Bed­ret­tin Ke­leş­te­mur

Şehrin Fotoğrafı

Bed­ret­tin Ke­leş­te­mur

Şehrin her alandaki fotoğrafını çekelim!
Bardağın dolu tarafını da birlikte konuşalım,
Geliniz bardağın boş tarafını da birlikte sorgulayalım!
İçerisinde yaşadığımız şehrimizin, ‘samimi/ ve içten dostu…’ olmak ne demektir?
Kederine de, sevincine de katılmaktır.
Kenara/ veya köşelere çekilmek değildir.
Hele, ‘nemelazımcılık’ o kadar tuhaf bir şey ki…
“Adam aldırma geç…” diyenlere de sinirlerim gerilir.
Bir eğitimci-yazar olarak kendimizi, ‘asrın vakanüvisleri’ olarak yorumlarız.
Bir zamanlar bir yönetici şöyle demişlerdi, “gazeteciler, yaşadıkları
şehrin hafızasıdırlar!”
O yönetici, “onlardan istifade etmeye çalışırım!” derlerdi.
Şimdi sormak isterim?
“Sokaklarımıza ne kadar hâkimiz!”
“Çarşı ve pazarlarımıza ne kadar hâkimiz!”
Şu şehirde öyle bir şuur yerleşmeli ki,
“Hayırla / iyilikle yarışan erdemli insanların ağırlıkta olduğu bir toplum!”
En küçük bir kötülük/ veya fenalık bizleri derinden yaralar değil mi?
Ve hele, ‘yüzlerine bile bakmaya kıyamadığımız’ gençlerimiz olursa!
“İnsanı yaratılanların en şereflisi…” bilmek!
“İnsanı, yeryüzünün halifesi olarak…” yorumlamak!
“İnsanı, kâinatın özü/ veya özeti…” olarak görmek!
Bizleri asıl ürküten nedir?
Tin Suresi 4, 5 ve 6.nci ayetlerde şöyle buyrulur;
“biz insanı en güzel şekilde yarattık.
Sonrada çevirdik aşağıların aşağısına kattık.
Ancak iman edip yararlı işler yapan kimseler başka;
Onlar için kesilmez bir mükâfat vardır”
Şehrin Fotoğrafını çektiğimiz zaman ürkmeyeceğiz!
Hataları/ veya yanlışları gizlemeyeceğiz!
Öyle ki, “sadece okullarda değil…”
Aile de, Okullarda, Çevrede, Kamuda, Sivil Toplum Örgülerinde,
velhasıl toplumun her kesiminde; “Bir ömür boyu/ son nefesimize kadar
devam eder!”
Allah Resul’ü (sav) buyuruyorlar;
“Kim bir kötülük görürse, onu eliyle değiştirsin.
Şayet eliyle değiştirmeye gücü yetmezse, diliyle değiştirsin.
Diliyle değiştirmeğe de gücü yetmezse, kalbiyle düzeltme cihetine
gitsin ki, bu imanın en zayıf derecesidir”
Burada asıl ortaya çıkan nedir?
“Kötülere/ kötülüklere karşı aleni mücadele…”
Şurası bir gerçek, toplum hayatımızda;
“sulh ve barış ancak veya ancak huzur ve güvenle sağlanır!”
Bir yerde kin, nefret, husumet varsa, ‘derinden bir ah çekeriz’
Bir yerde, hırsızlık, aldatma, yolsuzluk, ihtikâr vesaire kötülükler
varsa, “eyvah!” deriz
Dönüp dolaşıp nerelere geliyoruz; “yüksek bir ahlak, adalet, güvenilir
olmak, dürüstlük, ilim ve moral…” gibi can alıcı değerlere geliyoruz!
Özlü duamızda ne diyoruz; “Yârabbi, bizleri belâlar, musibetler,
felaketler, afetler, insan varlığını tehdit eden her türlü
musibetlerle imtihan etme!”
Toplum içerisinde kötülüklerin yayılması, ‘felakettir’
Her türlü, “bilgi kirliliği…” bizler üzerinde en ağır vebaldir!
“Bir fasık sizlere, bir haber getirdiğinde onu araştırın!”
Velhasıl öncelikle,  ‘şehrin kültürel dokusuna hâkim olacağız’
O dokuyu yaşatmak için daha canla başla büyük bir direnç göstererek
hayata tutunacağız

Yazarın Diğer Yazıları