiye, onlarca yıl boyunca terörün ağır bedelini ödedi. Şehitler verdik, gazilerimiz oldu, köylerimiz boşaldı, aileler parçalandı, gençlerimizin hayatları yarım kaldı. Daha da önemlisi, toplumun hafızasında derin yaralar oluştu.
Bu nedenle bugün atılan her adımın iki ayrı vicdana aynı anda dokunması gerekir:
Şehit ailelerinin vicdanına ve barış isteyen annelerin vicdanına.
Birini diğerinin karşısına koymadan...
Çünkü Türkiye'nin ihtiyacı unutmak değil, acıların bir daha yaşanmayacağı bir gelecek kurmaktır.
Bugün “Terörsüz Türkiye” başlığı altında yürütülen süreçte TBMM'nin de devreye girmesi, meselenin yalnızca güvenlik bürokrasisinin değil, siyaset kurumunun ve toplumun ortak sorumluluğu olduğunu gösteriyor. 
Bu noktada Baldıran Zehri metaforu yeniden anlam kazanıyor.
Baldıran zehirlidir.
Fakat bazen bir ülkenin önündeki en zor mesele, zehirli bir dönemi sona erdirmek için büyük bir siyasi irade göstermektir.
Bugün Türkiye'nin içmesi gereken baldıran, geçmişin zehrini yeniden içmek değil; terörün ürettiği zehirli siyaseti tarihe gömmek için gerekli cesareti göstermektir.
Terörsüz Türkiye'nin kalıcı olabilmesi için güvenlik ile hukuk, birlik ile özgürlük, devlet otoritesi ile vatandaşın aidiyeti arasında sağlam bir denge kurulmalıdır.
Bunun bir başka şartı da geçmişte terörden beslenen çıkar düzenlerinin sona ermesidir.
Çünkü terör yalnızca silahı elinde tutanlardan ibaret değildir.
Terörden siyasi kariyer devşirenler, ekonomik çıkar sağlayanlar, toplumsal korkuları büyütenler ve çatışmayı kendi ikbalinin aracına dönüştürenler de bu karanlık düzenin farklı halkalarıdır.
İşte Baldıran Zehrinin bugün açısından en önemli uyarılarından biri burada karşımıza çıkıyor: Bir terör örgütünü tasfiye etmek, terör ekonomisini ve terör psikolojisini de tasfiye etmediğiniz sürece tek başına yeterli olmayabilir.
O hâlde hedef sadece “silahların susması” değil, silahların yeniden ortaya çıkmasını gerektirecek şartların da ortadan kaldırılması olmalıdır.
Türkiye bunu başarabilir mi?
Evet.
Ama bunun için günlük siyasi hesapların üzerinde bir akla ihtiyaç vardır.
Türkiye'nin artık çocuklarına terör haberlerini değil, bilim, teknoloji, sanat ve refah haberlerini bırakması gerekiyor.
Dağlarımızın terörle değil turizmle, üretimle, enerjiyle ve doğal güzellikleriyle anılması gerekiyor.
Güneydoğu'nun gençlerinin geleceklerini başka ülkelerde değil, kendi şehirlerinde kurabilecekleri bir Türkiye gerekiyor.
Ve en önemlisi, Türk'üyle, Kürt'üyle, Arap'ıyla, Laz'ıyla, Çerkes'iyle bütün vatandaşların kendisini bu ülkenin eşit ve asli unsuru olarak hissettiği güçlü bir ortak gelecek gerekiyor.
Bugün Türkiye'nin önünde tarihi bir fırsat vardır.
TBMM'de yürütülen çalışmaların da gösterdiği gibi süreç artık yalnızca bir temenni olmaktan çıkıp hukuki bir zemine taşınmaktadır.
Türkiye'nin yeni yüzyıldaki en büyük başarısı, terör örgütlerini yenmekten daha fazlası olacaktır.
“Türkiye nasıl bu kadar güçlü ve huzurlu bir ülke oldu?” diye sorulacağı günlere ulaşmak...
İşte gerçek Terörsüz Türkiye budur.
Ve belki de yıllar önce Baldıran Zehri adıyla sorulan o ağır soruya bugün verilecek en anlamlı cevap şudur:
Zehri içmek değil, zehri üreten düzeni sona erdirmek.

Yazarın Diğer Yazıları