Kötüler uğrular çevren saranda
Gözyaşıyla kan damlar yaranda
İnsanın, insana husumeti belâ
Fitne, fesat depreşmesin aranda
Bizler, kendi tarihini, kültürünü, sanatını, edebiyatını, irfanını ve de inançlarını karalamak/ küçümsemek/ veya daha da ileri gitmek isteyenleri, ‘kötüler ve uğrular’ olarak nitelendiriyoruz.
“Zalim, cahildir; sır sükûtu bilmez
Vecd içinde söylenen nutku bilmez
Söz söyler; hududu, hukuku bilmez
Zalim, mazlum bir dünya inşa eder!
Mazlum dünyasına ceberut belâ...”
Feraset sahibi/ sağduyu sahibi bu milleti en fazla uğraştıran/ veya zorlayanda, ‘zalim-cahiller’ olmuştur, olmaktadır. Kötülerin, uğruların karısında sükût mu edeceğiz; ‘yüz bin defa hayır’
Bahtiyar Vahapzade, “Geçmişine taş atanın, geleceğine gülle atarlar”
Geçmişini/ veya kutsallarını, ‘mizahla’ kötülemek isteyen gafiller, sizlere Sezai Karakoç’un bir sözüyle de cevap vermek isterim, “inkâr tutsaklık, inanç özgürlüktür!”
Tarihi inkâr edenler ve hele de, kendi aslını inkâr edenlere, Hz. Ali’nin sözünü hatırlatalım, “Aslını inkâr eden haramzadedir!”
Bu ülkenin her zaman için kâmil insanların, irfan sahibi insanların, erdemli insanların, ak saçlı bilge insanların, ‘sözleriyle de, sohbetleriyle de, hatta sükûtlarıyla da tolumun bütün mahfillerine hâkim olmasını arzu ederiz...’ Aydınlık bir Türkiye budur işte...
“Ey Bilgi...” şiirimizde, ‘bilgiye giden yollardan...’ söz etmişiz;
“Ey bilgi, sen ne mübarek bir şeysin?
Karanlıkta gönlüme doğan aysın!
Denizler mürekkep, hikmetin yazar
Hikmetsizlere mezar gibi dünya!
İlim sahibi, bu dünyada beysin, bey!
Hay dersin, doksan dokuz ismi şerifi
Gönlüne her iki cihanı nakş edersin”
Cumhuriyetin büyük bir nimet olduğunu bizler nerede/ veya nerelerde yaşıyoruz;
İşte, “Gazze’nin başına gelen büyük felaket...”
İşte, “Büyük medeniyetlerin beşiği Doğu Türkistan’daki soykırım vahşeti...”
Her toplumun mizah kültürü vardır. O kültürü, değerlerimizi daha da yüceltmek/ veya inşa etmek için kullanırız Nasrettin Hoca, ‘asrının bir mizah ve nükte ustasıdır’ Hocanın her mizahında/ veya nüktesinde ders vardır... Mizah ile ilgili bir şiirimizde söyle sesleniriz,
“Mizah nedir, nükte nedir bilmezsin
Vakara, edebe dokunmak mıdır?
Yüreğindeki kini silmezsin
Hakaretin adı, okunmak mıdır?
Sanatçı kılığına girmiş canavar!”
Ecdat, “insanı yaşat ki, devlet yaşasın…”
Bunlar, söz veya kelâm ustası değiller. Onların yanlarına bile yaklaşacak cüretleri de olamaz!
Fikir fukarası zavallılar... Fitne-fesat dediniz mi/ arabozucu zihniyet dediniz mi bunlar akla gelir.
Bugünleri daha iyi gözlemleyebilen Azerbaycan’ın güçlü şairi Bahtiyar Vahapzade,
“Türk’ün Türk’e adaveti olmaz/ olamaz!” diyor. Ne kadar haklılar…
Rahmetli Bahtiyar Vahapzade ’yi dinleyelim;
“Ne çok imiş bu toprağa göz diken,
Baka baka gözümüze mil çeken.
Düşmanımız dostumuzdan çok iken,
Türk’ün Türk’e adavete hakkı yok.
Sesini yarmalıyız zulmetin,
Bu maksada gittiğimiz yol çetin.
Her gün nece şehit veren milletin,
Birbiriyle adavete hakkı yok”
Tebrizli Şairimiz Şehriyar’ı dinledik mi hiç?
“Gözyaşına bakan olsa kan akmaz,
İnsan olan beline hançer takmaz,
Ne yazık ki, kör tuttuğun bırakmaz
Cennetimiz, cehennem olmaktadır,
Zilhiccemiz muharrem olmaktadır
Haydar Baba, gökler bütün duman ha,
Günlerimiz birbirinden yaman ha,
Aranızda ayrılmayın aman ha,
İyiliği elimizden almışlar,
Biz iyiyi kötü güne salmışlar!”
Cennet dünyamızı, ‘cehenneme çevirenlerden’ elbette ki davacı olacağız.
Zilhiccemizi muharrem yapanları, elbette ki, affetmeyeceğiz.
Kötü bir ortam oluşturmak/ veya kötü bir çığır açmak isteyenlere de inşallah o fırsatı vermeyeceğiz.
“Aşk Olsun!” şiirimizde şöyle deriz;
“Yolu, yordamı bilene aşk olsun
Edep erkânı bilene meşk olsun
İlmiyle maruf olana köşk olsun
Âşıklar yolu, kâmil insan yolu
Başını eğmiş, başak gibi dolu
Bizim ufkumuzda, vuslat okulu
Hak yolcusu, hakkı bilir, hak söyler.”
Sözünde, sohbetinde, tavrında, duruşunda elbette ki, bir yolu yordamı vardır. İyiyi, güzeli, hakkı haykıran erdemli bir tolum bizim muradımızdır