İbrahim Kayaoğlu

Nerede O Eski Bayramlar?

İbrahim Kayaoğlu

Bayramlar beklenen istisna gunlerdi.Ramazan'ın farklı bir havası vardı.Son günlerde Kadir gecesinin aranması ve degerlendirme gayreti vardı. Bayramın yaklaşması ise heyacanı attırırdı.Bayram gelmeden günler önce başlardı o tatlı telaş…
Evlerde hummalı bir temizlik, sandıklardan çıkarılan en güzel örtüler, özenle hazırlanan bayramlık kıyafetler… Mutfaklarda kaynayan kazanlar, yoğrulan köfteler, açılan hamurlar, yapılan tatlılar… 
Ama en güzeli, bütün bunların tek bir evle sınırlı kalmamasıydı. Komşular arasında kurulan o güçlü dayanışma; birlikte yapılan köfteler, imece usulü hazırlanan tatlılar… Her şey paylaşılır, her şey birlikte yapılırdı.
Bayram sabahları ise bambaşka bir âleme açılan kapı gibiydi. Erkekler, daha güneş doğmadan kalkar, en temiz kıyafetlerini giyip caminin yolunu tutardı. O saatlerde sokaklar ayrı bir huzura bürünürdü. Namaz dönüşünde yüzlerdeki tebessüm, kalplerdeki sükûnet hissedilirdi. Bayram namazının ardından evlerin kapıları ardına kadar açılır, misafirler davet edilirdi. O sofralar sadece yemek için değil; muhabbet, kardeşlik ve paylaşım için kurulurdu. Bir tabak yemek, bir bardak çay bile gönülleri birbirine yaklaştırmaya yeterdi.
Ve çocuklar… Bayramın en saf, en coşkulu yüzüydüler. Yeni alınan kıyafetler, ilk kez o gün giyilir; büyüklerin elleri özenle öpülür, dualar alınırdı. Ama asıl heyecan, o küçük harçlıklardaydı. Her kapı bir umut, her ziyaret ayrı bir sevinçti. Bayram, çocukların gözünde sadece bir gün değil; bir mutluluk serüveniydi.
Bayramın en güzel geleneklerinden biri de bayram gezmeleriydi. Küçükler büyükleri ziyaret eder, kapılar tek tek çalınırdı. Her evde ayrı bir ikram, ayrı bir sıcaklık vardı. Şekerler, tatlılar, kahveler… Ama asıl ikram, gönülden yapılan dualardı. Büyüklerin hayır duasını almak, bayramın en kıymetli kazancı sayılırdı.
Sokakların bir başka neşesi de sahur davulcularıydı. Ramazan boyunca geceleri uyandıran o davul sesleri, bayram sabahı bambaşka bir anlam kazanırdı. Ev ev dolaşıp bahşişlerini alırken çaldıkları davul ve klarnet, adeta bayramın müziği olurdu. O sesler, bayramın geldiğini sadece haber vermez; onu hissettirirdi.
Bugün ise bir şeyler eksik… Belki de çok şey. Aynı bayram, aynı takvim ama farklı bir ruh. O eski heyecan yerini bir yorgunluğa, bir uzaklığa bırakmış gibi. İnsanlar bayramı dinlenilecek bir tatil olarak görüyor artık. Evler, bir uğrak noktası; oteller, yeni bayram mekânları oldu. “Nerede tatil yaptın?” sorusu, “Kimi ziyaret ettin?” sorusunun önüne geçti.
Görselliğin, gösterişin ön plana çıktığı bir çağda, bayram da bundan nasibini aldı. Oysa bayram; paylaşmanın, yakınlaşmanın, hatırlamanın ve hatırlanmanın adıdır. Sosyal medyada paylaşılan fotoğraflar, kalplerde hissedilmeyen duyguların yerini tutmuyor. Ne gerçek bir mutluluk bırakıyor ne de gelecek nesillere aktarılacak bir hatıra…
Değişim kaçınılmazdır, evet. Ama her değişim, bir kazanım değildir. Bazen de elimizdekilerin kıymetini fark etmeden kaybettiğimizin adıdır. Bayramlar da işte böyle yavaş yavaş elimizden kayıp giden değerlerimizden biri haline geliyor.
Belki de yeniden hatırlamamız gerekiyor… Bir kapıyı çalmayı, bir sofrayı paylaşmayı, bir büyüğün elini öpüp duasını almayı… Bayramı bayram yapanın sadece gün değil, o günün içini dolduran anlamlar olduğunu…
Geçmişin o güzel bayramlarını özlemle anarken, geleceğin bayramlarını yeniden inşa etmek bizim elimizde. Örfümüze, geleneğimize, inancımıza uygun; daha samimi, daha içten bayramlar yaşamak dileğiyle…
Nice bayramlara…

Yazarın Diğer Yazıları