Nihat Akyol

Kişiliği zedeleyen bir hastalık: Kibir

Nihat Akyol

İnsan, doğası gereği kendini geliştirmeye, değerli hissetmeye ve çevresinde saygın bir yer edinmeye ihtiyaç duyar. Ancak bu ihtiyaç, ölçüsünü aştığında ve sağlıklı bir özgüvenden uzaklaşıp başkalarını küçümsemeye dönüştüğünde ortaya kibir çıkar. Kibir, ilk bakışta güçlü bir duruş gibi algılansa da aslında kişinin iç dünyasında derin bir zayıflığın ve eksikliğin göstergesidir. Bu yönüyle kibir, sadece bir karakter özelliği değil, kişiliği zedeleyen bir hastalık olarak değerlendirilmelidir.

Kibirli insan, kendini olduğundan büyük görürken başkalarını olduğundan küçük görme eğilimindedir. Bu durum, insan ilişkilerinde ciddi kopukluklara yol açar. Çünkü kibir, empatiyi yok eder; anlayışı, hoşgörüyü ve paylaşımı ortadan kaldırır. Kibirli birey, karşısındaki insanı dinlemek yerine yargılar, anlamak yerine küçümser. Bu da zamanla yalnızlaşmasına ve çevresiyle sağlıklı bağlar kuramamasına neden olur.

Ayrıca kibir, öğrenmenin de önünde büyük bir engeldir. Kendini her zaman yeterli gören bir insan, eksiklerini fark edemez ve gelişime kapalı hale gelir. Oysa gerçek olgunluk, insanın kendi sınırlarını bilmesi ve sürekli öğrenmeye açık olmasıyla mümkündür. Kibirli bir kişi ise bu farkındalıktan uzak olduğu için hem zihinsel hem de ruhsal anlamda durağanlaşır.

Kibrin bir diğer zararı da insanın iç huzurunu bozmasıdır. Sürekli kendini başkalarıyla kıyaslayan ve üstünlük kurma çabası içinde olan birey, aslında içsel bir tatminsizlik yaşar. Bu durum, zamanla huzursuzluk, öfke ve yalnızlık gibi olumsuz duyguların artmasına neden olur. Halbuki alçakgönüllülük, insanı hem içsel olarak rahatlatır hem de çevresiyle daha sağlıklı ilişkiler kurmasını sağlar.

Sonuç olarak kibir, insanı yücelten değil, aksine içten içe çürüten bir tutumdur. Gerçek büyüklük, başkalarını küçümsemekle değil; anlayışlı, saygılı ve mütevazı olabilmekle ölçülür. Kişiliğini korumak ve geliştirmek isteyen birey, kibirden uzak durmalı; onun yerine tevazu, empati ve öğrenmeye açıklık gibi değerleri hayatının merkezine koymalıdır. Çünkü insanı insan yapan, sahip oldukları değil; onları nasıl taşıdığıdır.

Yazarın Diğer Yazıları