Sevda dolu yüreklerde pas tutmaz
Şiir, ‘ilham kaynağı’ gönüller besler
Şair, haram lokma, yalan söz yutmaz!
Gönül gözesinde, hıçkıran sesler
Bir ney sesidir o, feryadı bitmez
GURBET
Gurbetin kanayan yarasıyım ben
Bir garip çilenin darasıyım ben
Düştün mü gurbete, derin kuyuya;
Gurbette sılanın sızısıyım ben
Gurbeti içinde yaşayan bilir
Bir büyük çileyi taşıyan bilir
Dağ, taş kanat çırpan aşiyan bilir
Gurbette sılanın şarkısıyım ben
ELAZIĞ’A
Elâzığ, gönlümüzün vuslat şehri
Gazi Caddesinde erdemli yüzler
Tevazu kanadıyla, haslet şehri
Gayreti, ufuk ötesini gözler
Omuzlar, ağır yükü; sıklet şehri
Kırık kalpleri ihya eden sözler
Fırat’ın can damarı, hoyrat şehri
Gurbette feryat, gönül seni ister
Sanırsın vatanımın serhat şehri
Her karışının derdi ile sızlar
SEVGİNE
Hiç düşünmedim, gurbet illerini
Kim ne derse desin, gurbette yalnızız!
Mızrap, titretsin gönül tellerini
Sözün kükrese de, yine halsiziz
Süzdüm bağın, bahçenin güllerini
Nazar etsen de sevgine dilsiziz
HAYATA KURDUM
Hayat yükü ile yoğrula durdum
Adam aldırma, demedim yürüdüm!
Manasıyla zamana doğrula durdum
Akıldan yana vicdanı aradım
Lâtif ismiyle de çağrıla durdum
Lirik bir şiiri hayata kurdum
Ilık rüzgârlarda savrula durdum
YALANSIN DÜNYA
Yalansın sen dünya, benlik sırrıyla
Boyadın öfkeni, dünya kılıfına
Estin, gürledin, kazanma hırsıyla
Öfkeni koydun, mağrur kınıfına!
DERTLE DEVA
Lokman Hekim’e sor; dertle devayı
Her derdin içindedir, saklı ilacı
Toprağın bağrında nice dehayı;
Hak yolcusu bilir, âlem duacı
Dertte bu âlemin deva da sırrı
DOYAR GÖZLERİM
Sarıdan kırmızıya kayar gözlerim
Güzün mor desenine doyar gözlerim
Gök kubbe, dağlar, nehirler tuvalim;
Gönül kalemiyle boyar gözlerim
RENKLER
Sağ beynimiz renklerle muhabbette
Sol beynimiz, kelimeleri söylemekte
Çizgilerde, desenlerde tuvalim
Kelimeler dize dize ahvalim
ŞİİR AKŞAMI
Gönül mızrabını çal, nesrin bittiği yerde
Şairleri haykırsın bu milletin her yerde!
Şiir gecesi bugün, Mezire’de düğün var
Mısraların dilinde ‘ülkü’ kalmasın yerde
HARPUT’TAN İSTANBUL’A
Harput’tan İstanbul’a gönül/ sevda yolu
Gül kokar yollar, hoyrat esintisi
İstanbul’un Anadolu’da tepesi;
Âlimler, Ulemalar şürekâsı
İstanbul'un bir yüzü, Harput Kapı
Harput Beyefendisi, Belek tavrı!
Fetih dilidir, Ahi Evran Yolu
Yürür asırlar, ‘âlimler/ edipler kervanı’
DOKUN ÂLEME
Beş duyu hislerle dokun âleme
Mutlak güzelliği dökün kâleme
İman-İslâm atlası üzerinde;
Rabbim ne nimetler sunmuş âdeme
BABA VE ANNEMİZE
Yaşanmış ulu çınarlı bir roman
Evimiz, ahengimiz, mihengimiz
Soframız, sohbetimiz, pür neşemiz
Derde de, kedere de huzur ilaçtı!
Ailemiz sabır yüklü kervandı
Güne moralle, hayata uzandı
Babamız, anamız rahmet onlara
Bir derviş gazi obası gibiydi!
Cihangirane bir tavrı, duruşu
Yüreğimizde sımsıcak sözleri
Selâm olsun o engin muhabbete
ADALET
Adalet, titrer mi vicdan o sese?
Kalbin ritmindeki her bir nefese
Hak der, hakikate uyan ey gönül
Kaptırma kendini, mağrur hevese
ZULMÜN TEŞHİR VİTRİNİ
Zulmün teşhir vitrininde, fikir talan oldu
Asrımızda, sözün sermayesi; yalan oldu!
İnsanı dıştan içe; içten dışa fetheden
Tefekkür mimarının eseri nalan oldu
ORTA YOL
Zamanı iplik yaptım, fikri kat kat ördüm
Düşüncede her düğümü kaskatı gördüm!
Tefrik ile ifrat arasında ey akıl;
Orta yolun dışında her adım kördüğüm
KALP GÖZÜ AÇIK
Kalp gözü açık, bütün ilimlere yakın
Toprak gibi mütevazı ol, cimrilikten sakın
İman etmek için bütün deliller kâinatta;
“Miskale zerretin” ayeti taşır, Hakk’a yakın
HAKSIZLIK
Haksızlık milletin başındaki ur
İnsanı çileden çıkarır gurur
Hadis, “kimin hakkı varsa gelsin alsın” der;
Hak yiyen azap içinde boğulur
HADDİNİ BİL
Cehennem ateşi; insan ve taşlar
Kibir, haset, kıskançlık; kini saklar
Hak çağrısına eğilmeyen başlar;
Haddini bil der, insana yasaklar!