Bir dönemi yakından bilmeliyiz. O dönemi yaşayanlardan dinlemeliyiz.
Rahmetli Erhan Saraçoğlu, Eğitimci-Yazar mütefekkir bir insandı.
Bizlere o dönemi en sağlıklı bir şekilde büyüklerini dinleyerek notlar
alan ve onu yazılı bir şekilde günümüze aktardığı için de kendilerine
müteşekkiriz. Özellikle de, ‘kin, haset, nefretin nasıl intikam
hislerine dönüştüğünü bizlere anlatan önemli bir kıssadır’
Sabır ne büyük bir âlamet… Yeri geldiğinde, sükût insan için ne büyük
bir selamet oluyor. Devleti idare edenlerin, ‘bilge kişiliği…’ o kadar
önemli ki! Liyakate, ehliyete önem veren Kamil insanlar, felaketlerin
önünde çoğu zaman set olmuşlar. Şu coğrafyanın da bir fiil sigortası
olmuşlar. Bu bağlamda, ‘tarihi kendimize dersler alarak okumalıyız’
Hiçbir zaman, ifrata kaçmamalıyız. Doğru birdir… Tamamen, Erhan
Saraçoğlu’na ait olan bu notları sizlerle paylaşırken, “sizler doğru
olunuz, emanetlere ihanet etmeyiniz’ Hak bildiğimiz, mukaddes
bildiğimiz değerlerimiz bizlere birer emanettir. O değerler kâh
vatandır, kâh bayraktır, kâh ezandır, milleti deryalarda yüzdüren
Devlettir… O sebepledir ki, Devlete bizler, “Ebed Müddet” deriz.
Vali Abdulkadir, Musul Vali ve Komutanıdır. Millî mücadele
yıllarında Elâziz vali vekilliği görevini ifa etmektedir. Osman
Bedrettin’i Erzurumi (İmam Efendi) hazretleri 1909 yılında emekli
olmuş ve Harput’ta ikamet etmektedir. Nakşibendi tarikatı şeyhidir ve
yüzbinlerce müridanı vardır. Saygın kişiliği, ilmi, irfanı ve
kerametleri dilden dile dolaşmakta, ziyaretçileri gece gündüz hiç
eksik olmamaktadır. 1911 yılında Hacca gittiğinde bütün İslâm
hacılarına zamanımızın İNSANI KÂMİLİ olarak tanıtılmış ve bütün İslâm
Âleminde tanınır olmuştur.
Vali Abdulkadir, gururlu, hain hasud bir kişiliğe sahiptir. Doğu
bölgesinde Atatürk’ün sağ kolu olarak bilinmektedir. Kendisinden daha
itibarlı bir zat olan İMAM EFENDİ’yi çekemez. Nasıl olur da Elâzığ ve
Anadolu halkı benden ziyade o şahsa değer verir ve hürmet eder? Bu
öyle bir kıskançlıktır ki: Hırs, kin ve öfkeye bürünmüş, kendisini
ikinci plânda bırakan bu şahsın, halledilmesi, ortadan kaldırılması
gayretlerine düşmüştür. Bu arzusunun gerçekleşmesi için de şartlar
gayet müsaittir. İstiklâl harbi devam etmekte ve Anadolu’da da yer yer
isyanlar çıkmaktadır. Şu halde bu muteber zatın, müridanından güç
alarak isyan çıkarmak konusunda Gazi Paşa’yı, Ankara hükümetini ve
Büyük Millet Meclisini haberdar etmek gerekir. Bu niyetlerle Vali
Abdulkadir her hafta ve devamlı olarak Ankara’ya İMAM EFENDİ hakkında
rapor göndermekte, tehlike ihbarlarında bulunmaktadır. Meclis’te İMAM
EFENDİ’yi tanıyanların müdafaası i le tanımayıp tehlikeli görenler
arasında ihtilaflar hâsıl olmuş ve tartışmalar başlamıştır. Durumun
tahkiki için Diyarbakır’da ordu kumandanı olarak görev yapmakta olan
Vehip Paşa’ya telgrafla görev verilir. Telgrafı alan Vehip Paşa,
yaveri Hayrullah beyi çağırtır ve durumu ona anlatır. Vehip Paşa ve
yaveri Hayrullah Bey de İMAM EFENDİ’ye müntesiptir, ondan inabeli ve
ona bağlıdırlar. VEHİP paşa, Hayrullah ne yapacağız? der Sen Harput’a
git ve efendiyi haberdar et ne emrediyorsa ona göre hareket edelim.
Hayrullah Bey Harput’a gelir, durumu arzeder, İmam efendi korkuyor
musun Hayrullah diye sorar. Hayrullah Bey –korkuyorum efendi. Ben
askerim devletin gücünü bilirim.
İMAM EFENDİ-Ben de korkuyordum. Şahsım için değil, benden sonra
doğacak olaylar beni korkutuyor ve ürkütüyordu. Bu evhamlar içerisinde
kendimden geçmişim. Uyur uyanık bir halde iken şeyhim MAHMUDİ SAMİNİ
hazretleri karşımda belirdi. Bana – Hafız kurban korkuyor musun? Diye
sordu.
Ben – Evet şeyhim korkuyorum. Cevabını verdim.
Samini Hz – Hafız korkma sana bir şey olmayacaktır. Senin
boynuna urgan takmak isteyenlerin urganı, kendi boyunlarına takılır.
Dedi. Ben - artık korkmuyorum. Sen şimdi git. Vehip Paşa’ya
selâmlarımı söyle. Nasıl gerekiyorsa öyle hareket etsin. Der.
Bu arada Libya hâkimi şeyh SÜNUSİ hazretleri Ankara’ya
gelmiştir. Amacı,1911 Ayında Libya’yı (TIRABLUS- GARBI) işgal eden
İtalyan’lara karşı verilen savaş günlerinde tanıdığı MUSTAFA KEMÂL’i
Millî Mücadele ki başarılarından dolayı tebrik etmektir. Tebrikat
esnasında Sünusi Hazretleri, geliş amaçlarından birisinin de Harput’ta
İkamet eden, büyük ilim ve irfan sahibi olup,1911 yılında hac
farizesini ifa edişi esnasında İslâm Âlemine zamanımızın insan-ı
kâmili olarak ilân edilen OSMAN BEDREDDİNİ ERZURUMİ Hazretlerini
ziyaret etmek olduğunu söyler.
MUSTAFA KEMÂL PAŞA – O Zat hakkında ben de bilgi edinmek
istiyorum. Elâziz valisi Abdulkadir’in verdiği raporlar Meclise
gelmektedir. Durum hakkında beni bilgilendirirseniz memnun olurum.
Şeyh SÜNUSİ Hazretleri Elaziz’de birkaç gün kalır. Ankara’ya
döndüğünde M.KEMÂL PAŞA’yı tekrar ziyaret eder ve şu bilgileri verir.
M.KEMÂL - Ya Şeyh Hazretleri, Elâziz’i nasıl buldunuz?
Ş.SÜNUSİ - Elâziz hoş bir memleket, terakki ve inkişafa
kabiliyetli. Buranın halkı muti ve munis hele şeyhi (haza recülün
Salih) mükerrem ve müfehhem, ahlâkı ilmi faziletin müntehasında;
mutasavvıf ve mütekâmil bir zat olduğuna şahid oldum. Vali beğimize
gelince: Vali hasud, vali mağrur, vali memlekete zararlı, validen her
fenalık mamuldür. Bundan sakınmak lazımdır. Bu adam Enver’cidir. Enver
Paşayı medh edişinden bunu istihraç edebildiğimi arzederim. Dediler.
M.KEMÂL PAŞA emniyet teşkilatınca da durumu araştırmakta ve
İMAM EFENDİ hakkında olumlu bilgiler edinmektedir.
Bu arada NÜZHET DEDE Ankara’dan Elâziz’e gelmiş olup, Harput’a
İmam Efendiyi ziyarete gitmiştir. Gene Ankara’ya dönmek üzere İmam
Efendi’nin yanından ayrılıp, Elâziz’e inmekte iken, İMAM EFENDİ
ziyaretine gelen Rıza efendiye koş, Dede’ye söyle valiyi buradan
aldırsınlar. Der. Hemen dışarı çıktım ve Dede’ye yetişmek için koştum.
Dede’ye Elâziz düzlüğünde, Sultani mektebi civarında yetiştim.
Efendinin emrini bildirdim.
NÜZHET DEDE – Çok zor bir mes’ele; ne yapacağımızı bilemiyoruz.
Mecliste tartışmalar yapılıyor.
Rıza hoca – Bilemem artık, ben Efendi’nin emrini size bilirdim.
Efendi emrettiğine göre mutlaka yerine getirilecektir, Der ve ayrılır.
(Rıza efendi Nüzhet Dede’nin çocukken Ovacık’tan getirip, İMAM
EFENDİ’NİN rahle-yi tedrisine verdiği ve bütün ömrünü Efendinin sır
kâtibi olarak geçirdiği bir zattır. Nüzhet Dede’nin de damadıdır.)
Nüzhet Dede Ankara’ya dönünce vali Abdulkadir’i Elâziz ’den
aldırmak için uğraşmaktadır. Başta Erzincan mebusu Fevzi Bey olmak
üzere diğer yakın arkadaşları Dedeyle alay etmekte ve Abdulkadir’i
Elâziz ‘den aldırmak kolay mı? Demektedirler.
Nüzhet Dede diyor ki: Bir gün mebus arkadaşlarımdan birkaçı ile
parkta, tahta kanepeler üzerinde oturuyorduk. Bir araba geldi ve
yakınımızda durdu. Arabadan orta yaşlarda, düzgün giyimli, yeşil gözlü
bir zat indi. Yanımıza geldi. Bizimle görüşmek ve tanışmak
istiyormuş. Bu zat ordunun iaşe ve ibatedesini teminle görevli NAZIM
BEY isminde ve aslen Erzurumlu olan ordu müteahhidi imiş. Beni Elâziz
mebusu olarak tanıttılar. Elâziz kelimesini duyunca benimle çok
ilgilendi ve OSMAN BEDRETTİN efendiyi tanıyıp, tanımadığımı sordu. Ben
de yakın dostu olduğumu ve onunla ilgili olarak müsait bir yerde
görüşmek istediğimi söyledim. Müsaid bir odaya geçtik. Ben vali
Abdulkadir meselesini ve valinin niyetlerini teferruatıyla anlattım.
NAZIM BEY, ben o zatı Erzurum’dan tanırım, bu türlü muamelelere maruz
tutulacak insan değildir. Dedi. Daha sonra bizden ayrıldı.
NAZIM BEY bizden ayrıldıktan hemen sonra İSMET PAŞA (İnönü) nın
yanına gidiyor ve ordu müteahhidliğini bırakacağını söylüyor. İSMET
PAŞA, nasıl olur, bu ortamda nasıl taahhüdünü yerine getirmez ve
ayrılırsın? Seni divan-harbe verirler, kurşuna dizilirsin der ve
sebebini sorar. NAZIM BEY durumu anlatır ve vali Abdulkadir’in derhal
Elâziz ‘den alınmasını söyler. Bu olmadığı takdirde ayrılacağım der.
İSMET PAŞA hemen sahra telefonu ile MUSTAFA KEMAL’i arar ve vali
Abdulkadir’in Elâziz ‘den alınmasını, sebeplerinin bilahare
arzedileceğini bildirir.
Vali ABDULKADİR Elâziz ‘den alınmıştır. Kısa bir müddet sonra
NÜZHET DEDE Elâziz’e gelir yeni valiyle görüşmek ve tebrik etmek
niyetiyle vilâyete gider. Bir de ne görsün: Vali Abdulkadir yeni
valinin odasında, onunla birlikte oturmaktadır. Vali Abdulkadir
Dede’ye Nüzhet Bey sizin benimle ne davanız var ki benimle o kadar
uğraşıp tayinimi çıkarttınız? Diye sorar.
NÜZHET DEDE – Abdulkadir bey. Siz bir vali olarak memleketin
içinde bulunduğu bu vahim ve elim şartları her kesten daha iyi
bilmeniz gerekirdi. Bunu bilemediniz. Bir vali olarak uhdenize tevdi
edilen bu bölgenin idaresinden, asayişinden ve umurundan sorumlu iken,
bunları unutup, bir yana bırakıp, asayişi bozmak, halkın huzurunu
bozmak, halkı isyana teşvik etmek yolunu seçtiniz. Haksız yere itham
ettiğiniz o zatın, uğrunda ölmeyi göze alacak yüzbinlerce müridanı
olduğunu, başına bir iş geldiği takdirde size, dolayisiyle devlete
karşı yapılmış sayılabilecek olayları kim önleyebilecek ve kimler
tutacaktı. Bunları düşünmediniz, gururunuza yenildiniz. Hırsınız ve
öfkeniz, sizi bu hale düşürdü.
Vali Abdulkadir’i, birkaç yıl sonra Atatürk’e karşı tertip edilen
İzmir suikastı içinde bulunmaktan. İstiklal mahkemesinde yargılanmış,
idam edilmiştir.
MAHMUDİ SAMİNİ Hazretleri’nin : - HAFIZ KURBAN KORKUYOR MUSUN? KORKMA
SENİ ASMAK İSTEYENLERİN İPİ KENDİ BOYUNLARINA DOLANIR. Buyruğu
tahakkuk etmişti.