Statüko, değişim ve dönüşüme kapalı ve öteden beri sürüp gelen ve halen var olan mevcut durumu ifade eder.
Tarihi değişimlere ve dönüşümler yön veren halkın ve liderlerin tercihleridir.
CHP jakoben bir partidir. Bu anlayışı hiçbir zaman değişmemiştir. Bunun nedeni, kendilerini devleti kuran parti olarak görmelerinden kaynaklanmaktadır. Kendilerini bu devletin sahibi ve toplumun efendisi gibi görmektedirler.
CHP'nin siyasi serüveni sürecinde parti lideri ve yönetici kadroların değişmesi ile birlikte zaman zaman pragmatist politikalar takip edilmekle birlikte jakoben ve statükocu yaklaşımlar hiç değişmez.
Kişilerin ve kadroların değişmesi yeni statükolar oluşturmakta birlikte hiç bir zaman anlayış değişikliği oluşmamaktadır.
Parti yönetimi ve seçmen kitlesi, kendilerine oy vermeyen kitleyi "koyun" "cahil" "makarnacı" gibi aşağılayıcı sözler ile sınıflandırarak dışlamaktadırlar.
Atatürk'çü olduğunu iddia etmelerine rağmen, Hakimiyet, kayıtsız şartsız milletindir diyen Atatürk'e rağmen seçim sonuçlarına saygı duymayarak seçilen Cumhurbaşkanına diktatör diyebilecek kadar hadlerini aşarak kendileri ile çelişkiye düşmektedirler.
Yine Atatürk, köylü milletin efendisidir demesine rağmen, kendilerine oy vermeyen köylüleri aşağılayarak suçlamaktadırlar.
Sözde demokratik sistemi savunmalarına ve demokrasilerde her vatandaşın oyunun eşit olmasına rağmen, kendilerine oy vermeyen insanları "bunların oyu ile bizim oyumuz birmi" diyerek rencide etmektedirler.
Özellikle seçim çalışmaları sırasında Kemal Kılıçdaroğlu liderliğindeki CHP, her kesimden seçmenin oyunu alabilmek için özgürlükçü ve statükoya karşı yalancı bir söylem geliştirsede, seçmen tarafından yeterli karşılık görmemektedir. Çünkü CHP'nin siyasi geçmişinin bağajı ve parti içindeki diktatoryal ve statükocu anlayış halka güven vermemektedir.
Batı'daki sosyal demokrat partilerin oy tabanları, dar gelirli ve hakları gasp edilen, özgürlük talebi olan kitlelerden oluşmasına rağmen, ülkemizde kendisini sosyal demokrat olduğunu tarif eden CHP ise batıdaki ve sahil kentlerinde ki ekonomik durumu iyi olan ve özgürlüklerini alabildiğine yaşayan kesimlerden oy alabilmektedir.
Batıdaki CHP türevindeki sosyal demokrat partiler halktan yana ve özgürlükçü tutumları ile bilinir. Ama söz konusu ülkemiz ve CHP olunca baskıcı, statükocu ve dayatmacı örneklerle doludur.
CHP'nin bağajına baktığımızda tarih boyunca bunun hep böyle olduğunu görmek mümkündür.
Partiyi eleştirdiği için Sabahattin Ali'yi öldüren CHP'dir.
İktidarları süresince Nazım Hikmet'i davalar açarak mahkemelerde sürğndüren ve hapislere atan yine CHP yönetimidir.
Necip Fazıl dan Osman Yüksel Serdengeçtiye kadar farklı düşünce olup kendi statükolarını eleştiren birçok aydını hapislerde çürüten, çıkardıkları dergi ve gazeteleri kapatan yine CHP'dir.
Dillerinden düşürmedikleri, Deniz Gezmiş'in idamı için olumlu oy kullanarak asılmasına neden olan yine CHP'dir.
Eğitim, siyaset ve kamusal alanda başörtüleri ile varolmak isteyen kadınlara bu hakkı tanımamak için her türlü girişimde bulunarak anayasa mahkemesine başvuru yapanda yine bu statükocu CHP idi.
CHP yıllardır iktidar olamadığı gibi Kemal Kılıçdaroğlu da bir kaset operasyonu ile istifa ettirilen Deniz Baykaldan sonra, 2010 yılında yapılan kurultayda genel başkanlık koltuğuna geçtiğinden beri Erdoğan'a karşı hiç bir seçimde başarılı olamadı.
Pandemi ile birlikte Rus Ukrayna savaşının küresel piyasaları etkilediği gibi ülkemizde de derin etkilerini gösterdiği va ayrıca depremin oluşturduğu ağır şartlara rağmen yapılan 14 ve 28 Mayıs seçimlerinde bir kez daha yenilmiştir.
Bütün başarısızlıklara rağmen sayın Kılıçdaroğlu'nun kendi liderliğini ve parti yönetimini sorgulayarak özeleştiri yapmak yerine yine her zaman olduğu gibi üstenci bir bakış açısı ile kendisine oy vermeyen seçmen kitlesini suçlama kolaylığına kaçmaya devam etmektedir.
Kılıçdaroğlu, 2018 yılında, Eskişehir’de sanayicilere yönelik yaptığı konuşmasında, “Türkiye'nin geleceği konusunda oturup, dertleşmemiz lazım. 'CHP statükocu parti'. Doğrudur, bir dönem statükocu partiydi. Son 6- 7 yılda en değişimi yaşayan parti CHP'dir" ifadelerini kullanmasına rağmen, statükonun en yoğun ve baskıcı yaşandığı dönemde kendi dönemidir.
Kılıçdaroğlu döneminde CHP'nin halka rağmenci kurumsal anlayışı devam etmekle birlikte mezhepsel ve etnik bir anlayışa savrulduğunu görülmektedir.
CHP'nin geleneksel ulusalcı yapısı, şimdiki statükocu anlayış ile başta parti meclisi olmak üzere il ve ilçe başkanlıklarına kadar mezhepçi ve etnisiteye sahip anlayışların kontrolüne geçmiştir. Yeni CHP artık mezhepçi ve etnik bir parti kimliğine bürünmüştür.
CHP'nin başına geçtiği 2010 yılından beri girdiği tüm seçimleri kaybetmesine rağmen genel başkanlık koltuğunu bırakmamaktır. Hiçbir ilde ön seçim yapmadığı gibi gurup başkan vekilleri için bile seçim yapmamaktadır. Parti içinde kendisine muhalefet eden herkesi harcamıştır.
Parti içi demokrasi diye kutsadıkları değerler yok edilmiştir. Partideki tüm ulusalcı ve Atatürk'çü kesimler dışlanmış, milli değerler ile sorunlu ve terör örgütlerine sempatisi olanları etkili ve yetkili konumlara gelmişlerdir. CHP'nin basın yayın organlarında genel başkan veya yönetim hakkında en küçük bir eleştiri yapan yazarlar kovularak linç edilmektedir.
Bugünlerde Kemal Bey'in bütün başarısızlıkları nedeni ile parti içi tartışmalara rağmen oturduğu koltuktan kalkmayacak üçüncü sınıf ülkelerin parti başkanı gibi davranan yine CHP'nin kurumsal yapısıdır.
Kısacası, dünyadaki çok hızlı hareket eden sosyal ve siyasal değişimlerin CHP'de değişim ve dönüşüm yapması mümkün değildir. Çünkü her zaman olduğu gibi
Statükocu CHP varlığını devam ettirmektedir.
Değişim çağrılarının parti içinde sıkça tartışıldığı bu dönemde, değişimden anladıkları tek şey koltuklara kimin oturacağından ibarettir.
Cumhuriyet Halk Partisinde halkın duygu düşünce, ihtiyaç ve inançlarına yönelik politikalar hiç bir zaman olmadı ve bundan sonrada olası görünmemektedir.