Bed­ret­tin Ke­leş­te­mur

Şiir, sanat, musiki, spor ve Elazığ şehri…

Bed­ret­tin Ke­leş­te­mur

Elâzığ Şehrimizde güzel bir hafta sonu geçirdik. Bu yazımızda bizler, Şiiri, Sanatı, Edebiyatı, Musikiyi, Sporu bilim ahlakı çerçevesinde bir bütün olarak değerlendiriyoruz. İktisadi hayatımızın çeşitliği ve zenginliğinin söz konusu kültür motivasyonunu güçlendirdiğini düşünüyoruz.

19 Eylül 2026 Cumartesi Günü, “29.ncu Uluslararası Hazar Şiir Akşamlarının final programında şairler kürsüye çıkıyorlar… Sanatçı Ender Balkır bu yöreyle ilgili eserlerin yorumunu icra ediyorlardı…”

Bu tarihi program ile ilk hafızalarımıza, Atatürk’ün Hazar Gölü ile ilgili sözleri geliyordu; “Doğu, Yalova’nın bir eşini bu kıyılarda görmüş olacak ve buraya medeniyet gelecek!”

Hazar Gölünü artık bizler, “Türk Dünyasının Issık Gölü nazarıyla bakıyor ve Gönül Coğrafyamızın Medeniyet Havzası…” olarak düşünüyoruz.

19 Eylül 2026 Cumartesi Günü, Elâzığ Belediyesinin bu yıl 6.ncısını düzenlediği, “Tarım, Hayvancılık ve Gıda Fuarı…” bizlere ‘tarladan tüketiciye uzanan serüveni…’ anlatıyor. Bu milletin günün üç vaktinde sofrasını hazırlayan unsurlardan/ veya ‘tarım gerçeğinden vazgeçemeyeceğini…’ anlatıyor.

19 Eylül 2026 Cumartesi Günü, Seza Çimento Elâzığspor kendi saha ve seyircisi önünde, “Lider Aliağa FK’yı 5-0 yenerek şampiyonluğa emin adımlarla bir yürüyüşün habercisi oluyordu!”

Elâzığ Şehrinde, tabiri caizse, “Sporunda, Şiirinde, Musikinin de Sanatında, ‘ilim muhitiyle beslenen’

Bizlerde farklı bir anlamı ve çağrışımı vardır.”

Erdemli insandan, erdemli topluma/ veya erdemli şehre derken, “parça bütünde güzel!” ilkesiyle hayatın bütün fonksiyonlarına yaklaşmak istiyorum.

Bugünkü yazımızda, örneklerle yola çıkmak istiyorum. İnsanımızın, bu örnekler üzerinde düşünmesini arzu ederim. Ömer Hayyam (1048-1131) bizler felsefi Rubailer (dörtlükler) ile edebiyat tarihimizde biliyoruz.

Bir gerçek var ki, Ömer Hayyam, “dünyaca ünlü bir matematikçi ve astronomdur.” Güneş Yılı esasında dayalı olarak, “Celali Takvimini…” hazırladığını da bilmekteyiz.

28.nci Uluslararası Hazar Şiir Akşamlarını, “Altaylardan Hazar’a” temasıyla, Kutadgu Bilig yazarı Yusuf Has Hacip anısına düzenlendiğini biliyoruz. 11.yüzyılda yaşamış bulunan Yusuf Has Hacip ’in, Kutadgu Bilig isimli eserini “aruz vezniyle şiir formatında…” kaleme aldığını biliyoruz.

Yusuf Has Hacip sadece bir şair değil, “Karahanlılar döneminde yaşamış bir siyaset bilimi, astronomi ve bilge kişiliğiyle…” ön plana çıkar.

2016 Yılında Uluslararası Hazar Şiir Akşamlarının 23.üncüsü, “Türkçe temasıyla Ali Şir Nevai anısına yapılıyordu…” Ali Şîr Nevâyî (1441-1501), Çağatay edebiyatının en büyük şairi, düşünürü ve devlet adamı olmasının yanısıra, “astronomi, matematik, musiki ve hat sanatı gibi bilim ve sanat dallarında…” döneminin önemli bir bilim adamıydı.

Hafızalarımızı biraz yoklayalım, “Timur İmparatorluğunun hükümdarı Uluğ Bey (1393-1449), döneminin büyük bir astronom ve matematikçisidir. Uluğ Bey’in, Semerkant’ta bir rasathane kurduğunu bu alanda eserler kaleme aldığını da biliyoruz. Bu önemli devlet adamının, “şiir, sanat ve edebiyatın içerisinde önemli bir faktör olması…” günümüz insanına da ufuklar açıyor.

Farabi (872-950), İslâm felsefesinin ve bilim tarihinin büyük dehalarından… Batı dünyasında, “Alpharabius” olarak bilinir. Aristo’dan sonra insanlığın en büyük öğretmeni olarak kabul edilir.

“Muallim-i Sani” yani, “ikinci Öğretmen” unvanına sahiptir. İnsanlık alemine kalıcı eserler bırakmıştır.

Böyle mükemmel bir insanın/ veya bilim adamının, “İslam müzik teorisinin ve musiki ilminin kurucusu ve babası olarak…” anıldığını biliyor muydunuz?

Ne kadar güzel söylemişler, “Şiiri, Sanatı, Edebiyatı, ‘ilim muhiti besler”

İbn Sina (980- 1037), İnsanlık âlemi, modern tıbbın babası olarak kabul etmektedir. İbn Sina, “sağlığı korumanın ilk şartının spor olduğu görüşüne ağırlık vermişler. Binicilik, okçuluk ve hızlı yürüyüşü sağlık açısından önermişler…” Sporsuz, sanatsız bir hayat bizlerce de ‘ufuksuz, gayesiz, manasız bir hayattır’ diyebiliriz.

Danimarka’nın ünlü bilim adamı, Niels Henrik (1885-1962)’in, “kuantum mekaniği ve atomun yapısının anlaşılması üzerinde yaptığı bilimsel çalışmalarla 1922 tarihinde Nobel Fizik Ödülü…” aldığını biliyoruz. Bu bilim adamının, aynı zamanda, “Danimarka’nın ünlü kulüplerinden Akademisk Boldklub’da yetenekli bir futbolcu olduğunu…” ne kadar biliyoruz.

Bizim ülkemizde, “Beden eğitimi ve sporun bilimsel temele oturması yolunda emekler harcayan bir ilim insanı Selim Sırrı Tarcan’ı da…” bilmeliyiz. Bu insanımız, İsveç’te sporun anatomik ve fizyolojik eğitimini alıyor, eserler veriyor. Ülkemizde de Milli Olimpiyat Komitesi’ni kurucusu unvanına sahiptir.

20 Mart 1976 tarihli Cumhuriyet Gazetesi’nde, Elâzığspor ile ilgili bir haber dikkatimizi çekti. Bu haberde, Elâzığspor Teknik Direktörü Naci Erdem’in Cumhuriyet Gazetesi’ne yaptığı röportajda, “Elimdeki

futbolcuların 11’i Üniversite 5’i lise öğrencisi…” takım oyununda çok başarılı bir grafik çiziyor. Kupada, Göztepe ile Çeyrek finali oynuyor…O yıllar, bizim nesil tarafından da sıklıkla konuşulur. Spor, öncelikle bir kültürdür, bir sanattır, toplumla bütünleşen iç dinamikleri güçlü şehrin aksiyoner yüzüdür.

15.nci yüzyılın, ‘rönesans hükümdarı Fatih Sultan Mehmet…’ Avni mahlasıyla yazan iyi bir divan şairidir. Dönemin müzisyenlerini, ressamlarını, sanatçılarını makamında ağırlamış ve korumuştur.

Fatih’in, “binicilik, atçılık, okçuluk, güreş ve avcılık gibi…” asrın önemli spor dallarını önemsediğini/ veya kurumsallaşmasında çaba gösterdiğini biliyoruz.

29ncu Hazar Şiir Akşamları Şehriyar anısına yapılıyordu. Bir doğa bilimcisi, tıp tahsilini son sınıfına kadar yapmış düşünür, doğu edebiyatını, dil bilimi ve şiirin ekolleri üzerinde derin etkiler bırakan mütefekkir Şehriyar, Türk Dünyasını Birleştiren aydın kimliğine sahiptir.

Bizim medeniyetimizin köklerinde, “bilim hayatının açtığı o derin ufkun çerçevesinde; şiiri, sanatı, edebiyatı, musikiyi ve sporu birlikte düşünürüz.” İnsanı çepeçevre kuşatan şu ömür bahçesinin bilumum güzelliklerinden, zevk ve estetiğinden, rengarenk ihtişamından istifade etmek… O sebepledir ki, ‘ilim insanımızın hayata çok yönlü bir bakışı olduğunu…’ görebiliyoruz. Ruh ve gönül dünyamızı besleyen/ veya emziren bilumum değerler bütününde bizler, ‘sanatı, edebiyatı, musikiyi ve sporu…’ görmekteyiz.

Elâzığ Şehrinde, 19 Eylül Tarihi bizlere böyle bir, ‘erdemli bakışı ve düşünceyi çağrıştırmıştır’

Selam ve Muhabbetle

Yazarın Diğer Yazıları