Adnan Üstün

''Dünya Kadınlar Günü ve Batının Günah Çıkarması'' 

Adnan Üstün

*Kadını ve emeğini sömüren "Batı"nın, "günah çıkarması"nın bir ilanıdır "Dünya Kadınlar günü." 

 8 Mart 1857 yılında Amerika'nın New York kentinde tekstil sektöründe çalışan yüzlerce kadının düşük ücretlerini, uzun çalışma saatlerini ve insanlık dışı çalışma koşullarını protesto etmek için grevler yapması sırasında çıkan yangında işçilerin fabrika önünde kurulan barikatlardan kaçamaması sonucunda çoğu kadın 129 işçi can vermiştir. 

Bu olaylardan yaklaşık 52 yıl sonra (1910), Danimarka'nın Kopenhag kentinde düzenlenen II. Sosyalist Enternasyonal toplantısında Clara Zetkin'in önerisiyle,1857'de başlayan, kadın haklarının kazanılması ve kadınların birlikteliği mücadelesinin her yıl "Kadınlar Günü" olarak kutlanması kararlaştırılmıştır. 

Yani Kadınlar Günü  "batı"nın timsah gözyaşı, fakat gerçekte yaptıkları zulüm ile sömürünün tescil ve ilanıdır. 

*Bugün bile; güya "hak" verirken aslında kadını ezen, en ağır işlerde çalıştıran ve ucuz işgücü olarak gören,  kadının "kişiliğini" değil, "dişiliğini" ön plana çıkarıp onu sömüren ve bir reklam malzemesi haline getirip, kazandığı 3-5 kuruşu da gereksiz harcamalar ve kozmetik sektörüyle elinden tekrar geri alan "sistemlerin", "baronların"  kutlamasına, ve kadını "kutsallaştırmasına" aldanmamak gerekir. 

*Kadınlar günü derken, “çalışan” kadınlar üzerinden bu gün anılmaya başlamıştır. Toplumun belli bir kesiminde ve Batı Dünyası’nın anlayışında; “evinden uzakta” bir fabrika veya işyerinde çalışmak daima teşvik ve takdir edilmiştir. Fakat bu övgü ve takdirin arkasında çoğu zaman emeğin, gayretin ve kadının her türlü sömürülmesi vardır. Bu övgü ve takdirin sonucunda ise evinden ve evladından koparılan kadınlar, annesinden mahrum büyüyen nesiller, istikbali tehlikeye atılan toplum vardır. 

*Büyükşehirlerin sokaklarında ve birçok şehirde sabahın soğuğunda belediyeler tarafından ellerine süpürge verilerek temizlik işlerinde çalıştırılan kadınları  “sokaklara kadın eli değdi” diyerek maharetmiş gibi sunanlar, otobüs ve tır şoförlüğü gibi ağır işlerde kadınları istihdam ederek ezenler; evinde anne-babasına, eşine veya çocuklarına bir bardak çay vermeyi ve ikramda bulunmayı kadın için aşağılama olarak görmüşler, ancak çalışan kadın diyerek uçaklarda hiç tanımadığı üçyüz kişiye zorunlu tebessümle birlikte çay ve su vermeyi teşvik etmiş bundan vb. durumlardan hiç rahatsız olmamışlardır. 

*Üretimi ve istihdamı arttıracağız, eşitliği sağlayacağız diyerek; ilgili-ilgisiz, kadının fıtratına-yapısına uygun olup olmadığına bakılmaksızın her alanda ve her konumda kadını çalıştıranlar, onların zayıf omuzlarına en ağır yükleri yüklemişlerdir. 

Halbuki bir kadının doğasına en uygun kudsi görevi; nesli ve toplumu yetiştirmek, terbiye etmek ve geleceği onlara emanet etmektir. Dolayısıyla kadını evinden ve annelik vazifesinden uzaklaştıran, üç kuruş dünya parasını-malını eline sıkıştırıp da evladından koparan, nesli terbiye ettirmeyen ve yetiştirtmeyen bir düşünce, bir sistem yanlıştır. 

*Bunları ifade ederken bütün kadınlar çalışmasın demiyoruz. Elbette; asıl görevlerini, ailesini ve çocuklarını ihmal ettirmeyecek, fıtratlarına ve tabiatlarına uygun, emeklerini ve kadın olmalarını istismar ettirmeyecek ve özellikle de uzmanlık isteyen, kadın eli değmesini gerekli kılan alanlarda çalışabilmelidirler. 

*Uzmanlık istemeyen, ihtisas gerektirmeyen bir iş dışında, düz memuriyet ve işçiliğin kadına katkısı olmadığı gibi kadın ve annenin de gerekli oranda topluma katkısı olmayacaktır. 

 Zorunlu olanlar dışında; lüksün, şatafatın, konforun artması için koşturanlar, ailelerini ve çocuklarını ihmal etmektedirler. Toplumda yaşanan birçok huzursuzluğun sebeplerinden biri de budur... 

*Çözüm; ev hanımlığı ve annelik teşvik edilmeli - desteklenmeli, çocuklarını kreşe gönderen çalışan annelere ödenen kreş-yuva yardımı, ev hanımı olup da çocuklarına  kendileri bakan annelere daha fazla ödenmeli, kamuda çalışanlara ödenen aile yardımı da arttırılarak bizzat ev hanımı olan eşe ödenmelidir. 

*Kamuda uzmanlık ve ihtisas gerektirmeyen işçi ve memur kadrolarında çalışan hanımlara aldıkları maaşın en az üçte biri  ödenerek, yerlerine kendi tercih ettikleri erkek yakınları yerleştirilmeli, böylece hem işsizlik hem de kadınların yükü azaltılmalı, ev hanımlığı da teşvik edilerek annelerin çocuklarına ve ailelerine "kaliteli" zaman ayırmalarına imkan verilmelidir. Verilecek bu maaş az olur diyecek olanlara şunu ifade edelim ki; bugün çalışan hanımların çoğunun ellerinde (kreş, servis, temizlik, bakıcı, yemek, giyim-kuşam vs.) yapılan harcamalardan sonra bu kadar bir miktar dahi kalmamaktadır. Çoğunda kalan tek şey; hayatın ağır yükü, yorgunluk, mutsuzluk ve huzursuzluktur... 

Oysa bizim medeniyetimiz, mensuplarınca  yeterince anlaşılmasa ve temsil edilemese dahi "hak ve iyilik medeniyetidir." Herkesin sorumluluğu ve görevi farklıdır.  

*Fıtrata-insan tabiatına uygun davranılıp, kimse sorumluluğundan kaçmadığı sürece, "insan" mutlu olacak, zulüm ve haksızlık da olmayacaktır. 

*Kadını ezen, istismar eden ve bir meta haline getiren sömürü sisteminin ve mensuplarının şerrinden-kötülüğünden kadınları ve bütün insanlığı Rabbimiz korusun!
 

Yazarın Diğer Yazıları