Bed­ret­tin Ke­leş­te­mur

50-60 Yıl önceye gidelim

Bed­ret­tin Ke­leş­te­mur

Havada bulut mu var, ‘okullar tatil…’ Bakıp görelim, 2025-2026
Eğitim-Öğretim yılı içerisinde okulları hava şartları sebebiyle ne
kadar tatil yapacağız?
Tatilden ziyade sizleri bu nezih şehrin 1970’li yıllarına götürmek
istiyorum. 1968-1969 Eğitim-Öğretim Yılında, Elâzığ Atatürk Ortaokulu
2.nci sınıf öğrencisiyim. Hemen yanı başımızda, Elâzığ Lisesi… Aynı
muhitte, Ticaret Lisesi, Meslek Lisesi yer alıyor…
O yıllarda, Bölge Mahallesi, Hanköy Sokakta ikamet ediyoruz.
Hergün Hanköy Sokakta bulunan evimizden, 5 ila 6 km mesafedeki
okulumuza; eğitim-öğretim yılı boyunca yürüyerek gidip geliyoruz.
Yağmurudur, kışıdır, dondurucu soğuğudur, şiddetli yağmurudur…
İçimizde hiçbir korku, ürperti, endişe olmadan güle-oynaya
gidip-geliyorsunuz. Bizim akranlarımızda elbette aynı/ veya benzer
sıkıntıları yaşamışlardır.
Yolumuz bazen Kolordu Caddesinden ve bazen de şehir merkezinden, Gazi
Caddesi uğrak yerlerimiz olurdu.
1970 yılında Elâzığ Şehir nüfusu 376 bin 915’di… Şehir (ilçe) merkez
nüfusu; 107 bin 364… Bucak ve köyler (kırsal) nüfusu, 68 bin 080’di.
1970 yılında, Elâzığ Şehir merkezinde, 19 adet mahalle bulunuyordu.
1985 yılında mahalle sayısı 28’e çıkacaktı. Günümüzde ise Elâzığ Şehir
Merkezinde mahalle sayısı, 64’e çıkacaktı…
Şöyle düşünelim, Türkiye genelinde 1970 yılında trafiğe kayıtlı toplam
motorlu kara taşıtı sayısı sadece
369 bin 808’di…  Elâzığ Şehrimizde 2026 yılında, trafiğe kayıtlı araç
sayısı 183 bin 989’dı…
1970 yılında, Elâzığ Şehri, elektrik ihtiyacını, Hazar Hidroelektrik
Santralinden sağlıyordu… Bu santralin toplam kurulu gücü, 29.8 MW’tı…
Günümüz fotoğrafına baktığımızda, Elâzığ İlinin 2025 yılında
faturalanan toplam elektrik tüketimi,
“1,61 milyar kilovatsaat (GWh) seviyesini aşmış bulunuyor. (Yaklaşık
1.610.000 MWh.)
Her şey değişti… Şehirler kat ve kat büyüdü… Mütevazı evler yerlerini
çok katlı apartmanlara veya lüks sitelere terk etti… 1970’li yıllarda,
‘sokaklar çocukların oyun alanıydı… Cıvıl cıvıl kaynıyordu… Çocuk
oyunlarının birçoğunu o sokaklarda kâh oynadık, kâh büyük bir zevkle/
hayranlıkla seyre daldık…’ O sokaklar, trafik yoğunluğundan artık
çocuklara/ veya mahallenin gençlerine geçit vermiyor.
Ah, 1970’li yılların okul önleri bir bakıma, okul çıkışlarında şenlik
alanına dönüyordu. Seyyar satıcılar, camekanlı arabalar, tepsiyle
satış yapan esnafın bağrışmaları… Su Muhallebisi mi dersiniz, Lokma/
Halka Tatlısı mı dersiniz? O sarı leblebiler… Şekerli leblebi veya
badem şekeri… Simit ve Poğaçalar… Macun şekeri… Pamuk şeker… Sade
Gazozlar…
İstasyon Caddesi üzerinde Uluova Gazetesi ve Gazi Caddesi üzerinde
Turan Gazetesi… Her sabah gelen geçenlerin camekanlarda okuduğu günlük
yerel gazeteler…Büyük bir zevkle okunurdu… 7’den 70’e şehirdeki
haberler konuşulurdu… O yıllarda, Televizyon yoktu… Ve hele akıllı
dediğimiz cep telefonları yoktu… Şehirde, yazlık ve kışlık sinemalar
gündüz ve akşam seanslarında dolup taşardı. Şehirde bir sinema
kültürünün olduğunu da söylemeliyim. Anne ve Babaların evlatlarıyla
birlikte sinemaya gittiklerini biliyoruz. Çay Bahçeleri ve Parklar da
canlıydı… Birçok önemli şahsiyetlerin buluştuğu ilk adres, “o yıllarda
halkımız arasında Çaydaçıra Parkı (aile parkı) ile bu parkın
içerisinde yer alan Özbel Gazinosu, edebiyatçıların, şairlerin ve
ediplerin sıklıkla bir araya gelerek sohbetler ettiği, Kürsübaşı
geleneğini yaşattığı mekân… O mekânda kimleri mi dinlemedik… Hala
hafızamızda… Saray Sineması, Gölcük Sinemasında birçok önemli
toplantıları da takip etmiştik…
50-60 yıl öncesinde, sözümüze eğitimle başlamıştık… O yıllarda,
Atatürk Ortaokulunda sınıf mevcudumuz, 40’ın üzerindeydi… Bir
öğretmenin 40’ın üzerindeki öğrenciyi yakından tanıması/ iletişim
kurması belki zordu ama, ‘o kalabalık sınıflardaki sükûnet…’ dersi
dinleme bağlamındaki dikkat hala gözlerimin önünde… 1973-1974
Eğitim-Öğretim yılında mezun olduğumuz, Elâzığ Atatürk Lisesi’ndeki
okul yıllarımızda, ‘dopdolu bir heyecanla geçmişti…’ Başarmak bizler
için en büyük özlemdi…
İstasyon Caddesi, Gazi Caddesi, Kolordu Caddesi ve Üniversite/ veya
Bölge Mahallesi; ‘cadde ve sokak aralarıyla bizlerin yol
güzergahıydı…’  O güzergahta her adım ötesinde karşımıza çıkan
mekanlar ezberimizdeydi… Hükümet Konağı, tarihi binasında hizmet
üretmekteydi… Şimdiki Hükümet Konağının yerinde, “Şehir Stadı/ Atatürk
Stadı…” yer alıyordu. Sporun/ veya futbolun heyecan merkeziydi.
Elâzığspor ve taraftar buluşması her maç için büyük bir şenlik
havasında geçiyordu. Müthiş bir heyecan vardı… Şehrin merkezinde,
“Kapalı Spor Salonu…” birçok spor faaliyetinin merkez konumundaydı.
Okulların folklor yarışmalarındaki heyecan… Güreş ve Boks
müsabakalarına ilgi o yıllarda da büyüktü…
Ah! Trafik… Ne ışıklar vardı ve ne de trafik yoğunluğu… Gazi Caddesi,
İstasyon Caddesi ve Hürriyet Caddesinin kesiştiği yerde, “Trafik
Polisinin işaretlerini bazen dikkatle takip ederdik…”  O dönemlerde
ağırlıklı olarak hem şehrin tarihsel bir ulaşım geleneği ve hem de
nostaljik bir turizm unsuru olarak yer almaktaydı… “Elâzığ Faytonları”
bir nostalji yapalım… Sözü biraz da şiire dökelim;
“Gazi Caddesi’nden İstasyon’a doğru,
Bir zamanlar akar giderdi ömrün en güzeli.
Tekerlekler tıkırdar, parkeler dile gelir,
Elâzığ faytonları, o eski günlerin dili.

Körüklü tentelerin altında nice sevdalar,
Göz göze gelişler, gizli mendil sallayışlar...
Harput’un rüzgârı serince vururken yüze,
Fayton sesine karışırdı o masum bakışlar.

Atların boynunda çıngıraklar nazlı can,
Nal sesleri ritim tutar, sanki hüseyni makam.
Sürücülerin gururu, kırbacın hafif sadası,
Şimdi uzak bir rüyada kaldı o güzel akşam.

Kimi düğün alayı taşır, arkası tellerle süslü,
Kimi hastasını yetiştirir, yüreği yaslı, hüzünlü.
Yaşamın yükünü çekerdi o şık ahşap arabalar,
Elazığ’ın asaletini yansıtırdı, vefalı ve her günlü.

Şimdi caddeler egzoz dumanı, motor gürültüsü,
Nerede o atların asil duruşu, o asude büyüsü?
Kulağımda çınlar hâlâ o eski nal sesleri,
Elâzığ faytonları, mazinin en hüzünlü türküsü.
Evet! 1970’li yıllar, Elâzığ Şehrinin özverili yıllarıydı… Elektrik
kesintileri olabiliyordu… Evlerde sular kesildiğinde en yakın çeşmede
elinizdeki su kovalarıyla sıraya giriyordunuz… Kış ayı için önceden
odun ve kömür tedarikinde bulunuyordunuz… Evleriniz öyle şaşaalı
değildi… Beyaz eşyada eksiklerimiz vardı… Ama huzur dendi mi;
huzurluyduk, moral değerlerimiz gayet yüksekti… Mahalle Bakkalı,
Mahalle Kasabının masasının üzerinde, ‘borç defteri…’ kabarıktı ama,
‘kuşkuları, şüpheleri hiç mi hiç yoktu’
Mahalleli birbirini yakından bilir, tanırdı… Selamlaşma ve muhabbet
kalpleri yumuşatıyordu…
50-60 yıl öncesine bizim akranlar ne kadar gidebiliyor ama şu var ki,
geçmişimiz güzel anılarla doluydu.

Yazarın Diğer Yazıları