Elâzığ'ın dört yanı TOKİ evleri
Geçmişten, şehrin kalmadı izleri
Dağlara tırmandı koca binalar
Mazide, eski Elâzığ sözleri
Ey şehrin estetiği, zarafeti,
Tarihi yerinden söken afeti,
Sanattan uzaklaşan marifeti
Kalmadı tebessüm eden gözleri
CUMA BEREKETİ
Cuma, bereketi içinde bayram
Günler içinde ne âlâ bir makam
Bu güzel güne Rabbim vermiş anlam
Hutbede, zamanı kuşatan kelâm
Saflarda, bir büyük ahenk ve nizam
Camiler, âdemin hasret kovanı
Rabbim gönlümüze vermiş güveni
Cuma Bayramınız mübarek ola
ERDİK SABAHA
Vaktin sükûtuyla erdik sabaha
Dünya çalışana kutlu bir vaha
Emek, alınteri biçilmez baha
Hergün rızık için bize seferdir
Âdem, rızık için koşan neferdir
TEMMUZ SICAĞI
Temmuz sıcağı kasıp kavururken,
Gönlümün baharını savururken,
Bir umut suda dudaklar kururken,
Selvi ağacının serin gölgesinde,
Esen rüzgârlarla nefeslenmek
HARPUT’A ÇIKTIM
Harput’a çıktım, Kayabaşı'nda,
Seyrine daldım, Elâzığ Şehrinin,
Uzayıp giden serüveninde,
O serüveninin, her bir taşında,
İşlenen nakışlar, ruhumu ısıttı
Toprağın her katmanı, medeniyet
Ufkum giderek, derinlere daldı.
Toprağı bize vatan yapan gizem,
O sırda nurlu sabaha uyanmak!
Tarihi tefekkür ederek anmak...
Vuslati bir yolculuğa çıkmak
MAKAMLAR
Makamlar, mevkiler, şanlar, şöhretler
Bir bulut gibi ya sele doldurur,
Ya toprağı doyurur geçer, gider
İzzet, ikrâm sahibi ebedi kalır
Derler, Süleyman'a mı kaldı dünya!
O saltanatı, dünya içinden aldı!
Nice devirler gördü, fani dünya!
KÂH GAZZE’YE
Kâh Doğu Türkistan, kâh Gazze'ye,
Ne kadar nazar edebildik?
Mazlumların ruhuna dokunabildik?
Heybetimizle, sarılabildik mi?
Bu bir yürek oyunu,
Kanayan vicdanlara el uzatma
BU YOLLARDAN
Bu yollardan, atlarla doludizgin
Dağ, vadi, azgın nehirler aşarak
Toza, toprağa bulanarak geçtik
Hanlar vardı, toprak yüzlü dervişler
Hasırdan, baş koyduğumuz yastıklar
O günler mi zor, bu günler mi bilmem
Tarih yazan bir neslin serüveni
HİKÂYE BU YA
Hikâye bu ya; "bir varmış, bir yokmuş"
Yoklar, şu âlemde bir zaman çokmuş
Garip dünyaya, ne emekler dökmüş!
Mum kimin erimiş, âlemden göçmüş
Dünyanın cazibesine düşenler
BİR TABUTA
Bir tabuta sığacak kadar hacmin
Nedir, insanları kahreden azmin!
Nedir, ifsada taşıyan cezbesi?
Bir şeni fıtrat üstüne mi tazmin?
MALAZGİRT’TE DURULMUŞ
Altaylardan kopan fırtına,
Malazgirt'te durulmuş
Malazgirt, Anadolu'yu vatan yürekler,
O yürekler, dört yana at koşturmuş!
Taşmış kabından, üç kıtaya sefer yolu...
Nizamı âlem yolu, nefer yolu...
Serhatten serhatte yol bulup koşmuş
DEPREM LAFZI
Deprem lafzı, boğazda düğümlenir
Bir an, "dizlerimin bağı çözülür"
Kalbim sanki dilim dilim doğranır
Hayatın mutlu kokusu önlenir
O mutlulukta kaderim gizlenir
Ey gizemli yol, kederim olma?
Depremle mahallem, kültürüm gitti
Şehrim, varlığım, komşularım gitti
Sözüm, sohbetim, muhabbetim gitti
YAZ SICAKLARI
Yaz sıcakları göğsüme çarpar
Rüzgâr sımsıcak duygularla akar
Bulut sıcaklığı, gözyaşı döker
Gözyaşları, gökkuşağı dokur
Güneş, daha mahcup, serin eda da...
ELAZIĞ-MALATYA
(Elazığ-Malatya El-MA Projesi Anısına)
Elazığ-Malatya; Fırat'ın iki incisi
İki sevgili yar gibidir, bize
Fırat sestir, hoyrat esintisinde
Kömür han, gönül köprüsüdür bize
Belek'tir, bir büyük Cihangir Gazi
Nal sesleri, vatan türküsü bize
Battal Gazi, "seferdir" Rum İline
Efsaneleşen Kahramandır, bize
Tarihim, köklerim, hazinem; sizler
Bağım, bahçem, havası paydır bize
İki şehir, İki Kutlu İlimiz
Coğrafyamın dirliği hazdır bize
Doğu'nun Batı'sı; Bahtlı Kentleri
Büyük Ufuklar, gayretimiz bize
ELÂZIĞ ŞEHRİNE
Derler, “Elâzığ bir çanak içinde”
Sevdası, Uluğ Türkistan içinde
Çanak tutar eller gülzar içinde
Türküler, gönlümü verdiğim şehir
Güzel Türkçe’m bayrak yaptığım şehir
İmdi, özünde buluştuğum şehir
ELÂZIĞ- BAKÜ
Elmas Yıldırım’dan, destanlar burcuna
Gala’dan Kale’ye selâm söyleriz
Fuzuli’den Fırat’a, “Su Kasidesi”
Hoyratlarla, mugamlarla kelâm ederiz
Büyük Hazar’dan gönül suyu taşır;
Küçük Hazar’da muhabbet ederiz
Bakü’de, Nuri Paşa’nın ruhuyla;
Elazığ’da şühedaya rahmet ederiz
Mehmet Emin Resulzade’nin yolunda;
“Yükselen Bayrağa selâm ederiz!”
ELAZIĞ’A
Elâzığ, gönlümüzün vuslat şehri
Gazi Caddesinde erdemli yüzler
Tevazu kanadıyla, haslet şehri
Gayreti, ufuk ötesini gözler
Omuzlar, ağır yükü; sıklet şehri
Kırık kalpleri ihya eden sözler
Fırat’ın can damarı, hoyrat şehri
Gurbette feryat, gönül seni ister
Sanırsın vatanımın serhat şehri
Her karışının derdi ile sızlar
Gönül Coğrafyamın derdiyle sızlar
Canlar der ki, Elazığ; Ferhat Şehri
Sevdasını gözyaşlarına gizler
ELAZIĞ´I GEZİYORUM
Elazığ´ı geziyorum
Bir ömür verdiğim şehri…
Gazi Caddesinde uzar da uzar,
Fikir çilesini taşır yolumuz…
Kaldırımlar şahittir, sırrımıza
Ey kutlu vefa, Ey kutlu hamallık
Bağrına bastığın gün kadar sıcak
Tebessüm eder yüzünde güller açar...
"İstanbul´un dağı, taşı altındır" derler ya;
Elazığ´ın dağı, taşı sevda kokar...
Sevdaya açılan çınardır, Elazığ...
Elazığ´ı geziyorum...
Kışı bahar eden gül endamını...
Bir tatlı rüzgârdır, "Hoyrat Esintisi..."
Harput´ta, Ulucami´de; kıyamdayım
Bin yıllık tarihi tefekkürde...
Merhaba diyorum,
Alperen ruhlu gazi dervişlere...
Ahi Evran ruhlu asil yüzlere...
Elazığ´ı geziyorum...
Esen rüzgârlarda, "mertlik havası"
Yürekli adımlarda, "memleket davası"
Düşlerim, kâh Fırat oluyor...
Kâh ışık olup akıyor, deryalara...
Elazığ´ı geziyorum...
Alnı açık, başı dik, leke düşmemiş;
Sevda dolu bir şehri geziyorum...
ELÂZIĞ'A
Seni sevmeyen, yol ver; varsın gitsin
Kendi suyuna, hevesine ersin
Toprağın kokusu içimde tütsün!
Ey Bedri, şehrinle daha gür, hürsün!
Ey Şehir! Seni karşılıksız sevdim
Makam, rütbe isteyenleri yerdim
Acın, feryadın yüreğime işler;
Yoluna ahde vefa postu serdim
Suyun, hamurun herkese aş olmaz
Sevdanla yanmayanda ateş olmaz
“Elâzığ merttir, yiğit, gözü perk”
Seni hayal etmeyende düş olmaz!
Elâzığ derim, koşarım yoluna
Sevdanla, bakmam sağına soluna
Havasında, toprağında büyüdüm
Yoluna baş koymayana yanarım
Elâ gözlerin sevdiğim yar
Nice pazarı savdığım yar
Dağ üstüne düşünce nazar
Yerle bir etmiş seni de yar