Bed­ret­tin Ke­leş­te­mur

Nasıl bir asır

Bed­ret­tin Ke­leş­te­mur

Nasıl bir asır, kasırga kopuyor

İnsan, kendi fıtratından kopuyor

Şu âlem yörüngesinden kopuyor

Düşler, daha koyuya boyanıyor

İnsan artık kedere uyanıyor

INSAN

Insan ölmeyecekmiş gibi yaşar

Kâh hevesleri öfke şelalesi

Azgın nehir gibi kabından taşar

Sarar ufkunu dünya meşalesi

Köpüren hevesler kibirle düşer

Yakar âdemi, elem velvelesi

ÖLÜMÜN ÖNÜNDE

Ölümün önünde ne kale, duvar

Ölüm mü, önünde bentleri yıkar

Yakar Huda'dan, gözyaşı dökerek

Bilirim şu nefis, dünyayı sever

Hergün fani dünyadan amansız göç

Her geçen gün daha yalnız, daha ıssız

Sükûtun sessiz çığlığını dinler

ÖLÜM

Ölüm, dünyanın tadını alıyor

"Ölümlü Dünya" adını alıyor

Hey gidi, ecel seni de alıyor

El-Hak, Rabbim baki kalıyor

AĞAÇ OL

Gölgesiyle meyve veren ağaç ol

Sözü, ezip büzüp bükme; doğaç ol

Ufuklara yürünecek yamaç ol

Gönüllerdeki yangına amaç ol,

Olmak; bir şuur, bir akıl, bir yürek

BUGÜN YİNE AKŞAM

Bugün yine akşam, gün batımı...

Güneş ışıklarını düre düre,

Dağlara, boyasını süre süre

Ağır ağır ışığa saplanıyor.

Mahlûkat yuvasına taşınıyor

Karanlık, yalnızlığa çekiliyor

Yıldızlar, gökyüzüne ekiliyor

ESKİ DOSTLAR

Unutulur mu acep eski dostlar

Birlikte olduğumuz, çetin yollar

Sevgiye, acıya açılan kollar

Her biri destanlaşan hatıralar

Geleceğime ışık tutan mazi

Gözlerim ıssız deryalara kayar

Mazim, seninle hasbihal ederim

MEHMET’İN BASTIĞI YER

Mehmet’in, ayak bastığı yer, vatandır

Şehitlerin yattığı yer vatandır

Toprağın ıslandığı yer vatandır

Ne mukaddes bir türküdür, Vatan

AHBAP DEDİK

Ahbap dedik, farklı bir âlem çıktı

Yangına körükle giden kalem çıktı

Çaldığı her kapıdan elem çıktı

Ne ahbap, ne hatır, ne gönül kaldı?

ESKİDEN

Eskiden âdemin yüzü kızarırdı

Edepten, beti benzi sararırdı

Günaha yaklaşmak haddine mi?

Gözü, gün ortasında kararırdı

BARIŞIMIZ YOK

Sevgi yüreğinde, nefret arama!

Öfkeyle, nefretle, yarışımız yok

Kötü çığırlara, fırsat arama

Fesatla, fitneyle, barışımız yok!

GÖNÜL

Gönül, ilmin şadırvanı

Gönül, hikmetin değirmeni

Gönül, marifetin asumanı

İltifatım, rahmete rağbet

Rağbetim, sabrın kanatlarına hamd

Kanatlanmak, bir kuş kadar hafiflemek

ANKARA

Bir ulu makam, Hacı Bayram Veli

Bozkır Anadolu'nun hâk ereni

Feth-i Mübin müjdesi veren Veli

O Velinin manevi huzurunda;

Müştak Baba ismiyle, hâk yâreni

Muştular Ankara'yı; Başkent oluşu,

Ebcet hesabıyla düşer cihana...

LOZANDA...

Lozan da, Sevr'in duvarları yıkılır

Asrın, asırların kıvılcımı yakılır

Korkma! Âlem-i İslâm üzerine

Azmin, hür iradenin mührü atılır

O mühür, gazi ve şehitlerin mührü

O mühür, Bilge Kaan'dan Atatürk'e

Binlerce yılın; DEVLET-I EBED MUHRÜ

BÖLÜNEREK NERELERE

Bölünerek nerelere gidilir?

Bölünen, hangi rıhtıma çekilir

"Endişe, zaaf, tereddüt rıhtımı!"

Şüphelerle yeniden tohum ekilir

Yeni sürgünlere, yeniden aşı!

Taşınır mı omuzlarda bunca dert?

SİYASETTE

Siyasette elbise değiştirmek

Yeni yüzle ilkeler geliştirmek

Bir asrın örnekleriyle geliniz!

Maksat, "yeni vitrinler" alıştırmak

Ecdat, "yel kayadan neler koparır?"

ASIL GÜZEL OLANI

Asıl güzel olanı, istişare

Akla, fikre uygun olanı, "çare"

İstişareden kaçan biçare

Gönül insanları olmaz, "avare"

Yanlış budanan ağaç, sürgün vermez!

BİN DÜŞÜN

"Bin düşün, bir söyle"

Sözün, bir ulu çınar olsun

O sözde, fırtınalar diner olsun

Sinelerde yangınlar söner olsun

Söz minvalde ahenkle döner olsun

DÜN YAŞANMIŞ

Dün yaşanmış, tarihtir bizlere

Hesabını eğer yapmazsan dünün

Aynı minvalde kayıptır bizlere

"İki günü eşit olan zararda!"

Her zarar omuzda, vebal bizlere

BİR ELİN NESİ

"Bir elin nesi, iki elin sesi var"

Bir olmanın daha güçlü sesi var

Binler, bir yürek olsun, der ecdadım;

Ak alınlarla, silinmez adım var

AYRILAN İKİ YOL

Ayrılan iki yol, Sulh mu, Savaş mı?

İki yol, Hayata mı, Ölüme mi?

Sulh, çoğalmaktır; Savaş, yok olmaktır!

Sulh, huzur, güven; Savaş, korku, şüphe!

Sulh, devlet olma; Savaş, çürüme, pörsüme!

Ayrılan yollar, sırrı içinde...

Bir yanda, akıl tutulması...

Bir yanda, imar ve ihya yarışı

BIR OLMAK

Bir olmak, öyle güçlü bir şuur ki,

İyilikler, nehir yatağı gibi

Rıza makamı, öyle bir vakar ki,

Olmak, tan vaktinin şafağı gibi

Lebbeyk, öyle yüreklerden akar ki,

Meydanların fethe atağı gibi

Arkadaş hislerim öyle vurur ki,

Cenk naralarının otağı gibi

Yazarın Diğer Yazıları