İbrahim Kayaoğlu

Döve döve düzen kurmak

İbrahim Kayaoğlu

“Vur vur inlesin, bütün dünya dinlesin…” 

Slogan gibi ama aslında yeni dünyanın özeti. Gücün hoyratlaştığı, diplomasinin kabadayılığa dönüştüğü bir çağdayız. 
Önce savaş bakanlıkları kurup sonra “dünyaya barış getireceğim” diye sahneye çıkan lider… Önce kriz üretip sonra krizi yöneterek kahramanlık devşiren aktör…
Bugün Donald Trump üzerinden yürüyen olaylar tam da bu fotoğrafı gösteriyor. Vergiyi bir silah gibi kullanmak, yaptırımı bir tehdit sopasına çevirmek, bir ülkeye uçak satarken diğerine tarife bindirmek… 
Diplomasi masasında el sıkışıp, sahada farklı oyun kurmak… 
“Ya benimle olursun ya karşıma geçersin” diliyle dünyayı hizaya sokmaya çalışmak…
Bu sadece bir siyaset tarzı değil; bu, gücü kutsayan bir zihniyet.
Daha vahimi, adı yıllardır karanlık ilişkilerle anılan Jeffrey Epstein dosyasının gölgesi. O dosya yalnızca bir suç dosyası değil; küresel elitlerin kirli aynasıdır. İddialar, bağlantılar, uçuş listeleri, suskunluklar… Eğer bir gün o dosya bütünüyle açılırsa, sadece bir kişinin değil, bir sistemin yüzü ortaya çıkacak.İşte bütün gayret bütün olaylar O Dosyanın gölgede kalması.

O nun için;
Önceki gün Hamas lideri Kaldığı konuk evinde bombalanarak Şehid edildi.Dünyadan çıt yok.

Dün Venezuela Devlet başkanı eşiyle yatak odasindan alındı.ABD ye gotürüldü.Haps edilip yargılıyor.Dünyadan ses yok.

Bugün Rivayetler İran heyetiyle mutabakat sağlanarak andlaşma yapılıyor.Heyet ülkesine dönüp en üst kademeyle toplantı yapıyor.Toplantı esnasında O heyetin  48 üst düzey siyasiler, komutanlar ve İran Dini Lideri Ayetullah Ali Hameneyin de bulunduğu yer Bombalanarak öldürülüyorlar. Mutabakat varken Savaş başlıyor.
Bütün Dünya sessiz ve sadece izliyor.

Sorun şu: Dünya susuyor.
Koca devletler bir bahaneyle ya gücün yanında olma cabası icerisinde veya “itidal” çağrısı yapıyor. Çekinerek kınamalar, diplomatik cümleler, yuvarlak ifadeler… Oysa yapılan şey sıradan bir politik manevra değil; açık bir güç gösterisi. Gücü elinde tutan, hukuku eğip büküyor. Ekonomiyi silah yapıyor. Medyayı propaganda aracına çeviriyor. Ve en tehlikelisi, bunu normalleştiriyor.
Bugün “ya savaş ya biat” dili konuşuluyorsa, yarın bunun bedelini sadece hedef alınan ülkeler değil, sessiz kalanlar da ödeyecek. Çünkü zorbalık doymaz; büyür.
Peki Müslüman ülkeler ne yapıyor?
Dağınık, parçalı, birbirine mesafeli… Ortak bir duruş üretmekte zorlanan bir yapı. Böyle olunca ya yem oluyorlar ya da iyi yönetilen birer piyon. Kendi gündemine sıkışmış, büyük resmi kaçırmış bir coğrafya… Bu da küresel güçlerin işini kolaylaştırıyor.
Ama umut tamamen kaybolmuş değil.
Tarih bize şunu gösterdi: Zulmün karşısında bazen beklenmedik yerlerden ses yükselir. Hakikati açığa çıkaranlar, çoğu zaman sistemin içinden çıkan vicdan sahipleri olur. Eğer o kirli dosyalar bir gün gerçekten açılırsa, bunu çıkaracak olanlar yine Batı’nın içindeki cesur insanlar olabilir. Ama o hakikatle yüzleşecek olanlar, belki de zulmü gördükten sonra kalbi uyananlar olacak.
Güç her şey değildir.
Asıl güç, adaleti ayakta tutabilmektir. Asıl liderlik, korku salmak değil güven inşa etmektir. Asıl medeniyet, bombayla değil hukukla kurulur.
Bugün dünya bir yol ayrımında. Ya kabadayılık dili galip gelecek ya da insanlık yeniden hukuku ve ahlakı merkeze alacak. Eğer devletler korkudan susmaya devam ederse, yarın kendi kapıları çalındığında konuşacak mecali bulamayabilirler.
“Vur vur inlesin” diye kurulan düzenler, eninde sonunda kendi gürültüsünde boğulur.
Ve tarih şunu yazacaktır: Güce tapınanlar değil, adaleti savunanlar kazandı.

Yazarın Diğer Yazıları