İnsan kendinden, kalbinden uzaklaştı
Ufka bakan gözleri ağırlaştı
Ahir düşüncesinde sağırlaştı
Dünyaya, 'dertlerine'yakınlaştı
İnsani matem, kalbi katılaştı!
Çığlıkların yükseldiği yerdeyiz
DÜNYA BİR YANI ZEHİR
Dünya, bir yanı zehir; bir yanı bahir
Kâmil insanın iffetinde tahir
Fıtratında gizli, lâtif ve mahir
Sinan'ın mühründeki heybet, "hakir!"
Nefsine dokunan kavramdır, "fahir!"
İnsanı yücelten ufkudur, "ahir"
DÜŞLERİMDEDİR
Düşlerimdedir, "huzura çıkan yol"
Hikmet deryasından, dolup taşan yol
Yunus, Mevlâna gönlünde akan yol
Hakkı birleyenlerle uzanan yol
Sevgiye hasret gözlerle bakan yol
Asude bahar için saf tutan yol
Bir hilal gibi asrı bezeyen yol
İnsana, gaye-ufuk gösteren yol
NEFSİN RÜZGÂRI
Nefsin rüzgârı her zaman sert eser
Tahribatı, keder üstüne keder
Zulme dönüşür, nefesleri keser
İnsan bile kendi nefsinden bezer
Kalmaz âlemde insani değer
Kalbi ses yükselir, "artık yeter!"
Nefsin hilesinde zevali yaşar
ŞU DÜNYAYI KALBİME TAŞISALAR
Şu dünyayı kalbime taşısalar
Sükût veren sırrını bir görseler
Sadece kalbin ritminde dursalar
Delil ve nakışlara yer verseler
Hüzne, çileye merhaba deseler
Sevgiye, muhabbete harman yeri
Kalp, ilahi tecellinin eseri
YİRMİ BİRİNCİ ASRIN FETHİ…
Yirmi birinci asrın fethi nedir?
Yeni bir fethe giden yol, sır nedir?
Ey can, insanı ne kadar fethettik?
Derttir; derdime yol, yordam ararım!
Tarihi baştan aşağı tararım
Ufuklara nazar eder, sorarım;
Bayrak Şairinde, "fetih şarkısı"
O kadar yürekleri okşadı ki,
Özümdeki, fetihleri sorarım
İKİNDİ VAKTİ
İkindi vakti girmek üzeredir
Gölgeler yürür kavlince yerindedir
Vaktin hükmü nazarı dillerdedir
Yavuz at üstünde acep nerededir?
Gözlerim, rüzgarlarla perdededir
İŞİNİZİ AŞINIZI SEVİNİZ
İşinizi, aşınızı seviniz
Can olur, yar olur size eviniz
Dostunuzu, çevrenizi övünüz
Meyve veren ağaç gibi görünüz
Sadece görmekle değil, seviniz
Hataları, kusurları siliniz!
Yüreğinizle bitlikte geliniz!
Ey güzel ahlak, yürüyüşümde ol
ŞU KÂİNAT ŞU ÂLEM
Şu kâinat, şu âlem, şu dünya
İsmi ne kadar mahzun, öksüz, zarif...
Zarafeti yıkıyor, fani oluşu
Hak katında, üç günlük misafirhane;
Üç vakit, mazi, hal ve gelecek!
Geleceği inşa kaygısında...
Dünyanın garip ve içli yolcusu
Göç geldi mi, sadece kefeniyle
İmanı, ihlası hayır ve hasenatı...
ŞEHRİYAR
Şehriyâr, ne güzel bir isim, sıfat
İçine sığdırmış bütün ahengi
Zamanı kucaklayan mazruf sanat
Haydar Baba, eserlerin mihengi
Mısraların neşesi aşk-ı rı'fat
Şehriyar'ın cismidir artık ferhat!
ÖYLE MAHZUN BAKMA
Öyle, mahzun mahzun bakma ey yâr
Âlemin sensiz sükutu bana dar
Şiirin bacasından tüter efkâr
Bu aşkın sızısı bitmez ki naçar
Buz gibidir sanki yüreğimde kar
Faslı bahar üstüme nar taneler
EYLÜL
Ey sararmış gonca gül desem sana
Bir yüzün hüzne, bir yüzün zevale...
Akar gidermiş idrakim kemâle...
Saçlarımı beyaz alevler aldı!
Ey sonbaharım mahzun durma bana
Bir omuzum çökük günahtan yana
Hazan rüzgarına döktüm ahımı
Sevdalarım kül etsin günahımı