Bir boğazdan büyük hakikat: Gücün farkında olmamak
İbrahim Kayaoğlu
Dünya haritasında ince bir çizgi gibi görünen Hürmüz Boğazı, aslında küresel düzenin nabzını tutan bir damardır. O dar geçitte yaşanan en küçük bir gerilim, sadece petrol tankerlerini değil; ekonomileri, siyasetleri ve hatta toplumların huzurunu sarsmaya yetiyor. Bugün gelinen noktada artık herkes şu gerçeği kabul ediyor: Hürmüz Boğazı’nın kısmen kapatılması bile dünyayı diz çöktürmeye yeter.
Peki asıl mesele bu mu?
Hayır.
Asıl mesele, böylesine bir gücün merkezinde bulunan Müslüman coğrafyaların, kendi potansiyelinin farkında olup olmadığıdır.
Çünkü gerçek şu ki;
Enerji kaynaklarının büyük bölümü bu coğrafyada. Petrol burada, doğalgaz burada. Stratejik su yolları burada. Tarım yapılabilir geniş topraklar yine burada. Genç ve dinamik nüfus da bu coğrafyada. Yani güç, aslında başkasının değil, bizzat bu ümmetin elinde.
Ama ne yazık ki bu güç; ortak bir akıl, ortak bir irade ve ortak bir hedefle yönetilemediği için dağınık, etkisiz ve çoğu zaman başkalarının planlarına hizmet eden bir unsur hâline geliyor.
Bugün İslam dünyasına baktığımızda, sınırlarla ayrılmış, politik çıkarlarla bölünmüş, mezhep ve etnik farklılıklarla zayıflatılmış bir tablo görüyoruz. Her ülke kendi derdine düşmüş, her yönetim kendi koltuğunu koruma telaşına kapılmış durumda. Oysa bu parçalanmışlık, sahip olunan gücün en büyük zafiyeti hâline gelmiş durumda.
Düşünün…
Eğer bu coğrafya sadece enerji politikalarında bile ortak hareket edebilseydi, küresel dengeler tamamen değişirdi. Kaynaklar bilinçli ve koordineli bir şekilde kullanılsa, ne ekonomik baskılar bu kadar etkili olabilir ne de siyasi dayatmalar bu kadar kolay kabul ettirilebilirdi.
Üstelik bu bir savaş çağrısı değil.
Tam aksine, bu; savaşmadan kazanmanın, güç kullanmadan etkili olmanın, yani aklı ve birlikteliği merkeze almanın çağrısıdır. Çünkü bugün dünyayı yöneten asıl güç; silah değil, sistem kurabilme ve o sistemi sürdürebilme kabiliyetidir.
Ne yazık ki bizler, çoğu zaman sahip olduğumuz nimetleri kriz anlarında fark ediyoruz. Hürmüz Boğazı gündeme geldiğinde “Biz aslında güçlüyüz” diyoruz. Ama kriz geçince yine eski dağınıklığımıza geri dönüyoruz.
Oysa bu sadece bir ihtimal değil.
Bu, kaçırılmış bir gerçekliktir.
Bugün yapılması gereken şey; hamasi söylemlerle günü kurtarmak değil, uzun vadeli bir bilinç inşa etmektir. Eğitimden ekonomiye, enerjiden diplomasiye kadar her alanda ortak aklı önceleyen bir yaklaşım geliştirmektir.
Ümmetin uyanışı, sadece duygusal bir çağrı değil; stratejik bir zorunluluktur.
Çünkü artık dünya eski dünya değil. Güç dengeleri yeniden kuruluyor. Ve bu yeni düzende ya kendi hikâyemizi yazacağız ya da başkalarının yazdığı senaryolarda figüran olmaya devam edeceğiz.
Hürmüz Boğazı bize bir şeyi hatırlatıyor:
Güç bizde olabilir.
Ama o gücü anlamlandırmak ve yönlendirmek bizim elimizde.