ŞEHİDİN VAR
Gaipten bir ses gelir; “Şehidin Var!”
Vatan budur, iman budur, aşk budur
Her şehrin Kale’si, Kale’nin burcu!
Burçlarında bayraklaşan ruhu var
Gönül burcunda, “Şehidin Selâm”
Bulutların nidası, gözyaşı var.
ŞEHİT YUSUF ATAŞ’A
Yusuf yüzlü ey kahraman asker!
Şehadetin yüreklere dokundu
Belek Gazi diyarına düştü ‘Ataş’
Camilerden selâm selât okundu
Vatan oğul der, iman oğul ana!
Gül Bahçesi’nde nurlar açtı,
SADIK KEMAL TURAL HOCA’YA
“Şiir olmasa dünya çöl olurdu”
Hikmet yıkamasa gök kül olurdu
Şiir aşktan doğar ruhu yükseltir
Aşktan uzaklaşsa arz zül olurdu
TOPRAKTAN GELDİK
Topraktan geldik, tenimiz topraktan
Kâinatın özü deriz, insana…
En latif kokuyu alır topraktan;
Eşref’ül mahlûkat deriz, insana…
İSİMLER
İsimler, biçilmiş elbise gibi
İnsan, o ismin özü, kimliği…
Her iki âlemin bestesi gibi
Hafızalarda yerleşir kimliği
BİR NESİL
Bir nesil geliyor, sessiz sedasız!
Yirmi birinci asra, Türk Asrına!
Ufka, dolunayın doğuşuna bak!
Sağduyu yürüyor, vuslat yolunda
Yürekten yüreğe muştular bizi
Karanlığın çekilmesi yakındır!
Gönül kanat çırpar, Türk Asrına!
CUMA GÜNÜNE
Cuma’nın feyziyle arındık bugün
Rahmetin bulut bulut aktığı gün
Derin hülyalara sarındık bugün
Asrı Saadete, aktığı gün…
YÜREĞE DOKUN
Yazdın mı hakikat, yüreğe dokun!
Dokun hele, ‘ağlayan nağmelere’
Türküler, sineye saplanan okun,
Yarasını dağlayan nağmelere!
DAĞLARIN
Dağların eteğinde mekân kurdum
“Gölgesi büyük olurmuş, dağların!”
Soğuk sular saklarmış haznesinde,
Rüzgârı serin esermiş dağların!
Dağlar, ötesinde saklar ufkumu
Güneşin kızıllığında dağların!
Gün batımı, ‘bahtım gibi’ görürüm
AYRILIK
Ayrılık birgün kapını çalacak!
Bizlerden kim bilir neler alacak?
Yalnızlık, sanki ruhuma işlemiş!
Vade dolunca, saatler çalacak!
ÖLÜM
Aklım, iradem, fikrin ifadesi;
Düşünsene, ‘ölüm nişanesi’
Düşer toprağa, cümle canlar teni!
Ameliyle inşa eder, binası!
HER YAŞIN
Her yaşın, güzelliği mevsimi…
Bitmesin mevsim, hiç batmasın güneş!
Nice mevsimler geçti, ‘güneşler battı’
Hayatın solmayan rengi, ‘tebessüm’
Gönlünde hisset, dünya sermayesi!
Huzur dolu, moral dolu bir seda;
O seda, hayatın cazibesinde!
İSTER…
Her başarı, gönül alkışı ister
Mevsim döner; kâh yazı, kışı ister
Renkler, ‘kâh tebessüm, hüzün kokar
Dalgalar soğur, buz tutar yüreğim!
Gönül limanından kalkışı ister!
YOLCU
Gün, günü; haftalar ayı kovalar!
Zamanın ruhunda meçhul yolcusu!
Gün batımında, ‘esenliği duyalar’
Rüzgâr gibi eser gönül yolcusu
Bir şiir gibi akmak ister, hülyam!
Heybesi keder yüklü, gam yolcusu
İHANET EDENLER
İçim yanar, yüreğimden kan damlar!
Hayata kızıl pusular kuranlar!
Aslına ihanet eden, ‘adımlar’
Nefretle yürür, karanlık gölgeler
Esfele sefilin olan adamlar!
Tarih, ihaneti lânetle anar…
ŞİİRİN TARİFİ
Şiirin özünde hikmet var, ihsan var
Sessiz çığlığın ruhunda, insan var
Sesin mana elbisesi, lisan var
His deryası, düşünce panayırında;
Akar gideriz, fenadan bekaya…
Ağaç gibi, “kökü mazide ati”
Şiir gibi, gönüllerde yasan var!
ELÂZIĞ ŞEHRİME
Fırat, dağları aşan bir atlıdır
Bilir misin katığı Muratlıdır!
Temiz, berrak yüreği, Ferhatlıdır!
“Gam kervanı yürür” bu ilden!
OKUNUR
Yürekten gelen ses, kalbe dokunur
Vakıf ruhu, asırlarca okunur!
Vefalı dost beklerim, âlemde;
Âlemde ihlasla infak okunur.
AKŞAM VAKTİ
Akşam vakti, grupta renk dönümü
Işığın senfonisi, çeker halayı!
Gecenin ruhuma düşen tohumu;
Şehirde ışıklar, fener alayı…