İran Füzeleri mi? Yoksa Bölgesel Bir Senaryo mu?
İbrahim Kayaoğlu
Ortadoğu bir kez daha büyük bir gerilimin merkezinde. ABD ve İsrail’in İran’a yönelik başlattığı saldırılar sadece iki devlet arasındaki bir çatışma değil; bölgenin tamamını etkileyebilecek büyük bir stratejik hesaplaşmanın işaretlerini taşıyor. Savaşın sahasında füzeler konuşuyor ama perde arkasında çok daha büyük bir jeopolitik oyun oynanıyor.
Saldırıların başlangıcından bu yana ortaya çıkan tablo oldukça düşündürücü. ABD ve İsrail tarafından yapılan açıklamalar ile sahada ortaya çıkan gerçekler çoğu zaman birbirini doğrulamıyor. Özellikle sivillerin yaşadığı bölgelerin vurulması, okulların ve hastanelerin hedef alınması savaşın sadece askeri bir mücadele olmadığını gösteriyor. Bir okulun bombalanması sonucu yüzlerce çocuğun hayatını kaybetmesi ise savaşın en acı yüzünü ortaya koyuyor.
Bu olaydan sonra yapılan açıklamalar ise kafa karışıklığını daha da artırdı. Bir tarafta “okulu İran vurdu” iddiası, diğer tarafta olay yerinde bulunan ABD füze parçaları… Ardından gelen “okullardan füze atılıyor” veya “bina eskiden askeri amaçlı kullanılmıştı” gibi açıklamalar. Tüm bu söylemler, savaşlarda sıkça gördüğümüz bilgi savaşı ve algı yönetiminin bir parçası olarak karşımıza çıkıyor.
Modern savaşlar artık sadece cephede değil, kamuoyunun zihninde de yürütülüyor. Bir saldırının gerçek hedefi bazen askeri değil, uluslararası kamuoyudur.
Savaşın bir başka boyutu ise bölgesel dengelerle ilgili. İran’ın ilk günlerde bazı Arap ülkelerindeki ABD üslerine füze atması stratejik açıdan ciddi bir tartışma doğurdu. Çünkü bu tür hamleler İran’ın karşısındaki cepheyi genişletebilir. Ancak daha sonra İran yönetiminin yaptığı açıklamalarda bu saldırıların Arap ülkelerine yönelik olmadığı, yalnızca ABD üslerini hedef aldığı ifade edildi. Ayrıca komşu ülkelere yönelik bir niyetlerinin bulunmadığını belirterek özür dilemeleri de gerilimi düşürmeye yönelik bir adım olarak değerlendirildi.
Fakat bütün bu gelişmelerin ortasında akıllara gelen başka bir ihtimal daha var. O da bölgedeki bazı füze saldırılarının gerçek kaynağının farklı olabileceği ihtimali. Yani Arap ülkelerine veya Türkiye’ye doğru geldiği iddia edilen bazı füzelerin gerçekten İran tarafından mı atıldığı, yoksa başka bir senaryonun parçası mı olduğu sorusu giderek daha fazla soruluyor.
Bu noktada bazı analistler çok daha karanlık bir senaryoyu gündeme getiriyor: Savaşın alanını genişletmek için bazı saldırıların İran’a mal edilmesi. Böyle bir durumda hedef, İran ile bölge ülkeleri arasında yeni bir gerilim hattı oluşturmak olabilir. Çünkü İran yalnız bırakıldıkça askeri ve siyasi olarak daha zor bir duruma düşecektir.
Eğer böyle bir plan varsa, bunun mantığı oldukça açıktır. Arap ülkeleri ile İran arasında yeni bir cephe açmak, Türkiye’yi de bu gerilimin içine çekmek ve böylece savaşın alanını genişletmek. Böyle bir tablo ortaya çıkarsa İran sadece ABD ve İsrail ile değil, aynı zamanda bölgedeki birçok ülke ile aynı anda karşı karşıya bırakılmış olur.Kaldiki ABD bölge ulkelerindeki üslerine füzeler düşerken bölge ulkelerini hiç bir şekilde korumadı. çünkü ABD savaşın büyümesini isdediki müslüman ülkeler biribiyle Savaş sın ve savaşan ülkelere bolca silah satıp para kazanıp uzaktan seyredip sonra bitap olmuş devletler ile antlaşma yapıp yıllarca yine bu ulkeleri sömürsün.Fakat öyle olmadı.Bölge Devletleri aklı selim davranma yolunu seçti.
Tarih boyunca savaşların büyümesi çoğu zaman bu tür provokasyonlarla gerçekleşmiştir. Bir füze, bir saldırı veya bir sabotaj, ülkeleri hızla karşı karşıya getirebilir. Bu nedenle kriz zamanlarında en önemli şey sağduyudur.
Türkiye açısından mesele son derece hassas bir noktada duruyor. Türkiye hem İran ile tarihi ve coğrafi bağlara sahip kadim bir devlet hem de NATO üyesi bir ülke. Böyle bir denklemde en doğru yaklaşım, duygusal tepkiler yerine soğukkanlı devlet aklıyla hareket etmektir. Türkiye’nin bugüne kadar yaptığı da tam olarak budur.
Devletler bazen savaş meydanında değil, krizleri yönetme becerileriyle büyüklüklerini gösterirler. Türkiye’nin bu süreçte sergilediği dengeli ve temkinli tutum, bölgesel bir yangının büyümesini önleme çabasının önemli bir göstergesidir.
Bütün bu gelişmelerin ortaya koyduğu en önemli gerçek şudur: Ortadoğu’da hiçbir savaş yalnızca görünen sebeplerle yapılmaz. Enerji hatları, jeopolitik kontrol, bölgesel güç dengeleri ve küresel rekabet bu savaşların arka planını oluşturur. İran ile ABD ve İsrail arasında yaşanan gerilim de bu büyük satranç tahtasının yeni hamlelerinden biridir.
Ancak bu satranç oyununda en ağır bedeli her zaman siviller öder. Bombalanan şehirler, yıkılan okullar ve hayatını kaybeden çocuklar bize savaşın gerçek yüzünü hatırlatır.
Sonuç olarak bugün yaşanan çatışmanın iki önemli sonucu olabilir. Birincisi, eğer kriz doğru yönetilemezse savaş bölgesel bir yangına dönüşebilir. İkincisi ise sağduyulu diplomasi devreye girerse taraflar büyük bir yıkım yaşanmadan geri adım atabilir.
Ortadoğu’nun artık yeni savaşlara değil, yeni barışlara ihtiyacı var. Çünkü savaş kazananı olmayan, sadece kaybedeni çok olan bir felakettir. En büyük temennimiz, bu ateşin daha fazla yayılmadan sönmesi ve bölge halklarının yeniden huzur içinde yaşayabileceği bir geleceğin kurulmasıdır.