RUHUMU BESLEYEN
İnat, kibir, öfke, haset her biri
İnsanın özüne yapışan kurtçuk!
İman, ihlas, ihsan, takva her biri
Ruhumu besleyen manevi gıda
İyilik çemberi dönsün hayırla…
ÖZÜR DİLEME
Dünya özür dileme günündeyiz
Özrü mazur görülür mü acaba!
Bedri, künde üstüne künde yeriz
Mazluma hak sorulur mu acaba!
Ettim, oldu bir defa; der geçeriz
Hesap-mizan kurulur mu acaba?
BİRLİK RUHU
Birliğe, rahmete akar yolumuz
İkilik fitnedir, yıkar yolumuz
Ruhumuz, Galu-Bela’dan bağlıdır
Lebbeyk der; misaka çıkar yolumuz
“İşittik iman ettik” Hak Yolumuz
Birliğe ferman çağırır yolumuz
KAFALAR
Kafalar, efe kesilen kafalar
Akıldan ırak gidenler afallar!
Alnı dik, hoş gelir bize sefalar
Söz gibi cevheri serpen aptallar!
İkilik kirine bulaşan diller
Yazık eder dünyasını sefiller!
CUMA BEREKETİ
Dua yağmurunda rahmetin kaplar
Âminler… Âminler… Gönül aşılar
Ümit Bahçemde; mizanlar, hesaplar
Ufkumda güneş ahenkle ışılar
Cuma Sabahı, gül kokulu seda
Şükranla Rabbine el bağlayan eda
Merhaba! Zikre nişan seccadeler
ENGELLİYE
Emanetsin, yüreğimdeki ses gibi
Nefes alışımda solurum seni
Gel, beyaz gül kırmızı gül gibi
Elif olur tozar, bulurum seni
Lakin kıyamda bir saf dağlar gibi
Lütfet gönüllerde okurum seni
İçimdeki yıldızlar sevgi yağmuru
NAZARDAN
Azardan değil, nazardan korkarım!
Kapımı çalanda kendi ihmalim
İhmalime gözyaşını dökerim!
Harcında, ihlas gözyaşı temelim!
ZALİM TUZAĞINDA
Doğu Türkistan, zalim tuzağında!
İnsan, çaresizliğin kurbanı mı?
Nasıl kalır, feryadın uzağında
Meğer dünya kaymış yörüngesinden!
İnsaf, can çekişir zulüm ağında
Bu zulüm belki, Firavun çağında;
Musalar yetişecek Sarayında!
İLAHİ VECDİ
Gök boşluğuna gözlerim dalıp gitti
Sonsuz azametine dermanım gitti
Örümcek yuvasını yapmaktan aciz
İdrakim, ilahi vecdi tadıp gitti..
İKİ KAVRAM
İki kavram; Özenmek ve kıskanmak
Birinde güzeli hayırla anmak
Dağlar gibi sabit, içinde ahenk
Diğerinde nefsini sultan sanmak…
PARA DENEN MERET
Para denen meret, ipsizi bey eder
Şatafatı seyret, soysuza kul eder
Alımlı çalımlı yürüyen biçare;
Şu dünya lanet(?) gözleri kör eder.
ZAMAN ÇARKINDA
Gün doğumundan, gün batımına
Zaman çarkında bilenir sabır
Yay kirişinden ok atımına
Haşre dek dillenir kabir…
SIRRINI…
Sırrını ifşa etme
Ummadığın taş baş yarar
Post kavgasını çekme,
Zehirle pişmiş ‘aş zarar…’
YAVUZ
Sina çöllerini geçerken Yavuz,
Gönlünü rahmet deryası kapladı!
Bütün gemileri yakarken Ziyat,
Ufkunu rikkat sevdası kapladı…
SÖZ KULAĞINA KÜPE
Söz kulağına küpe, ‘yerin de kulağı var’
Köstebek denen meçhul, toprakta yatağı var
Kendini yalnız sanma, adımlar şakağında
Fırtınalarla dolu her yolun sokağı var.
EDEBİ HAKİKAT
Şehri Kabristan gördüm, ‘ölümsüz gerçek’ orda
Kupkuru kavganın bittiği dönemeç orda
Ne mazlum, ne mağrur endişesi(..) o mabette
Öyle bir hayat ki, ‘ebedi hakikat’ orda…