“Diline pelesenk olmak” diye bir söz vardır. Özelliklede siyasilerde sıklıkla kullanınca, “MASAK” olarak bilinen kurumun adının neredeyse bir kavrama dönüştüğünü söylersem haksız olmam galiba…
MASAK, “Mali Suçları Araştırma Kurulunun…” kısaltmasıdır.
MASAK, Hazine ve Maliye Bakanlığına bağlı olarak çalışan, ‘resmi finansal istihbarat birimi…’
MASAK’ın görevleri arasında, “Kara Para Aklama ile Mücadele… Terörün Finansmanıyla Mücadele… Şüpheli İşlem Analizleriyle Mücadele… Denetim ve Koordinasyon…
Devletin kendi bünyesinde organize olmuş bir, ‘mücadele birimi’ olduğunu görmekteyiz. Bu birimin, “Resmî Web Sitesi…” üzerinden çalışmalarına ulaşabiliyoruz.
17 Şubat 1997 tarihinden itibaren fiilen faaliyete başlayan MASAK’ın 30 yıla ulaşan hizmet serüveni olduğunu söyleyebiliriz.
MASAK ismiyle anılan kurumun başında, “Hazine ve Maliye Bakan Yardımcısı…” Başkan olarak görev yapıyorlar. Kurumun üyeleri arasında, “MİT Başkan Yardımcısı, Finansal Piyasalar ve Kambiyo Genel Müdürü, Vergi Denetim Kurulu (VDK) Başkanı, MASAK Başkanı, Adalet Bakanlığı Temsilcisi, Dışişleri Bakanlığı Temsilcisi, Ticaret Bakanlığı Temsilcisi, Emniyet Genel Müdürlüğü Temsilcisi, Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu (BDDK) Temsilcisi…”
MASAK’ın yapılanması/ veya Türkiye Modelinin, günümüz dünyasında birçok ülkede de “Mali İstihbarat Birimlerinin Olduğunu…” söyleyebiliriz.
MASAK, küresel entegrasyon sayesinde, “dünya genelinde tüm yabancı mali istihbarat teşkilatlarıyla hukuki ve teknik olarak çalışmalar…”
Şunu da ifade etmeliyim ki, Türkiye ‘küresel düzeydeki en prestijli uluslararası organizasyonların veya ağların kurucu ya da asli üyesidir.” İnsanlığın huzuru, güveni, emniyeti, sağlık ve esenliği için operasyonel görevleri icra etmek elbette ki önemlidir.
Burada, ülke menfaatleri doğrultusunda, ‘tavizsiz, riyasız, gösterişsiz, samimi, güven verici, istikrarı koruyucu bir anlayış…’ bu milletin de ‘olmazsa olmazıdır’
Stratejiler geliştirmek, bu doğrultuda hedefler ortaya koymak, sinir uçlarına dokunarak uyarıcı olmak, zihinlerde ufuk açıcı bir anlayışı hâkim kılmak…
Ülkemizde, “suç gelirlerinin aklanması ile mücadele, 1996 yılında çıkarılan 4208 sayılı Kanunla hukuki bir kimlik kazanmış ve 5549 sayılı Kanun yürürlüğe girinceye kadar da 428 sayılı Kanun bu mücadelenin hukuki dayanağını oluşturmuştur.”
Sıklıkla ifade ettiğimiz kavramlar arasında, “hukuk ve adalet…” yer alır. Toplum güvenliği için giydirilmiş koruyucu bir kalkan veya zırhtır. “Erdemli insandan, erdemli toplumun oluşmasında ki zırhı koruyalım!”
29 Ekim tarihi… “Cumhuriyet, özü itibariyle milli iradenin ete kemiğe bürünmüş hali!”
Bu iki kavramı, (Cumhuriyet ve Milli İrade) bir arada düşünmek, modern devlet yapısının en temel gerekliliğidir. Cumhuriyet, “Egemenliğin tek bir kişiye, aileye veya zümreye değil, doğrudan millete ait olduğunu…” idrak eden mualla bir düşüncenin iz düşümüdür.
Gazi Meclisimizde bir ifade yer alır, “Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir!”
İnsanı, “yaratılanların en şereflisi bilen…” yüce bir inanca sahibiz. Şeyh Edebali ne diyorlar; “İnsanı yaşat ki, devlet yaşasın!” Buradaki felsefe de ‘yüce inancımıza bağlılık ve hizmet şiarını…’ görmekteyiz. Tarihi sorumluluklarımız var. O sorumluluk şuurunda, “insanı merkeze alacaksınız!”
O halde yaşatmakla mükellef olduğumuz ilkeler var; “yüksek bir ahlak, yüksek bir adalet, yüksek bir moral, yüksek bir ilim veya hikmet…” Hiçbir kelimeyi, hiçbir ifadeyi, ‘sadece dilimin ucundaki bir ifade olarak kullanmıyorum’ Kullanamayız da… “Özünüz ile sözünüzün bir olması…” Dilinizin söylediğini kalbinizin ikrar etmesi… Bir Kâmil insandaki fıtratı yakalayabilmenizdir.
MASAK ile birlikte, 29 Ekim 2026 tarihinde idrak edeceğimiz, “Cumhuriyet Bayramı’nı…” aynı sütun içerisinde değerlendirmeye çalışıyoruz. 31 Ekim Tarihi, “Dünya Tasarruf Günü…” olarak idrak ediliyor.
Kendinize bir soru yöneltiniz, “Nelerden tasarruf ediyoruz?”
Kendi nefsimizde, evimizde, şirkette veya ülkemizde “kaynakları ne kadar verimli kullanabiliyoruz!”
Şu fani hayat serüveninde, ‘nelerden fedakârlık ediyoruz!’ Geleceği korumak adına, ‘ne gibi ideal adımları atıyoruz!’
Bir şey var ki, “değerlerden yani sevgiden, zamandan, güler yüzden, hoşgörüden, kaliteden tasarruf edemem!” İnsanı/ veya insanlığı hayati değerleriyle birlikte koruma yükümlülüğümüz var. O yükümlülük de ‘merhameti, şefkati, sevgiyi, saygıyı, muhabbeti…’ asli bir ölçü olarak düşünürüm.