Toprağını, suyunu, havasını soluduğumuz şehrin her alanda kendisini
yenileyerek gelişmesi en büyük muradımızdır.
Önceliğimiz nedir?
Şehrimize, bilumum değerlerine dost olacağız!
Her ilmekte sevgi… Şehrin bütün örgüsünde tebessüm edecek…
O sebepledir ki, “Erdemli insandan, erdemli topluma/ erdemli şehre…”
yürüyüşü millî bir tefekkür olarak akıl ve vicdanlara taşımalıyız.
Yaşadığımız şehirde, ‘yıkmamız gereken duvarlar…’ nelerdir?
İnsanlık âleminin de en büyük düşmanı olarak kabul gören; “kibir,
haset, nefret, öfke, kin…” bazen nefsimizi de esir alabilen, blumum
kötülükler.
İnancımız bizlere, “Ne zulmediniz, ne de zulme uğrayınız…” diyor.
“zalim ve mazlumun olmayışı!”
Yaşadığımız şehirde öyle bir bataklığı kurutmalıyız ki, ‘insanlar
huzura ve güvene ersinler’
O bataklığın adı, “cehalet ve yoksulluktur!”
Allah’ın Resul’ü (sav.), “fakirlik nerde ise küfür olacaktı!”
Aman Allah’ım!
İnancımız, “İçinizde hayırla yarışan bir topluluk bulunsun!”
İnancımız, “Komşusu aç iken tok yatan bizden değildir!”
Hemen karşımıza ne çıkıyor, “infak kültürü…”
Âl-i İmrân Suresi 92 ayette şöyle buyrulur;
“Sevdiğiniz şeylerden (Allah yolunda) harcamadıkça iyiliğe
eremezsiniz, Her ne harcarsanız, Allah onu hakkıyla bilir!”
Bizim medeniyetimiz, her türlü iyiliği/ hayrı/ hasenatı/ güzelliği
‘vakıf’ ismiyle kurumlaştıran bir medeniyettir.
Cumhuriyet Döneminde, şu şehirde büyük bir aşkla, heyecanla, zevkle,
iştiyakla, gönül seferberliği halinde hizmeti kendisine şiar edinen
kaç vakıf kuruluşumuz var?
Gönül ne ister?
Ecdadın bizlere emanet ettiği şu şehri, bütün zenginlikleriyle ayağa kaldıralım!
Eğitimde, Kültürde, Sporda, Sağlıkta, İktisadi ve Sosyal hayatımızda,
‘yeni eserler’ ortaya koyalım!
Hayatı bir yandan zenginleştirirken bir yandan da ‘sevdirelim’
İki dönem Muş Alparslan Üniversitesi Rektörlüğünü yapan Fethi Ahmet
Polat ne diyorlardı; “bir de hayalim; 1071 Malazgirt ve Sultan
Alparslan Vakfı… İstanbul’da mukim Muşlu ve Elazığlı hayırseverlerimiz
el atsa da ne de güzel olur! Nasıl ki, Azerbaycan bizim yurt dışında
canımız, ciğerimizse aynı şekilde Muş ve Malazgirt’te yurt içinde
bizim canımız, ciğerimiz, emanetimizdir. Ümidim odur ki yazdıklarımda
yazdıklarınızda kamuoyunda makes bulur”
Bir Muş İlimize bırakılan en büyük ecdat emaneti şüphesiz ki, “Malazgirt’tir…”
Bizler, Harput’ta da, İznik’te, Söğüt’te de, Bursa’da da, Edirne’de
de, İstanbul’da da ve Çanakkale’de de; “Malazgirt-1071’leri
düşünürüz!”
O düşünce ile birlikte, 1071’lerden 2023’lere; Anadolu Coğrafyasının
kutsi havasını tefekkür ederiz.
Tarihi sevdirmek, o şuura ulaşmakla mümkündür diyebiliriz.
O sebepledir ki, Malazgirt’i, Anadolu Coğrafyamızın vatanlaşması
yolunda, ‘meydanların veya zaferlerin anası olarak…’ düşünürüm/ veya
düşünmekteyim.
2008 tarihinde gerçekleştirilen, “Muş- Elâzığ Buluşması…” bizleri her
iki şehrin tarihteki kadim yolculuğunu hatırlatmıştı.
O tarihi buluşma/ veya yolculuk bizleri tarihimizle bir daha yüzleştirecekti…
Bizlere Anadolu’nun kapılarını açan Malazgirt-1071’e; ecdat
hatıralarına/ gazilerimize ve şühedaya ne kadar Sıla-i Rahim
yapabildik? “Kilit, Kapı, Anahtar…” her birinin üzerimizde manevi
ağırlığı var.
Bizler isteriz ki, “Malazgirt Arkeoloji ve Etnografya Müzesi…”
tarihimizi, kültürümüzü, bilumum değerlerimizi üzerinde taşıyan/ bu
vatan coğrafyasının ‘cazibe merkezi konumunda olsun’
Bu bir, samimi niyettir. Bir bakıma da, içimizdeki gönül yangınıdır…
Bizler, Belh Şehrini, Buhara’yı ve Ahlat’ı, “Kubbet’ül İslâm Şehri”
olarak biliriz.
İçerisinde yaşadığım şehirde, “ilimdeki gayreti, hayreti, şevki ve
heyecanı…’ vücudumun bütün zerresiyle teneffüs etmek/ soluklamak
isterim.
MALAZGİRT OVASINDA
Boğum boğum kıvrılan dağlar omuz omuza
Ağrı’dan Toroslara taştan set oluşturmuş
Diz çökmüş eteğinde su gibi akan zaman
Malazgirt Ovasında tarihi buluşturmuş
Fırat Nil’in kardeşi, Tunaysa yay kirişi
Ok menzilinde takvim yapraklar tutuşturmuş
Afşin’i, Danişmend’i, Mengücek’i, Artuk’u
Edebi Devlet için dört yana at koşturmuş
Erzurum’dan Haleb’e, Artukoğlu diyarı
Kartal Yuvası bize Belek’i çağrıştırmış
Coğrafyadan vatana bir kutlu ve uzun yol
Sade ok ve yay değil, güzel dil konuşturmuş
Ferhat’ın hasretinde dağlar, ötesinde sır
Perde perde kalkarak ışığa kavuşturmuş
Erzurum’un barıyla, Elazığ’ın mayası
Kerkük’ün hoyratıyla halini soruşturmuş
Asırların nağmesi Hayrilerin dilinde
Emrahlar, Zihnilerle ezgiler konuşturmuş
Fırat sen hazinesin, mazin kadar zindesin
“Yedi Küpeli Gelin” çehreler değiştirmiş