Niyetimiz sulhtur, barıştır bizim
Sulha, barışa yok mu, güçlü azim?
Sulh, güneşin doğuşu kadar aziz
Işıklı yolda yürüsün insanlık...
BÖLUNMEYIN
Fırka fırka bölünmeyin, parçalanmayın
Devlet kudreti kayar elinizden
Kötü sözler, çıkmasın dilinizden
Kimseyi alay ederek anmayın
Hak bildiğiniz yoldan da dönmeyin
Gönüller incinmesin halinizden
Sevgidir bağımız, şefkat ağımız
Edebe yoldur ufkumuz, dağımız
BÖYLE GELMİŞ BÖYLE GİDER Mİ?
Gün doğar, gün batar; böyle gelmiş böyle gider!
Ne garip, ‘iskeleti olmayan ham ve cüce fikir’
Ey heybetli mazim, hani nerede zengin istikametim?
Ezanım; günün beş vaktinde, ‘Salah’ der, 'Felah’ der!
Gel gör ki, koca gemiyi bir türlü iflah olmaz ifrat çeker!
Sancım, vücudumu saran bütün ağrılarım;
Hasrete yanmayan gözlerin adımları nereye?
İdrake dokunmaz mı, bunca gönül yangınları...
GECENİN YARISI
Gecenin yarısı, o kadar ıssız...
Herkes, kendi sükûtunu dinler
Sessizlik çığ gibi yüreklerde!
Nefes alışınız, kalbiniz dinler
Uyku, sade göz kapakları iner
Hisleriniz akıl süzgecindedir
BAHAR MI KIŞ MI?
Bahar mı, kış mı bizim yaşadığımız?
Soğuk rüzgârlarla tanıştığımız,
Ağaçların çiçek çiçek açtığı günler...
Yeşilin örtüsünde beyaz duvaklar...
Kış mıdır, bahar mı bizim yaşadığımız?
DÜŞLERİMİZ
Düşlerimiz, kâh kıyamda, rükûda, kâh secde de...
İhlas okur, tekbirlerle vaktin alnından öper
"Allah Bir! “sedası, nura gark ederken cümle âlemi
Gönül vuslatın da bir pervane misali döner
Kâinat, en zerresiyle ZİKİR halinde döner.
GELECEK NESİL
Akıllarda, yüreklerde, "gelecek nesil!"
"Sahabe Asrı!" özlemiyle, yeşerir dualar
"Ümmeti! Ümmeti!" diyen, Resulün izinden;
Yirmi birinci asrı ihata eden nesil...
Öyle bir nesil ki, ufukları açan bir nesil!
BİZİM NESİL
Bizim nesil, nelere şahit olmadı?
Derde, kedere, hüzne, gözyaşına!
Sabır, sükût dedi, vakit dolmadı!
Metin ol dedi, yürekler bir ağızdan
Metanet, saçını başını yolmadı!
Yüreği kıyamda, gözler ufukta...
Güneşin doğacağı anı bekler...
YİRMİ BİRİNCİ ASIR
Firavunlar, Nemrutlar ölmedi mi?
Şu fani âlemin deccalları
İnsanlık sözünü söylemedi mi?
Hele, mazlumun düştüğü halleri...
Yirmi birinci asır uygarlığı,
İçten içe yaralı, berelidir...
Âli bir dünya ister, yüreğim
İnsanlığın hür olduğu bir dünya...
HÜRMÜZ DEDİĞİN
Hürmüz dediğin, petrolün boğazı
Kürksüz, cengâver Horasan yağızı
Zalime, zorbaya vermez azığı
Şehri yârdır, doğru sözün erbabı
Hâ Hürmüz’dür, hâ hürriyet boğazı
Bu yerlerin hep sert eser poyrazı
İfrat ile tefritin derin girdabı
O girdaplar sanki deniz batağı...
YİNE AKSAM
Yine akşam, gönül ışıkları yandı
Vakit, tekbir sedasında uyandı
Ay göründü semadan, yıldız aktı
Karanlığın üstüne düşlerim aktı
Yine akşam, günün yorgunluğu sardı
Vakit yorgan oldu, ruhumu sardı
BULUTLAR YÜRÜR
Bulutlar yürür, esen rüzgârda...
Efkârım dağılır, serin havada
Toprak buğulanır, lâtif bir koku
Baharın esenliğine müjdeler
Yemyeşil bir örtü, toprağa döşek
Sevincini yaşa, börtü-böceğin!
MİHRAPDAN MİNBERE
Mihraptan minbere, kalbime dokun
Besmele lafzıyla çekilen okun,
Şuuruna varayım her bir sözün
Erdemli her sözle ağarsın yüzün...
HER ŞEHRİMİZE
"Her şehrimize bir, Ömer" gerek
Asrı, Ömer'in yüreğinde hisset
Sevdası Ömer olan, "adil" olur
Tüm zamanını, "adalete" hasret!
Yarabbi, bana niyetimi nusret
YİRMİ SEKİZ ŞUBAT
Yirmi sekiz Şubat, "petrol savaşı"
Bütün hıncıyla yüklenir, Doğu'ya!
Güneşin doğduğu yerde, Uygarlık!
Kapitalizmin ruhunda, "Bedevilik!"
Kalpleri kaskatı, sağırlık çökmüş!
Bütün asli değerleriyle çökmüş
Vahşi bir dünyanın yıkımında,
Koca şehirler; tarih, uygarlık...