Hanifi Yavaş

İtaat ve Başkaldırı Arasında Biat

Hanifi Yavaş

Günümüzde, özellikle seküler kesim, dindar-muhafazakar kesimin tercih ve seçimlerini eleştirirken, onların körü körüne inandığını, siyasal tercihlerini ve ilişkilerini Biat kavramı üzerinden açıklamaya çalışırlar.

Biat kavramının ne anlama geldini bilmeyen konu hakkında hiç bir okuması olmayan bu insanların, biat kavramı üzerinden yaptıkları eleştiriler cehalet ve kolaycılıktan başka bir şey değildir. 
Oysa bu insanların özellikle siyasal tercihleri ve bunlara olan bağlılığı dindar muhafazakar kesimlerden çok daha keskin ve katıdır. Yapmış oldukları tercihler, bağlı oldukları siyasal anlayışın tüm yanlışları ve eksikleri hiç bir şekilde eleştirilmediği gibi kılıf aranarak savunulur ve asla tercihlerini değiştirmezler. 
Bu tespitlerden sonra Biat kavramının ne olduğunu anlamaya çalışalım. 

Bu tespitleri yaparken ilahi buyruklara ve buyruklara muhatap olan insanların uygulamaları ile açıklamaya çalışalım. 

Biat'ın sözlük anlamı, bir kimsenin yönetimini veya eğemenliğini tanıma anlamına gelir. 

Biat kavramı dini olduğu kadar aynı zamanda siyasi bir kavramdır. 

İslami literatürde, lideri veya devlet başkanını seçme, belirleme ve İslam hukuku içerisinde ona bağlılık göstermektir. 

İslâmi yönetimlerde buna, idare edenle, idare edilenler arasında yapılan, seçim veya bağlılık karakteri taşıyan sosyopolitik bir sözleşmede diyebiliriz. 

Allah, insanı vermiş olduğu akıl ile  özgürleştirmiştir. İyiyi - kötüden, doğruyu-yanlıştan, hakkı-batıldan ayırma yeteneği olan insan, sahip olduğu bu yetenekleri sayesinde sorumlu da tutulmuştur.

Hemen şunu belirtmek gerekir ki, 
İslama göre biat kişilere değil, onların temsil ettiği inançlara olan bağlılığına yapılır. 
Kişi yada onun temsil ettiği kuruma, bu inançlara bağlı kalmak kaydı ile itaat edilir. Bu bir çeşit sözleşmedir. Sözleşme şartlarından uzaklaşıldığında verilen sözler hükümsüz olur. 

Tarihi süreç içerisinde bağlamından koparılarak bireyleri ve toplumu idare etmenin en kolay yolu olarak biat kavramı,   kişisel çıkarlar için kullanılmıştır. Zalim idareciler yaptıkları yanlışlara karşı toplumun tepkisini bastırmak için bu anlayışı kullanmışlardır. 

İnsanlada sorumluluktan kurtulmak için bu kavramı psikolojik bir zihin algısı olarak kabul etmişlerdir. 
Tarihi süreç içerisinde bireylerin, sorumluluktan kurtulmak için  yaptığı en kolay şey biat etmek olduğunda görülmektedir. Çünkü biat edince, birey olarak kendini tüm sorumluluklardan kurtulmuş olduğu düşünülüyor. Bir otoriteye ya da toplulukla alınan bir karara uyum sağladığında bu kararın sorumluluğunu da almamış oluyorsun. Bu düşüncede sorumluluktan kaçmanın bir başka kolay yolu. 

Biat kültürü ile birilerine tabi olanlar bir müddet sonra adı, lider, şeyh, abi, üstad vb olan kişileri masumlaştırmakta, yaptıkları her davranış ve aldıkları her kararda hikmet arayışına girişirler. Çünkü o hata yapmaz, yapmışsa bir nedeni vardır. Artık bu aşamada, o biat edilen kişilerin davranışlarının İslama ne kadar uygunluğu değil, İslamı, bağlı oldukları kişinin davranışlarını meşrulaştırmak için yorumlamaya başlarlar. İslamın temel ilkeleri unutularak, kurandan zorlama yorumlar ve peygamberin hayatından yaşanan olaylar ile delillendirirler.

Siyasi hareketlerde olduğunu gibi dini yapılardada bu kavram alabildiğine istismar edilmektedir. Birçok oluşum kendi otoritesini meşrulaştırmak için bu kavramı bağlamından kopararak kullanmaktadır. 
Bunun en açık uygulamasını İslami siyasi hareketlerde, tarikat ve tasavvuf anlayışında da görmek mümkündür. 
İslami siyasi hareketlerde lider sorgulanmadıpı gibi tarikatlardada"mürit, şeyhin yanında musalla taşındaki ölü gibi olmalıdır." öğretiside bu çarpık biat anlayışının tasavvuf boyutundaki yansımasıdır. 

Oysa İslami terminoloji bir bütün olarak ele alındığında bunun ne kadar yanlış olduğunu görürüz. 

Nisa 59.ayette belirtildiği gibi emir sahiplerine ancak Allah'a ve Resulüne itaat ettikleri müddetçe itaat edileceği vurgulanmıştır. 
Ayrıca, Lokman suresi 14-15 ayetlerde, Allah'ın apaçık emirlerine karşı gelinmesi durumunda hiç kimseye itaat edilmeyeceği açıkça belirtilmiştir. 
Bakara 166 ayette ise çok çarpıcı bir şekilde idare edenlerle edilenlerin, ahiret hayatındaki durumlarını anlatılmaktadır. 
"Kendilerine uyulanlar o gün azabı görünce, kendilerine uyanlardan uzaklaşacaklar, aralarındaki bütün bağlar kopacaktır." 
Kuran açıkça idare eden ve edilenleri, yapmış oldukları yanlışlar nedeni ile sorgulayacağını açıklayarak, hiç kimseye mutlak ve koşulsuz itaat olmadığını göstermektedir. 

Hz. Ebubekir, peygamberi  vefatından sonra halife seçildiğinde, Allah ve Resulünün yolundan ayrıldığında, halkın kendisine itaat etmesinin gerekmediğini belirtmesi önemli bir uygulama referansıdır. 

Hz. Ömer (r.a.) Halife iken bir Cuma namazında hutbede “Ben haktan ayrılırsam ne yaparsınız ” diye sorunca, Sahabe efendilerimizden biri ayağa kalkarak kılıcını çekmiş ve şu cevabı vermiş “Seni kılıçlarımızla düzeltiriz ya Ömer" demiş.
Hz. Ömer (r.a.) de ellerini açarak; “Ya Rabbi. Sana şükürler olsun ki ben senden gaflete düşersem, senin adaletinden ayrılırsam, beni kılıcıyla doğrultacak cemaate sahibim” diye şükretmiştir. 

Gerek ayetlerde ve gerekse ilk dönem halifelerinin uygulamalarında görüldüğü gibi biat kavramı körükörüne bir itaat değildir. Hatta tam aksine Allah ve peygambere uyulmadığı takdirde itaatsizliğin şart olduğu ve bu yapılmadığı takdirde sorumlu olacağımız açıkça belirtilmiştir. 

Bunun içindir ki biat, haktan sapan, doğru yoldan ayrılan liderlere ve onların kurdukları düzene itaat değil başkaldırıdır.

Yazarın Diğer Yazıları