Nasıl bir asır, kasırga kopuyor
İnsan, kendi fıtratından kopuyor
Şu âlem yörüngesinden kopuyor
Düşler, daha koyuya boyanıyor
İnsan artık kedere uyanıyor
INSAN
Insan ölmeyecekmiş gibi yaşar
Kâh hevesleri öfke şelalesi
Azgın nehir gibi kabından taşar
Sarar ufkunu dünya meşalesi
Köpüren hevesler kibirle düşer
Yakar âdemi, elem velvelesi
ÖLÜMÜN ÖNÜNDE
Ölümün önünde ne kale, duvar
Ölüm mü, önünde bentleri yıkar
Yakar Huda'dan, gözyaşı dökerek
Bilirim şu nefis, dünyayı sever
Hergün fani dünyadan amansız göç
Her geçen gün daha yalnız, daha ıssız
Sükûtun sessiz çığlığını dinler
ÖLÜM
Ölüm, dünyanın tadını alıyor
"Ölümlü Dünya" adını alıyor
Hey gidi, ecel seni de alıyor
El-Hak, Rabbim baki kalıyor
AĞAÇ OL
Gölgesiyle meyve veren ağaç ol
Sözü, ezip büzüp bükme; doğaç ol
Ufuklara yürünecek yamaç ol
Gönüllerdeki yangına amaç ol,
Olmak; bir şuur, bir akıl, bir yürek
BUGÜN YİNE AKŞAM
Bugün yine akşam, gün batımı...
Güneş ışıklarını düre düre,
Dağlara, boyasını süre süre
Ağır ağır ışığa saplanıyor.
Mahlûkat yuvasına taşınıyor
Karanlık, yalnızlığa çekiliyor
Yıldızlar, gökyüzüne ekiliyor
ESKİ DOSTLAR
Unutulur mu acep eski dostlar
Birlikte olduğumuz, çetin yollar
Sevgiye, acıya açılan kollar
Her biri destanlaşan hatıralar
Geleceğime ışık tutan mazi
Gözlerim ıssız deryalara kayar
Mazim, seninle hasbihal ederim
MEHMET’İN BASTIĞI YER
Mehmet’in, ayak bastığı yer, vatandır
Şehitlerin yattığı yer vatandır
Toprağın ıslandığı yer vatandır
Ne mukaddes bir türküdür, Vatan
AHBAP DEDİK
Ahbap dedik, farklı bir âlem çıktı
Yangına körükle giden kalem çıktı
Çaldığı her kapıdan elem çıktı
Ne ahbap, ne hatır, ne gönül kaldı?
ESKİDEN
Eskiden âdemin yüzü kızarırdı
Edepten, beti benzi sararırdı
Günaha yaklaşmak haddine mi?
Gözü, gün ortasında kararırdı
BARIŞIMIZ YOK
Sevgi yüreğinde, nefret arama!
Öfkeyle, nefretle, yarışımız yok
Kötü çığırlara, fırsat arama
Fesatla, fitneyle, barışımız yok!
GÖNÜL
Gönül, ilmin şadırvanı
Gönül, hikmetin değirmeni
Gönül, marifetin asumanı
İltifatım, rahmete rağbet
Rağbetim, sabrın kanatlarına hamd
Kanatlanmak, bir kuş kadar hafiflemek
ANKARA
Bir ulu makam, Hacı Bayram Veli
Bozkır Anadolu'nun hâk ereni
Feth-i Mübin müjdesi veren Veli
O Velinin manevi huzurunda;
Müştak Baba ismiyle, hâk yâreni
Muştular Ankara'yı; Başkent oluşu,
Ebcet hesabıyla düşer cihana...
LOZANDA...
Lozan da, Sevr'in duvarları yıkılır
Asrın, asırların kıvılcımı yakılır
Korkma! Âlem-i İslâm üzerine
Azmin, hür iradenin mührü atılır
O mühür, gazi ve şehitlerin mührü
O mühür, Bilge Kaan'dan Atatürk'e
Binlerce yılın; DEVLET-I EBED MUHRÜ
BÖLÜNEREK NERELERE
Bölünerek nerelere gidilir?
Bölünen, hangi rıhtıma çekilir
"Endişe, zaaf, tereddüt rıhtımı!"
Şüphelerle yeniden tohum ekilir
Yeni sürgünlere, yeniden aşı!
Taşınır mı omuzlarda bunca dert?
SİYASETTE
Siyasette elbise değiştirmek
Yeni yüzle ilkeler geliştirmek
Bir asrın örnekleriyle geliniz!
Maksat, "yeni vitrinler" alıştırmak
Ecdat, "yel kayadan neler koparır?"
ASIL GÜZEL OLANI
Asıl güzel olanı, istişare
Akla, fikre uygun olanı, "çare"
İstişareden kaçan biçare
Gönül insanları olmaz, "avare"
Yanlış budanan ağaç, sürgün vermez!
BİN DÜŞÜN
"Bin düşün, bir söyle"
Sözün, bir ulu çınar olsun
O sözde, fırtınalar diner olsun
Sinelerde yangınlar söner olsun
Söz minvalde ahenkle döner olsun
DÜN YAŞANMIŞ
Dün yaşanmış, tarihtir bizlere
Hesabını eğer yapmazsan dünün
Aynı minvalde kayıptır bizlere
"İki günü eşit olan zararda!"
Her zarar omuzda, vebal bizlere
BİR ELİN NESİ
"Bir elin nesi, iki elin sesi var"
Bir olmanın daha güçlü sesi var
Binler, bir yürek olsun, der ecdadım;
Ak alınlarla, silinmez adım var
AYRILAN İKİ YOL
Ayrılan iki yol, Sulh mu, Savaş mı?
İki yol, Hayata mı, Ölüme mi?
Sulh, çoğalmaktır; Savaş, yok olmaktır!
Sulh, huzur, güven; Savaş, korku, şüphe!
Sulh, devlet olma; Savaş, çürüme, pörsüme!
Ayrılan yollar, sırrı içinde...
Bir yanda, akıl tutulması...
Bir yanda, imar ve ihya yarışı
BIR OLMAK
Bir olmak, öyle güçlü bir şuur ki,
İyilikler, nehir yatağı gibi
Rıza makamı, öyle bir vakar ki,
Olmak, tan vaktinin şafağı gibi
Lebbeyk, öyle yüreklerden akar ki,
Meydanların fethe atağı gibi
Arkadaş hislerim öyle vurur ki,
Cenk naralarının otağı gibi