Aklımız, örfümüz, dinimiz bizler, “sorgulayınız!” diyor.
Dün neredeydik, bugün nerelerdeyiz?
Evet! Doğrudur, ‘teknoloji gelişti’
Dünya küçüldü, ‘uzaklık kavramı’ kalktı!
Çok acı bir şey var ki, birçok güzellikleri de terk ettik!
Yarım asrı aşan ömrümün, ilk çeyreğine gidiyorum…
Dün; sabırlı, dostlukları içten, güvenilir insanlar…
O insanlar; ‘bin ahı, tebessümle ağırlar’
Latife sitemi, vakarla karşılar,
Nazarlar! Kâh Hüseyni makamı,
Kâh Uşşak; dem dem içirir, sızıları!
Tenkide, merhaba derdik…
Nükteye, el bağlardık!
Dünün sohbetlerinde, , ‘Mizah’ vardı,
Mektubunda, ‘Gönül alıcı’ sözler!
Şimdi özlüyoruz, özümüz kokan sanatı!
Nefi’nin, yoz tavrı boğan, ‘sitemkârını’
Havasın ve Avamın, yürek dili,
‘Hacivat ve Karagözü’
Gülerek, ‘yoğurt çalardık göle’
Tefekkür eder, soluklardık âlemi!
Karınca misali gibi, ‘kaynaşırdık…’
Bizim kültürümüzde, ‘üleşmek…’ ruhun derinliğinden gelirdi.
Bir acı çığlıkla, ‘bizler feryâd ederdik’
Sevinçler, ‘gönül alkışlarıyla…’ daha da büyürdü!
“Sevgi illete hekim!” derdik. Tebessüm, yüzlerden okunurdu…
Ah! Günümüz insanı ne kadar çabuk değişti?
Çözmek istiyorsunuz! Çözemiyorsunuz!
Dün birbirlerine, “dağlar misali omuz veren yürekler!”
O yüreklerin sadece hikâyesi kaldı!
Sularda durulmuyor! Sürekli, ‘gerilen insanlar’
Bir şey söyleyeyim mi?
“Somurtan, bir asırdayız!”
Kasılan, kaskatı kesilen yüzler…
Hayatı çekemeyen, tahammülsüz insan!
Buz tutan kaldırımlarda, adımlarımız!
Günümüzde, ‘Mizahı’ bıraktık! ‘nükteyi’ bıraktık!
Sanatı, üslubu, edebi duruşu da…
Ne yazacaksınız? Ne çizeceksiniz? Ne söyleyeceksiniz?
Üzüntümüz nedir, ‘haddi de aşıyoruz’
Sınır tanımayan bir üsluba mı akıyoruz!
Ne zarf, ne mazruf, ne arzuhalimiz kaldı!
Yüzler donuk, kelimeler sönük…
Daha fazla öfkeye takılmasak iyi…
TAASSUP İLLETİ
İnancımız mütevazı/ hoşgörülü olun diyor.
“Vasat Ümmet” olun diyor. “Haddi aşmayın” diyor.
İfrata ve tefrike kaçmayınız diyor. ‘Kaba davranmayın’ diyor.
Taassup, bizim, bu milletin, ‘irfan kültüründe yok’
Cenap Şahabettin, “Taassubun her türlüsü çirkindir.
Hatta taassuba karşı taassup bile!”
“Taassup; Yıkılası Put!” isimli şiirimizde taassubu anlatırız;
“Taassup, Aklın üzerinde mengene
Gözü körlük, gönül karanlığı!
Zafiyet, güvensizlik!
Tomur tomur şüphe!
Adli katleden hüküm!
İfratın galeyanı
Benliğin azameti!
Buz tutan, dertlenmeyen yürek!
Vicdansızın kanaati!
Kopkoyu bir mazi,
Her şeyiyle fantezi bir ati!
İnkârın bozuk nakaratı
Taassup, İçi kof, dışı küf bağlamış fikir hokkabazı!
Taassup, Kendi gölgesine kadar uzanan nefret!
Taassup, Cehaletin kopardığı kasırga!
Taassup, İdraki yok sayan idraksizlik!
Taassup, Işıktan karanlığa kaçış!
Taassup, Sevgisizlik ve seviyesizlik!
Velhasıl taassup,
Çoraklaşan gönül!
Çoraklaşan toprak!
Taassup, Kanayan yaramız!
Aşksız, yarsız, sevdasız
“sız”larla biten,
Suya düşmeyen izler!”