Muhammed KURŞUN

Kâbe'nin huzuru, Türkiye'nin duruşu ve İslam dünyasının imtihanı

Muhammed KURŞUN

Kâbe… 
Milyonlarca Müslümanın yüzünü döndüğü, gönüllerin birleştiği, duaların semaya yükseldiği mukaddes mekân. Orası yalnızca bir yapı değil, ümmetin ortak kıblesi, inancımızın ve kardeşliğimizin sembolüdür. İşte bu yüzden Kâbe’nin güvenliğini ilgilendiren her gelişme, yalnızca Suudi Arabistan’ın değil, bütün İslam dünyasının meselesidir.
Son günlerde Mekke’ye yönelik saldırı iddiaları ve Yemen’deki Husilerle bağlantılı gelişmeler, bölgede yeni bir güvenlik tartışmasını beraberinde getirdi. Husiler kutsal mekânları hedef aldıkları iddialarını reddederken, yaşananlar bir gerçeği yeniden hatırlatıyor: Kutsal değerler, bölgesel hesaplaşmaların ve siyasi mücadelelerin gölgesinde bırakılmamalıdır.
Peki, İslam dünyası böylesine hassas bir mesele karşısında nasıl bir duruş sergilemeli?
Cevap açık: Birlik, sağduyu ve kararlı diplomasi…
Türkiye’nin bu noktadaki rolü büyük önem taşıyor. Türkiye, tarihî birikimi, diplomatik tecrübesi ve savunma alanındaki imkânlarıyla bölgesel güvenlik meselelerinde etkili bir aktör olma potansiyeline sahip. Suudi Arabistan’ın güvenliğine yönelik tehditler karşısında ortaya konulan diplomatik dayanışma da bu çerçevede değerlendirilmelidir.
Türkiye’nin gücü yalnızca savunma sanayisinden, askerî kapasitesinden veya uluslararası masalardaki konumundan ibaret değildir. Türkiye’nin asıl gücü, krizleri büyütmek yerine çözüm arayabilmesinde; kardeş ülkeler arasında diyalog kurabilmesinde ve ortak meselelerde sorumluluk üstlenebilmesindedir.
Elbette güçlü bir Türkiye, bölgesel istikrar açısından önemli bir imkândır. Ancak bu gücün en kıymetli sonucu, yeni çatışmaların önlenmesi ve masum insanların korunması olacaktır.
İslam dünyası artık birbirine uzaktan bakma lüksüne sahip değildir.
Bugün Türkiye’nin ortaya koyacağı sağduyulu, kararlı ve yapıcı duruş; yalnızca bir ülkeye destek vermek anlamına gelmez. Aynı zamanda İslam dünyasının ortak meselelerde nasıl hareket etmesi gerektiğine dair önemli bir yaklaşım ortaya koyar.
Hülasa: Kâbe hepimizin kıblesi, Mekke hepimizin gönül dünyasının merkezidir. Onun huzuru için diplomasiyle, dayanışmayla ve ortak akılla hareket etmek hepimizin sorumluluğudur velhasılkelam...

Yazarın Diğer Yazıları