Elazığ Devlet Klasik Türk Müziği ve Kürsübaşı Topluluğu, Şef Kenan Çimtay ’ın yönetiminde bizleri, “Sonbahar Şarkılarına…” Hazan Mevsiminin o efsunkâr havasına taşıyorlar.
28 Ekim 2022 Cuma Akşamı Saat 20.00’de, Nurettin Ardıçoğlu Kültür Merkezi Konser Salonu’nda… Koro Müdürü Olcay Gürhan Beyler bizlere icra edilecek eserleri gönderiyorlar.
Her biri birbirinden nezih eserler…
Üstat Yahya Kemal Beyatlı bir şiirinde şöyle seslenirler;
“Musikimizle bir taraftan din
Bir taraftan bütün hayat akmış
Her taraftan boğaz, o şehrayin
Mavi Tunca’yla gür Fırat akmış
Nice seslerle, gök ve yerlerimiz
Bize benzer o kâinat akmış”
Ve öyle bir mısra bir bahar esintisine dönüşür ki,
“O ki bir ihtişamlı dünyaya
Ses ve tel kudretiyle hâkimdi…”
Bugün o eserleri dinledikçe,
“Çok insan anlayamaz eski musikimizden
Ve ondan anlamayan bir şey anlamaz bizden”
Şairin musikimizin iç ahengini ve onun hayatımızla bütünleşen bir hazine olduğunu ifade ederler.
Mehmet Özbek, ‘teşbihte hata olmaz’ Harput Musikisini, “Musikimizin kıblesi…” olarak ifade ederler. Elâzığ Devlet Klasik Türk Müziği ve Kürsübaşı Topluluğu bu şehir için bir zenginliktir.
Bizleri bir araya getiren kültürel bağları/ o bağların ne kadar güçlü olduğunu da; o eserlerin icrasında yaşamaktayız.
Harput’tan, Fırat boylarına doğru akan bir,
“Hoyrat esintisi…” vardır!
O esinti kâh “Kürsübaşı’nda” kâh, “sıra Gecesi’nde”
Kâh Kerkük’te, “Çayhane Bucağı ’nda” türkülerimiz söylenir.
O nağmelerde, “birleştirici, kaynaştırıcı ve uzlaştırıcı bir ritim” vardır.
O ritmin havasında, “gönül dilimizin” hoş sedası yankılanır!
Güftesi Şekip Ayhan Özışık’a ait, “Yine Hazan Mevsimi Geldi” eserini dinlerken;
“Yine hazan mevsimi geldi
Yine yapraklar rüzgârların peşi sıra gidecek
Yine deli gönlüm, yine bu mevsimde
Hicranını yalnız başına çekecek!” sözlerine dalıp gidiyorsunuz!
Her eserde, ‘sizler…’ iç dünyanız farkındaysanız, ‘uhrevi bir ses dönüşüyor’
“Düşen bir yaprak görürsen
Beni hatırla demiştin
Biliyorsun seni ben
Sonbaharda sevmiştim!”
Benim doğumumda, Eylül ayı…
“Hayatın Son Bestesine Koşalım…” şiirimizde ne diyoruz;
Eylül’ü, ‘sonbaharı’ konuşalım!
Sesim titrek, hüzzam bir şarkı gibi
Eski dostlara, ‘vefaya…’ koşalım!
Son demini yaşayan parkımıza;
Hazan düşmüş resmiyle konuşalım!
Eylül, ‘dönen feleğin çarkı gibi…’
Hayatın son bestesine koşalım!
Eylül, ‘muhabbeti farklı tadı’ var
Hasat Vakti, ‘bereketin adı’ var
Rengi, kokusu, rayihası farklı…
Aynı suda, toprakta abadı var
Sonbahar, ‘gül sarısı’ havası var
Bir makam, esrarlı bir nevası var.”
Merhaba diyeceğiz birlikte, “Sonbahar Şarkılarına…”
Güllerin sarısına, Aksaçlı bilgelerin yoluna, kızaran ufka…
Bizim Musikimiz, her makamda bir ayrı hoyrattır…
Bizim Musikimiz, her makamda dertli gönlüme hayrattır…
Bizim Musikimiz, Hz. Davut’tan almış İlhamı,
Yetmiş bin âlemle paylaşır gamımı, sevincimi…
Bizim Musikimiz; Kuşların cıvıltısı, Suların şırıltısı, arıların vızıltısı,
Yaprakların hışıltısı kadar, Kâinatla konuşur…
Bizim Musikimiz; Hekimlerin ilacı, Zamana Utacı olur…
Bizim Musikimiz; Asırların içli nağmesi, feryadıma yâd olur…
Âşık Veysel ne diyor;
“İnler Veysel arı gibi
Bülbüllerin zarı gibi
Turnalar katarı gibi
Türk’üz, türkü çağırırız...”
Musikinin temel alt-yapı mimarları, bu millettir…
Safiyüddin’den tutun da Farabi’ye kadar bu sanatın iç dünyasını da cezbeden,
Ve günümüze kazandıran büyük dehalardır.
Ecdadımızdan bizlere kadar devamlı gelişerek gelen çok güçlü referanslara sahip bir miras,
Şüphesiz kendi kimliğimiz, kendi benliğimiz ve şu arza bıraktığımız bir hoş seda!.
“Bir hoşça sadadır kalacak kubbede baki
Gül, söyle, açıl; gül gibi, bülbül gibi saki
Bir nağmene, bin ahımız oldukça mülaki
Bir gülşene erdik gülüşünden alıp ilham.”
Tellere dokundukça parmaklar,
Kanun dile gelmiş, Tambur söz üstüne söz almış, Keman, fasıl fasıl inlemiş!
Elâzığ Devlet Klasik Türk Müziği ve Kürsübaşı Topluluğuna tebrikler…
İyi ki varsınız… Selam ve Muhabbetle…