Bed­ret­tin Ke­leş­te­mur

Şehirle Hasbihal Edeceksiniz

Bed­ret­tin Ke­leş­te­mur

İçerisinde yaşadığınız şehrin havasını birlikte solukluyorsunuz.
Ayağınız taşına, toprağına, suyuna bulanıyor.
Şehir sizlere tebessüm ettikçe, sizlerde tebessüm ediyorsunuz!
Dertler/ veya sıkıntılar büyüdükçe sizlerde dertleniyorsunuz!
Şehirleri güzelleştiren, ‘insanlardır’
Şehirlerin ufkunu açan, geleceğe bağlar kuranda, ‘insanlardır’
Birçok sohbetimizde, “erdemli insandan, erdemli şehre…” deriz.
Sözlükte Erdem, “ahlakın övdüğü, ahlaklı olmanın gerektirdiği
doğruluk, yardımseverlik, yiğitlik, bilgelik, alçakgönüllülük, iyi
yüreklilik, ölçülülük…”
Dede Korkut, “Oğluna beylik ver, taht ver, erdemlidir!”
Bir şehre gittiğinizde ilk sorduğunuz soru, “bu şehrin kanaat önderleri kimler!”
Onlarla hasbihal bir bakıma, ‘şehri okumak. şehre dokunmaktır’
Şehrin, tarihine, sanatına, edebiyatına, musikisine, bilumum
değerlerine dokunursunuz!
O dokunma sizlerin vücut dilinizle birlikte, kalbinizi harekete geçirir.
Bizim tarihimizde, “Belh gibi, Buhara gibi, Ahlat gibi Kubbet-ül İslâm
Şehirleri!” var.
İşte o şehirler; fazıl insanlarıyla, âlim, ilim ve irfan sahibi
kişileriyle bilinirler.
İşte o şehirler; moral değerleri yüksek, adil ve yüksek ahlak sahibi
kişileri ile bilinirler…
Böyle bir şehirde; “haksızlık, hukuksuzluk, adaletsizlik, gayri
meşruluk hemen kendisini sırıtır!”
Şöyle ki, çok bakımlı, temiz bir şehirde sizler yerlere bir iğne kadar
olsun bir çöp parçasını atmaktan imtina edersiniz/ veya hicap
duyarsınız
Aksaçlı, bilge, kâmil insanların yürüdüğü cadde, sokak veya
kaldırımlar sessizce, derinden ve içten gelen bir sesle, “Edep Yahu!”
der.
O ses sizleri farkında olmadan, ‘sarsar…’
Aklın ve kalbin birlikte hareket ettiği bir insan/ veya toplumda,
‘münevver olma…’ çağrısı vardır.
El-Hak, o çağrıya kulak verirsiniz! O çağrıyla hayata bakarsınız…
“Ben siftah ettim, komşum henüz siftah etmedi!”
Bu bir iffetin, izzetin, ikramın, nezaketin getirdiği duyarlılıktır.
O duyarlılıkla, “Müslüman, Müslüman’ın velisidir!” der.
Sevgiyi/ veya muhabbeti sizler, ‘iman potasında mayalarsanız’ gönül
gözleriniz işte o zaman açılır.
O zaman şehrinize, insanınıza, sizleri kuşatan doğaya dost olursunuz!
O dostluk sizlere hayata tutunma gücü, mücadele azmi ve iradesini verir.
İnsanın, insana saygısı öyle duyguları geliştirir ki, o duyguların
belki de en önemlisi, ‘insanın insana olan güvenini artırır’ O güven
nazarları içerisinde, ‘özgür insanla aydınlığa da kapı açarsınız’
İnsanın, insana saygısı; ‘mekânlara da yansır’
Erdemli bir şehirde elbette erdemli bir duruş/ bir eda/ bir vakar/ bir
tavır vardır!
Mekânları tevazu kılan da, sahip olduğu kriterlerdir… Birbirinin
ufkunu örtmeyen mekânlar!
Bir kibir alameti olarak tasavvur edilen gökyüzüne doğru yükselen
binalar/ topraktan; toprağın kokusundan uzaklaşan mekânlar!
Ecdattan bizlere kalabilen tarihi konaklara, kütüphanelere, köprülere,
çeşmelere, hanlara, hamamlara, çarşılara, bedestenlere… Şöyle bir
baktınız mı? Her birinin sizleri cezbeden bir ruhani havası olduğunu
görürsünüz!
Teknolojinin başları döndürecek derecede gelişmesine rağmen, bizler
insandan, topraktan, bilumum değerlerden uzaklaşıyoruz!
İşte, 21.asrın insana azap veren/  dahası insanı/ insani değerleri
katleden savaşlar/ istilalar/ evlerini/ barklarını/ vatanlarını terk
etme / mülteci durumunda kalan insanlar gerçekte bizlere bir büyük
felaketin haberini veriyor.
İlim irfan sahibi, asrın Yunusları nasıl seslenecekler;
“Girmesin içimize kin ve nefret/ Birlik şuuru vicdanlarda hasret/ Hür
yaşamak bize en büyük nimet/ Nimetin kadriyle vatana şükret!”
İnsan sevgisinin dorukta olduğu bir münevver toplum elbette hayatı
yaşanmaya değer kılacaktır.
Bir toplumda/ veya şehir hayatında, ‘huzur iklimi kadar…’ mutluluk olabilir mi?
Rahmetli Babamız, 1924 doğumluydu… Ağın ve Harput’ta geçen çocukluk
yıllarını anlatırlardı.
Şehir kültürünün en sağlam ve sağlıklı köprülerinin neler olduğunu öğrenmiştik

Yazarın Diğer Yazıları