29-30 Ocak 2022 Cumartesi ve Pazar Günü Kanal Fırat’ta,
“Ziya Alp Çarsancaklı ’ya Saygı Gecesi…” programını pür dikkat takip ettim.
Bu gece, Manas Gönül Evi tarafından, 21 Eylül 2011 tarihinde hazırlanarak;
“Manas Şiir ve Musiki Günleri!” Kanal Fırat’ta yayınlanmıştı!
Bizim inancımız, ‘sıla-ı rahim yapınız’ der. Bu programlar, ‘ahde vefadır’
İnsanımıza, ‘sevgi, saygı, huzur, samimiyeti, özgüveni aşılar…’
Rahmetli Ziya Çarsancaklı, sohbetlerinde bir ifade kullandılar;
“Aranıza bu son gelişimdir!” Ehli hal insanların ufku, basireti, nazar edişleri…
21 Eylül 2011 tarihinde Elazığ Belediyesi Kültür Merkezinde gerçekleştirilen bu efsanevi gece…
Bizlerde, o yıllarda derin izler bıraktı.
Rahmetli Ziya Çarsancaklı’nın Doğan Sever tarafından bestelenen şiiri,
“Bu dertle ne hoşum ben
Hoşum ki serhoşum ben
Hakk’a Hamd ü senalar
Hem dolu hem boşum ben!”
Aramızdan birer birer kayan yıldızlar; “Hüsamettin Septioğlu, Vedat Güldoğan, Ziya Alp Çarsancaklı, Erhan Saraçoğlu, Bünyamin Eroğlu, Av. Doğan Özdal, Ahmet Tevfik Ozan, Berika-Kâinat Küçük, Servet Kabaklı…” Son 10 yıla sığdırdığımız kayıplar!
Bir gerçek ki, ‘gidenlerin yeri doldurulamıyor’ Her biri, farklı renkler, farklı istidatlar…
Bir şey var ki, O her biri dediklerimiz; söz ehli, hal ehli, ‘gönül insanları…’
Ziya Alp Çarsancaklı kimdir; “Ziya Çarsancaklı’nın babası; Çarsancaklı Hacı İshak Paşa’nın oğlu Arslan Beyin oğlu Bedri Çarsancaklı, annesi Palu beylerinden Abdullah ve Ali Beylerin kız kardeşi Tahire Hanım’dır.”
Ziya Bey’in babası Bedri Bey ise; “Sinemde bir tutuşmuş yanmış ocağ olaydı/ Zülfün karanlığında bezme çerağ olaydı” diye başlayan manzumenin şairi, Hacı Hayri Bey’in yeğenidir.
O gecenin davetiyesinde, dönemin Elazığ Valisi Muammer Erol ve dönemin Belediye Başkanı M. Süleyman Selmanoğlu’nun imzasıyla şu ibareler yer alıyor; “Aşkların, sevdaların, hüzünlerin, sevinçlerin, hasretlerin, ayrılıkların, kavuşmaların bir arada ve yoğun olarak yaşandığı Harput’un yetiştirdiği duygulu, hoşsohbet, garip dostu, sevdası, iyilik aşkı güzellik olan; saygıda, terbiyede, nezakette, beyefendilikte görenlere “eyvallah” dedirten eserleri ile gönül dünyamızı bezeyen Ziya Çarsancaklı için düzenlediğimiz; “Ziya Çarsancaklı ‘ya Saygı Gecesi’ne” teşrifleriniz kültür ve gönül dünyamızda ahde vefanın bir güzelliği olarak taçlanacaktır!”
Bütün bu ifadelerde, “Harput Beyefendisinin tarifi…” vardır.
O dönemin, “söz ehli insanların konakları…” irfan ocaklarıydı. İlim, hikmet, marifet merkezleriydi. Güzel sanatların, sesin, sözün, sohbetin; o sohbetlerde nezaketin, zarafetin, sadeliğin, inceliğin, kibarlığın bilumum örf ve adetlerin sergilendiği mekânlardı.
Milli Mücadele ruhuna aşinaydı, o mekânlar. O mekânlar, gün gelir; “söz ehli insanlarla birlikte, Atatürk’ün konakladığı…’ Milli Mücadelenin de ilk karargâhları olurlar. Coğrafyayı vatanlaştıran, ‘söz ehli diyarları…’ O konaklar, gün gelecek; ‘halkın edep, adap, marifet, ilmi hal ile donandığı okulları…’ olacaktır.
Rahmetli Hüsamettin Septioğlu anlatırlar; “bir kış günü babanızla babam soba başında baş başa vermişler, Sokrates’i konuşurlar!” Sizleri 70 yıl öncesine götüren sohbetler…
Rahmetli Babam, “çocukluk yıllarım bu konaklarda ilim-irfan sahibi, aksaçlı kâmil insanların güzel sohbetleriyle geçti…” Bizlere, o günlerden, o günlerin; ‘büyük zatlarından, âlim insanlarından…’ onların hatıralarından söz ederlerdi.
Dikkat ederdim, babamın yakın dostları, “Arslan Çarsancaklı, Ziya Çarsancaklı, Erhan Saraçoğlu, Abdullah Septioğlu, Halil Bilginoğlu, Paşa Demirbağ, Hakkı Cihangir ve diğerleri diyelim…” birbirlerine karşı o kadar çok mütevazı, o kadar içten, o kadar saygılı bir duruşları vardı ki, ‘hayranlığımı hala gizleyemem…’ Gayet nazik, kibar, ‘beyim, efendim…’ ifadeleri. O insanlar, küçük-büyük demeden, ‘ceketlerini iliklerlerdi…’ Saygı da ve edep de kusur etmezlerdi.
Mehmet Bico Kerküklü bir şiirinde; Harput’u, O’nun asil yüzlü şahsiyetlerini tarif ederler;
“Gakgom babacandır, gözü de pektir
Mazluma yumuşak, zalime serttir
Kalleşliği bilmez, haza erkektir
Herkese Gakgomsun denilmez Gakgo?
Dertliye dermandır, hastaya şifa
Gakgoma koşanlar çekerler cefa
Dostluğa gösterir çok büyük vefa
Herkese Gakgomsun denilmez Gakgo?
Günümüzde de, Elazığ Şehrini bütün Türkiye’de ‘ön saflara taşıyan güç’ nedir?
“Derdi cehalet ile savaşmış” olmasıdır?
İlme, irfana çok büyük önem vermesidir…
İran Tebriz’den Hazar Şiir Akşamlarına katılan şairlerden Nesir Paygozar;
“Harput Asya’nın gül bahçesidir
Bu kadar güzellik onun besidir…”
Alperen mizaçlı Ahmet Kabaklı’yı yetiştiren de, bu iklimdir.
Yunus yürekli, ‘Fethi Gemuhluoğlu…’ Elazığ şehrinin akseden yüzüdür!
Destanlar Şairi, “Niyazi Yıldırım Gençosmanoğlu’nda…” tarihin izdüşümü…
Ziya Çarsancaklı ’yı dinlerken, nezaketli duruşunda; “hamdım, yandım, piştim” diyen Mevlana yüreğiyle asırların aşkı mecalini yüklenmişlerdi, sanki!
Dilaver Cebeci’yi Elâzığ Şehrinde misafir etmiştik. Ne diyorlar, bu muhterem insan;
“Gakgoş coşkun bir âşık, yani sevgiden serhoş
Nezaketle asalet birleşip olmuş Gakkoş”
O nezaketi, o şuuru, hitabetinin duygu ırmağında Anadolu’ya taşıyan bir beyefendi kimliği,
Prof. Dr. Sadık Kemal Tural Hoca’da gördük ve yaşadık…
Elazığ Belediyesinin, ‘Hemşehrilik Beratı…” verdiği nadide şahsiyetlerden!
Bu güzel insan, gönlüyle ve yüreğiyle; “Elazığlıyım!” diyecekler.
21 Eylül 2011 Çarşamba Günü, Elazığ Belediyesi Kültür ve Kongre Merkezinde;
On bir yıl önce, “Ziya Çarsancaklı ’ya Saygı Gecesi…” düzenleniyordu.
O gece tekrar, Kanal Fırat’ta ekranlara geldi… Bizleri tarihe taşıdı!
Hadi Önal’ı, Dr. M. Naci Onur’u, Lokman Tasalı ’yı, Orhan Gökçe’yi, R. Mithat Yılmaz’ı,
Ahmet Tevfik Ozan’ı ve “Ziya Alp Çarsancaklı ‘yı…” dinlemiştik.
Ziya Çarsancaklı’nın Bestelenen Eserlerini, “Naci Sönmez, Nihat Kazazoğlu, Doğan Sever…” icra etmişlerdi. Harput Türkülerinde, Paşa Demirbağ, Mustafa Döner, Hasan Taydaş, Ömer Gürakar, Onur Yenigün…” özlem gidermişlerdi. Misafir Sanatçılarımız, “Mustafa Turan, Adnan Çilesiz, Zülfe Demirtaş ve Muzaffer Ertürk…” Yürekleriyle geceye katkı sağladılar.
Söz ehli, ‘Edeb Meclisi’ hal ile de birbirlerine şiirle ikramda bulunurlar. Ziya Çarsancaklı’nın, Hüsamettin Septioğlu’na ithaf ettikleri mısralar;
“Hedef malum, vaslı meçhul, yol kısa
Takvim işler, saat çalar, neylersin
Mevsim biter, sonbahar döner kışa
Düğün, dernek, şeb-i aruz neylersin”
Hayalimde süzülür, ‘söz ehli insanların konakları…’ Edep içre sohbetleri! Erhan Saraçoğlu anlatırlardı; “İmam Efendi ile Dedem Nüzhet Saraçoğlu Çemişgezek’te 17 yıl birlikte konaklarında kapı komşu oldular…” O sohbetlerle insanlarımız ihya olacaklardı.
Günümüzde toplumun, ‘kanaat önderleri…’ ne kadar bilinirler. Günümüzde, ‘meclis sohbetleri…’ ne kadar devam etmektedir? Hiç değilse şehirlerimizde, ‘edebi mahfilleri…’ ne kadar yaşatabildik?
Bütün bu soruların cevaplarını aramaktayım.
Rahmetli Ziya Çarsancaklı ’ya Saygı Gecesi programını takip ederken, bir an; ‘zaman tünelinden geçerek eskilere gittim’ Hatıralarla bir daha yüzleştim. Ecdatta, ‘milli mücadele ruhunu’ yaşadım dersem yeridir. Selamlar.