Bed­ret­tin Ke­leş­te­mur

Şiir Bahçesinden

Bed­ret­tin Ke­leş­te­mur

BEN EYLÜL’ÜM
                (Doğum günüm, 14 Eylül)
Ben Eylül’üm, Eylül nakışlıyım
‘On dört Eylül’ belki hüzün bakışlıyım!
Yüzümü saklamam dolunaylıyım
Başak burcunda, hilal kavisliyim
Dünya garip bize, ‘emanet yurdu’
Bu dünyanın, ‘ne yazı, ne kışıyım’
Eylül’üm, mevsimlerin son bereketi…
Garip bir yolcunun şu âlemde durağı

DOĞU TÜRKİSTAN’A
Türk güneşinin doğduğu yerlerde
Kızıl kıyamet kopar, bilir misin?
Milletimin devlet olduğu yerlerde
Çin zulmü canlar alır, bilir misin?
Gaflet uykuda, ihanet kol geziyor
Zulüm, öz yurdunda Türk’ü eziyor
Kâbusa dönmüş yaralarım azıyor.

VEFALI DOST
Şehrine dost gibi görünen yüzler
İnsanı mest eder, yaldızlı sözler
Sözdedir, özüne inmez serencam;
Sevda yürekler, vefalı dost özler

ZAMAN DURMAZ MI?
Zaman su gibi ömürden akıyor
Sevdam eğilmiş, zamana bakıyor
Zaman durmaz mı, içimde vaveyla
Grup yıldızı, bahtımı yakıyor
Belli ki, ışığı sönmüş edayla

SİYASET
         (Akrostiş Şiir)
Siyaset, hayatla barışık olmak!
İhlasla, huzurda, güvende olmak!
Yaşamak isterim bir ömür boyu
Adaletle, hergün yüz yüze olmak
Sermayem, iyilikler infak yolu
Esenlikle bir akıl, yürek olmak
Talebim, ‘talim terbiye okulu’

GÜN DOĞAR
Gün doğar, hamiyetli yüzde esenlik
Gün doğar, gafil yüzde, senlik-benlik
Kimi gül kokar, kimi feryat eder;
Gün doğar âşıklara yarenlik…


YAZIK ETMEYİN
Malazgirt’te Türk’ün Kapısı
Şehadetle açıldı, bilir misin?
Parayla toprak, bina satılır mı?
Vatanım garipleşti, bilir misin?
Türkülerim öksüz mü kalacak?
Hangi makam sözsüz, bilir misin?

HALK KİMDİR
Halk kimdir, aydın kimdir, sorgularım!
Sağduyudan öte mi, yargılarım!
Milletiz, “ete kemiğe bürünmüş”
Akıldan öte gitmez duygularım
Özlerim, Gaspıralı İsmail’i…
Karamanoğlu Mehmet Beyleri
İlimden öte gitmez algılarım!

BU COĞRAFYA
Bu coğrafyada güçlü olacaksın!
Her türlü tedbirini alacaksın
Düşman fırsat kollar acımasızca;
“Geçmişten bugüne hisse alacaksın!”


DİLEĞİM
Dileğim, “tarih tekerrür etmesin!”
Cinnet, cinayeti davet etmesin
Avdet ederiz, vatan nöbetine
Sulh ve Barış, hedefsiz etmesin!
“Yemen Türküsü” içli romanımdır!
Sarıkamış, acılarla anımdır
Onbeşliler Türküsü, yangınımdır
Dileğim, “tarih tekerrür etmesin!”

SOYSUZUN MAYASI
Dünde, bugünde, yarın düşman aynı!
Dün Mondros’ta, Sevr’de fitne dünyası
Kullandıkları maşalar da aynı!
Değişmez dünya, soysuzun mayası!
Dün Haçlıydı, bugün neyin safrası?
Fesat kazanıydı, Karun parası!
Asrımızda devam eder yarası…
YUNAN’A
Cenk havası çaldı mı, gör Anadolu’yu…
Başına düşecek olan doluyu!
Mehmet’inim Atina’da soluğu…
Dinler misin bir daha İzmir Marşını!
Batının şımarık kindar uşağı
Götürürler birgün baş aşağı

EVİM AHENGİM
Evim, ahengim, mihengim, direngim
Bir gül bahçesi gibi şenliğim!
Sesler, ruhumun müstesna bestesi
Evim, ocağım, bucağım, zenginliğim!
BENLİK SUYU
Somuncu Baba, nefsin tuzağından,
Titredin kaçtın; şanından, azığından!
Feleğin hırsı, kamçısı dönderir,
Benlik şarabı içirir bağından…

EZANLAR
“Haydi, selâha, haydi felâha” der
Bundan mualla ne olur ki, canlar
Haydi, bir nefes, yürek olmaya der
Bundan daha hasbi ne olur, canlar

CUMA GÜNÜNE
Yeryüzüne dağılır, rızık toplar
Camiler, âlemi bir safta toplar
Bal yapan arı kovanı mahşerim;
Ruhumu envarı güzellik kaplar

SÖZ VERDİN
Söz verdin, büyük umutla bekledim
Ha bugün, ha yarın, zaman su gibi…
Sözü özümde sır gibi sakladım
Kulak zarımı titretir, hu gibi…
 

Yazarın Diğer Yazıları