Bed­ret­tin Ke­leş­te­mur

Sohbet Bizim Hayatımız

Bed­ret­tin Ke­leş­te­mur

Sohbet denilince ilk hafızalara, “Şehir ve şehri besleyen değerler
aklımıza gelir.
Şehir, insanlık âleminin oluşturduğu fikir ve düşünce estetiği ile
örülü, ‘nehir yatağı…’
Şehir, bu bağlamda; ‘medeniyettir’ İlk İslâm Şehri, “Medine-i
Münevvere!” olarak anılır.
O halde şehir bizim kültürümüzde, “Medeni, Münevver insanların
oluşturduğu topluluk!”
Farabi, “Erdemli insandan, Erdemli Şehre…” der. Şehir ve Kültür, O
kültürü besleyen sohbetler…
İşte, Elâzığ Şehrimizde, Anadolu Şehirlerimizde, “Piri Türkistanî
Ahmet Yesevi ’den günümüze doğru süzülerek gelen, “SOHBET KÜLTÜRÜ!”
günümüzde de canlılığını korumaktadır.
Bu kültür iklimiyle beslenen Hz. Mevlana’nın doğduğu Belh Şehri, İmam
Buhari’nin yetiştiği Buhara Şehri, bizlere Anadolu’nun kapılarını açan
Sultan Alparslan’ın Anadolu’da ilk merkezi Ahlat Şehri, bizim
tarihimizde, “Kubbet-ül İslâm Şehri!” olarak anılır. Bahsini ettiğimiz
bu şehirler, Tarihimizin ilmiyle, irfanıyla, âlimiyle sanatçılarıyla
bilumum değerleriyle; “Cazibe Merkezleri…” olarak bilinirler. Harput,
Malazgirt’ten hemen sonra 1085 tarihinde fethedilir. Bursa’nın Fethi,
1299, Edirne'nin Fethi 1364, İstanbul’un Fethi, 1453 tarihleridir.
Ahlat’tan Harput'a, Harputtan Halep'e doğru bizlere geleceği
hazırlayan/ “coğrafyayı vatanlaştıran hamleler vardır!” İlk Haçlı
Seferlerinin direnci bu topraklarda kırılacaktır… Ertuğrul Gazi'nin
doğduğu yer Ahlat’tır… Erzurum’dan Halep’e kadar uzanan coğrafya da,
Artuk Bey’in torunu Belek Gazi’nin efsanevi gazaları, fetihleri,
efsanevi fetihleri vardır
Edebiyatçılarımız, Buhara için ‘Hadis Şehri’ derler. Kaşgar için,
“Divan Şehri” derler.
Tarihimizde bizler Harput için, “Vuslat Şehri!” ifadesini kullanırız.
Harput’un çok zengin  manevi bir iklimi vardır. O iklime bizler
günümüzde de, “tarihi buluşturan şehir!” diyoruz.
Bizleri maziden atiye doğru besleyen, yoğuran, en önemli kaynağımız,
“Sohbet Kültürü…”
Sözlükte Sohbet, “dostça, arkadaşça konuşarak hoş bir vakit geçirme,
söyleşi, yârenlik, hasbihâl, muhabbet…” anlamlarına gelmektedir.
Sohbet Kültürünü, ecdadın sözlü olarak bizlere taşıdığı, “ilim,
hikmet, marifet kültürü…” olarak da değerlendirebiliriz.
Sadık Kemal Tural Hocamız ne diyorlar; “Sohbet ezelden ebede
bilgilendirme ve eğitme sistemi…
Sohbet, İsa’nın sohbetlerine katılanlara Havari, Hz. Peygamberin
sohbetlerine katılanlara Sahabe unvanı verdiren, özel eğitim, özel
iletişim dünyası.”
Rahmetli Ahmet Kabaklı Hocamız; “Kültür, onu meydana getiren milletle
beraber doğar, çoğalır ve gelişir. Yeniden kültür yapılamaz. Yeniden
musiki,  yeniden dil, yeniden terbiye, Yeniden hukuk, yeniden iman ve
inançlar yapılamaz.”
Ali İmran Suresi 110 ayette ne buyruluyor; “Siz insanlar için ortaya
çıkarılmış en hayırlı ümmetsiniz. İyiliği emreder, kötülükten
alıkoyarsınız ve Allah’a inanırsınız”
“Bin yıl İslam'a bayraktarlık yapan bir milletin terbiyenin kaynağı…”
İnşallah, Anadolu insanı sohbet kültürüyle o kaynaktan besleniyor.
Yunuslar, Mevlanalar, Hacı Bektaşi Veliler, Ahi Evranlar, İmam
Efendiler, Beyzadeler.. O kaynaktan süzülerek geliyorlar.
Ali İmran suresi 104 ayette şöyle buyrulur; “içinizden hayra çağıran,
iyiliği emredip kötülüğü meneden bir topluluk bulunsun. İşte onlar
kurtuluşa erenlerdir”
Her zaman ve her dönem için kimlere ihtiyacımız var? “iyiliği emredip,
kötülüklerden meneden…”
Her dönem manevi Önderlere ihtiyacımız var!
Şair Ali Akbaş bir şiirinde ne diyorlar;
 “Gördüm ki, / Her şehrin bir sahibi var / Her sahibin bir naibi var
Hacı Bayram, Hacı Bektaş/  Adım adım, taş taş/  Mülkü tapulamışlar
  ...Ve bizi himmetlerine alıp,/  Bekleye-durmuşlar”
Anadolu'nun, “manevi fethini…” iyi okuyalım!
O gönül erenlerini, “Horasan Erenlerini…” iyi tanımlayalım.
Onlar, “yetmiş iki millete bir gözle bakan…”
Mensubu bulunduğu toplumu ; “hayra ve iyiliğe çağıran…”
“Allah Dostları…”  “Kamil İnsanlar…”  “Veli İnsanlar…”
Anadolu’da, ‘sohbet kültürünün geleneğinde’ fütüvvet dili vardır.
O dili, Elâzığ’da Hazar Şiir Akşamlarına da katılan, Azeri Şair Nebi
Hezri’den dinleyelim;
“Muhabbet sonsuzdur, ömürse kısa
Ne olur, sadakat ebedi kalsa
Kimiz yüreğinde bir tel kırılsa
Benim yüreğimdir, benim yüreğim”
Harput’u anlatırken bizler; “Evliya’nın,  Âlimlerin, Ariflerin, Ulu
Zatların mekânı…” deriz!
Bütün bunları, ‘sohbet ehli…’ insanlar olarak tanımlarız…
Sohbet Meclisleri, günümüz adıyla ‘Edebi Mahfiller’
O meclisler Anadolu’da değişik isimlerle anılırlar;
Elazığ'da Kürsübaşı, Diyarbakır’da Velime, Sivas'ta Gümüşhane'de
Herfene, Muş’ta Divan,
Gaziantep'te Barak, Erzurum'da Bar, Şanlıurfa'da Sıra Geceleri,
Kerkük’te Çayhane…
Söz ehli insanlar, ‘Kamil İnsanlar, aksaçlılar’  Toplumun, ‘Kanaat
Önderleri’ olarak anılırlar.
Bizim inancımız,  ‘şuraya’ ‘istişareye’ önem verir.
Şura Suresi 36. Ayette şöyle buyrulur; “Onların işleri aralarında şura
(danışma) iledir”
Bu mekânlar gerçekte, ‘şura (sohbet) meclisleridirler…’
Kürsübaşı,  ‘sohbet geleneğini…’ günümüze taşıyan; aynı zamanda,
‘edebi mahfillerimizdir’
Harput, “ses ve söz sanatının…”  tarihimizde ki, zirve şehridir!
Harput, tabir yerinde ise Anadolu'ya ‘ışık tutan’  Gönül
coğrafyamızın,  ‘manevi rıhtımı’ üzerinde yer alır. Bizler Harput’u;
Tarihi buluşturan ‘Vuslat Şehri’ olarak tanımlıyoruz.
O mirasın şuurunda olarak geleceğe taşımalıyız!
Bizim Musikimiz incelenirse (sohbetler kitabı 142 sayfa) kimliğimizdir
O nağmelerde, ‘birleştirici, uzlaştırıcı, kaynaştırıcı bir ritim’ vardır.
O ritmin havasında, ‘gönül dilimizin hoş sedası’ yankılanır.
Sohbet, bizlere bir duruşu, tavrı, edebi, adabı, saygıyı, olabilirliği
öğretiyor.
Asıl olan, ‘söz meclislerini’ irfan okullarına dönüştürmektir.
İnancımız, “güzel bir sözü güzel bir ağaca benzetiyor…”
“Kötü bir sözün misali ise kötü bir ağaca benzer!”
Söz ve sohbette, ‘edebi koruyacağız’ Vakarlı olacağız, şüphesiz ki…
Elâzığ’da ve Anadolu Şehirlerinde, “sohbet kültürlerini besleyen edebi
dergiler ve gazeteler, yayınevleri…” olacaktır.
1860 tarihleri sonrasında, “Vilayet Matbaaları!” kurulacaktır. Bu
tarihi, basın tarihimizde, ‘aydınlanma dönemi’ olarak da
düşünebiliriz. Artık Anadolu Şehirlerimizde de, “gazete ve dergilerin
etrafında edebi mahfiller” oluşmaya başlayacaktır.
Harput/ Elazığ’da; Mamuretü’l Aziz Gazetesi, Turan Gazetesi, Halk
Evleri, Altan Dergisi, Yeni Fırat Dergisi… Her biri, ‘edebi
mahfil…”olarak anılırlar.
Fırat Üniversitesi’nde, bu dönemlerle ilgili akademik çalışmalarda yapılmıştır.
Günümüzde de, “Dernekler, Vakıflar, Yayınevleri, Gazeteler, Dergiler, Radyolar,
Televizyonlar…”  Her biri kendi ölçeğinde, ‘edebi mahfillerdir’
Aydınlar, yeri geldiğinde bulundukları şehrin, ‘kanaat önderleridir’
Yeri geldiğinde, ‘kendilerine danışılan aksaçlı bilgeleridir’
İnancımız bizlere, “hayırda yarışınız, sıla-i rahim yapınız,
bağlarınızı koparmayınız!” der. Yolculuğumuz, “kökleri derinlerde
güçlü bir maziden daha güçlü bir atiye”
Tabi ki, ‘değerlerimizin üzerine yeni değerler katacağız’ Geleceğe,
‘sürgünler vereceğiz’
Toprağı/ veya gönülleri çorak bırakmayacağız. Gaspıralı, “Dil’de,
İş’te, Fikir’de Birlik!” der. İnancımızda sıklıkla, ‘bir olma
şuurundan’ bahseder; “Birlikte rahmet, ayrılıkta azap vardır!” Bizim
sohbetlerimiz , ‘gönül seferberliği’ üzerine inşa olur
O sohbetle Harput’tan,  Anadolu’ya bir daha yöneliyoruz;
Gez gör Anadoluyu bir baştan öte başa!
Divriği’den Bursa’ya, bir Ulu Mabet süsler…
Sinan, heybetle büyür, Vatanın nakışında!
Şehir, yaslanır dağa; Cihangir Otağı dağ…
Bolu, Ayvaz, Köroğlu; Toros Karacaoğlan!
Uludağ kıyamdadır, Aziziye rükûda!
Çanakkale Mahşeri, Şüheda niyazında…
Fırat, Harput’ta Hoyrat; Esintisi, Sakarya!
Antep, Şahin bakışlı; Maraş'ta Sütçü İmam…
Mermi, omuzda sancı, Kağnılar, yürür sessiz…
Anadolu yüreği; Sabır taşır, İlahi!
Ağırlar, Mevlana’yı; Konya’da Meram bağı…
Revan Yolu, Murat'ın; Ufkunda, Bağdat Kapı…
Koca Yunus, gönlüdür; Bozkır Anadolu’nun!
Dört mevsim, yedi iklim; İstanbul, beyaz Lale!
Bir sofra Anadolu; Gönüller Sultanına…”

Yazarın Diğer Yazıları