İbrahim Kayaoğlu

Bir gönül insanıydı: Sadi Baba

İbrahim Kayaoğlu

Bazı insanlar vardır; gürültü çıkarmazlar ama bulundukları yere istikamet verirler. İşte Elazığ’da, Palu’nun Hasbek köyünden çıkıp eski adıyla Yığınki, bugünkü adıyla Aksaray Mahallesi’nde ömrünü tamamlayan Sadi Baba böyle bir insandı.

Babası Palulu Şeyh Mehmet Baba’nın oğlu… Ama onu farklı kılan soyundan çok hâliydi. Tasavvuf ehliydi; okuyan, tefekkür eden, konuştuğunda kelimeleri kalbe dokunan bir irfan sahibiydi. Çocuklarla balon şişirecek kadar naif, ilahi korosuna nota verecek kadar musikîye vâkıf, hoca ile fıkhı, siyasetçi ile ülkeyi ve dünyayı konuşabilecek kadar donanımlıydı.

Aksaray Mahallesi varoştu belki… Ama o mahallenin havası başkaydı. Çünkü orada kalpleri cilalamaya çalışan bir Sadi Baba vardı. Fakirlik vardı ama gönül zenginliği daha baskındı. Sofralar mütevazıydı ama kapılar açıktı. İnsanlar pırıl pırıldı. Efraim Yıldırım, Mustafa Uçar, Şeyh Bahaddin… Her biri çevreye enerji üreten birer santral gibiydi. O mahallenin elektriği kablolardan değil, gönüllerden akardı.

Sadi Baba dert dinlerdi. Dinlemekle kalmaz, dertlenirdi. Mahallelinin yükünü omuzlar, kimseyi yargılamadan, kimseyi ötekileştirmeden kalbe dokunurdu. Onun sohbet halkasında entelektüel insanlar da olurdu, işçi de… Akademisyen de gelirdi, sokaktan bir genç de… Çünkü o, dili değil gönlü esas alırdı.

Cenazesinde tanıdığım saygın bir psikiyatri profesörünün gözyaşları hâlâ hafızamda. Elazığlı değildi. Uzmanlık için geldiğinde Dini değerlerle ilgisinin olmadığını , fakat prof.Dr.Abdulbaki Türkoglu vesilesiyle Sadi Baba’nın sohbetleriyle hidayete erdiğini anlatıyordu. “Hayatımın yönü burada değişti” diyordu titreyen bir sesle. İnsanın diploması büyüdükçe kalbi küçülmek zorunda değilmiş demek ki…

Bazen bir tasavvuf ehlinin samimi nefesi, yılların ideolojik duvarlarını yıkabiliyormuş.
Sadi Baba’nın farkı şuydu: O, dini anlatmıyordu; dini yaşıyordu. Gösterişsiz, iddiasız, sahici… Onun yanında insanlar kendilerini güvende hissederdi. Çünkü orada menfaat yoktu, hesap yoktu, siyaset yoktu; ihlas vardı.

Bugün şehir büyüdü, binalar yükseldi, imkânlar arttı. Ama o mahallenin eski tadını arayan çoktur. Çünkü bir mahallenin gerçek zenginliği asfaltı değil, abisidir; ışığı değil, irfanıdır.

Sadi Baba belki bir kürsüde konuşmadı, televizyonlara çok fazla  çıkmadı, kitaplar çok yazmadı. Ama yazılmamış bir kitabın yaşayan satırlarıydı. Bir mahalleyi ayakta tutan görünmez direklerden biriydi.

Bazı insanlar ölmez; sadece gözden kaybolur. Onların izi, yetiştirdikleri gönüllerde yaşamaya devam eder.
Elazığ’ın bir dönemine ruh veren o güzel insanı rahmetle anıyorum. Rabbim mekânını cennet eylesin.

Yorumlar 1
Bilâl Gün 21 Şubat 2026 16:30

“Naif” kelimesi dilimize Fransızcadan geçmiş ve mânâsı acemi. Zannımca, “nahif” demek istediniz. “Nahif” ince, duygulu mânâlarına geliyor. Kayseri’den hayırlı “Ramazan”lar, hayırlı çalışmalar dilerim. ( Kayseri’de yaşayan bir Elâzığlı olarak.)

Yazarın Diğer Yazıları