Söze, Bizim Yunus ile başlayalım;
“Bölüşürsek tok oluruz, bölünürsek yok oluruz!”
Paylaşmak, üleşmek, bölüşmek kültürü, bizim atalardan aldığımız kültürdür.
Ecdat bizlere nasıl bir miras bırakmıştır;
Sevgiler, ‘paylaştıkça…’ büyür. Acılar, ‘paylaştıkça…’ azalır.
Paylaşmak kültüründe, bizim örfümüz vardır, O güzelim geleneklerimiz vardır!
İnancımız, ‘hayırda yarışın…’ diyor!
Paylaşmak neleri getirir?
Kalpleri yumuşatır, muhabbeti artırır, birlik ve beraberliğimize güç katar/ enerji verir.
Özgüveni artırır, Huzura ve barışa vesile olur.
İletişimde dört temel unsur aranır; Sevgi, Saygı, Moral Ve güven…
İnsanların birbirini sevmesi; birbirinin hak ve hukukunu koruması, moral değerlerini de yükseltir!
Günümüz toplumuna baktığımızda; ‘Ben…’ egosu güçlenmiştir.
O egonun tarifinde ne vardır; ‘Ben ve ötekiler…’
Güzel bir atasözümüz vardır; “Bir elin nesi, iki elin sesi…” var,
Akif ne diyor,
“Toplu vurdukça yürekler, Onu top sindiremez…”
Hayatı paylaşmak, Ortak payda da buluşmaktır,
Bir söz vardır; “Parça bütünde güzel…”
İnancımız ne diyor; “Birlikte rahmet, ayrılıkta azap vardır”
Birlikte dağlar gibi, “Omuz omuza vermek…”
Birlikte, ‘yüce ufuklara…’ yönelmek;
Birlikte, ‘saf durmak…’ birlikte, ‘düşünmek…’ birlikte, ‘karar vermek…’
Bütün bunlar insana neleri kazandırır;
Güveni, iç huzuru, dayanışmayı. Birlik ve beraberliği, barışı vesaire…
Paylaşma kültürü; birbirimize karşı, ‘sağlıklı düşünmeyi…’ geliştirir,
Kin, Öfke, Nefret gibi; tamamen ‘benlik kokan duyguları…’ törpüler.
Bir inanç etrafında bir araya gelmek ne kadar güzel?
Birlikte, ortak bir ‘irade belirlemek…’ ne kadar güzel
Güzellikler bizim hem iç ve hem de dış dünyamız olsun…
Gazeteci Gürbüz Azak, “Paylaşmayı bilmeyenler mesut değildir!”
Mevlana, paylaşma konusunda bir şuur verir bizlere;
“Bir mum, diğer mumu tutuşturmakla ışığından bir şey kaybetmez!”
Yeri ve zamanı geliyor, ‘bir mum kadar olamıyoruz’
Bazen derler, “ışığı bile kıskanan adam!”
Cimri/ hasis ve bencil insanlar paylaşamazlar!
O insanlar, asla ve kata, ‘cömertte olamazlar’
Elâzığ Şehri için, ‘büyük hedeflerden…’ büyük ideallerden söz ediyoruz!
Bu şehir, ‘paylaştıkça güçlü olur’ paylaştıkça, ‘moral ve huzur’ bulur.
Gaspıralı İsmail boşuna mı söylemişler; “Dil’de, İş’te, Fikir’de Birlik…”
Birlik ateşi gönüllerde tutuşsun hele bir defa, ‘neler olmaz ki…’
Cenab-ı Allah insana öyle bir feraset vermiş ki, “önünde dağlar dayanmaz!”
Osho ne diyorlar; “Saklamak değil, paylaşmak olsun özün. Eleştirmek değil, çözüm getirmek olsun sözün. Yıkmakta değil, yapmakta olsun gözün. Saldırmak değil, sarılmaktır çözüm.”
Rahmetli Fethi Gemuhluoğlu ne kadar güzel söylemişler; “Önce teklif, sonra tenkit!”
Biz niye hala, ‘iyilik veya merhamet ağacı olamıyoruz’
Biz niye hala, ‘kendimizden fedakârlıkta bulunamıyoruz’
Hangi makamda, mevkide olursak olalım; hangi rolleri üstlenirsek üstlenelim,
“paylaşma, bölüşme, üleşme kültürü ile yeni bir dönem açmalıyız!”
Yüksek bir ahlakı, onunla birlikte yüksek bir morali topluma hâkim kılmalıyız.
“Erdemli İnsandan, Güçlü bir Şehre doğru…” geliniz birlikte nefeslenelim!
ATATÜRK’ÜN ELÂZIĞ’A GELİŞİ…
Atatürk’ün (17 Kasım 1937) Elâzığ’a gelişi üzerinden, “85 yıl geçmiş…”
Rahmetli Babam, “Ortaokul ’da Öğrenci…”
Şehir, 7’sinden 70’ine ayakta… Büyük Lideri karşılıyor.
Her yıl, ‘o anı…’ hafızalara taşımak/ tarihi birlikte yaşamak şuuru
Gazi’yi, Elazığlı nerede karşıladı? Bugünkü, tren garında!
Gazi, bütün yurt gezilerine, ‘tren yolculuğu’ ile gerçekleştirmiştir!
Anadolu’yu bir baştan öte başa dolaşırken, ‘insanıyla kucaklaşmak…’ gayesi!
Gazi, Samsun- Çarşamba Demiryolu’nun temel atma töreninde yaptığı konuşmalarında, (21 Eylül 1924) milletine tarihi mesajı da veriyordu; “-Bu memlekete iki şey gereklidir; Yol ve Okul…”
Elazığ Şehri, bugünkü mevcut tren garına, “30 Haziran 1934 tarihinde kavuşacaktır!”
Ulaşım, ticaretin olduğu kadar ülke kalkınmasının belki de en önemli alt yapısıdır.
1923-1938 Döneminde, “ülkenin baştan başa demiryolu ağı ile donatıldığını” görüyoruz..
2022 yılında gelişmiş ülkelere şöyle bir bakıyoruz; ‘teknolojiyi rayların üzerine taşımıştır’
Hızlı tren projesi bütün gelişmiş ülkelerin ‘hedef politikaları’ içerisinde yerini alır.
Bizde de, artık “hızlı tren projelerinde önemli mesafeler alınmaktadır!”
17 Kasım tarihi için şu yazımızı kaleme alırken, “Elâzığ’a hızlı tren ne zaman gelecek?” sorusunu da elbet yöneltmek isterim.
Atatürk’ün Elazığ’a gelişinin 85. yıldönümünde, ‘hızlı trenle’ karşılamak isterdim!
Ve dahası bu hızlı trenin bir yanda, ‘tarihi ipek yolu’ üzerinde bizleri Türkistan’la yakınlaştırmasını; bir taraftan da, ‘Hicaz demiryolu’ ile bölgede bir emniyet yoluna dönüştürmesini arzu ederdik!
Türk Birliğine doğru adımlarımızı atarken, Elazığ Şehrinin, “Türk Dünyasının Vuslat Şehri…” olduğunu da unutmayalım.
10. yıl marşını okurken şu mısralar gözlerimizi ısırıyor; “Örnektir uluslara açtığımız yeni iz;/ İmtiyazsız, sınıfsız, kaynaşmış bir kitleyiz/ Uyduk görüşte bilgi, gidişte ülküye biz;/ Tersine dönse dünya yolumuzdan dönmeyiz”
Anadolu’yu, ‘bir akıl’ yapan, ‘ortak şuur’ etrafında kenetlenmesini sağlayan sebeplerin başında; hadiselere milletin ruh aynasından bakılmasıdır!
Her atılan adımda, ‘milletin tefekkürü’ vardı! O tefekkürle, o kadar süratle yol alınmış ki! Savaşın bıraktığı derin izleri kısa zamanda silkeleyip üzerinden atmıştır.
99. yılını bulan Cumhuriyet Tarihimizde, şimdiye kadar, karayoluna yapılan yatırımların onda biri demiryoluna yapılmış olsaydı, Türkiye daha farklı bir konumda olacaktı!
Yazımızda, ipek yolundan bahsettik…
Belki, 1990’lara kadar Ruslar bu yolu kapalı tuttular. Ama 1990’lardan sonra, Türkistan’ın tekrar dirilişi diyebileceğimiz; bağımsızlığını, ‘ekonomik istikrar’ ile güçlendirebiliriz.
Kafkaslar üzerinden Uluğ Türkistan’a ulaşabiliriz. Burada şüphesiz en sağlıklı ‘ticari yol ve taşımacılık tren yoludur’
Önümüzdeki yılların çok daha farklı olacağı inancını taşımaktayız. Türk Dünyası ile bütünleşme yolunda önemli adımların atıldığını da görmekteyiz. En büyük temennimiz bütün bu çabaların, “dış ticaretimize da yansıması…” Türk Dünyasının her bakımdan, her alanda büyük bir potansiyeli var. Bunu hayata geçirmeliyiz.
17 Kasım 1937 gecesi, Atatürk’ün Elazığ’a gelişi şerefine halkevinde bir toplantı düzenlenir. Birden kapı açıldı, Atatürk binayı sarsan alkışlarla salona girdi. Yanında Başbakan Celal Bayar vardı. Herkes oturduktan sonra Celal Bayar salonun ortasına geldi ve: “Arkadaşlar, Düşman vatanın bağrına dayamış hançerini,/ Yok imiş kurtaracak bahtı kara maderini…/ Düşman vatanın bağrına dayasın hançerini/ Bulunur elbet kurtaracak bahtı kara maderini… Namık Kemalin beytine cevap veren vatan evladı Mustafa Kemal aramızdadır.” diyerek Atatürk’ü takdim etti.”
Bu milletin hayatında, ‘esarete savaş vardır’
Hür yaşama, hür irade bu milletin karakteridir. Atatürk döneminin siyasi politikalarına, ekonomik kalkınma hamlelerine; dil, tarih ve kültür konusunda ki yaklaşımına baktığınızda, ‘bir büyük milli ideal’ görürsünüz! Bu idealde, sadece yaşanılan dönem değil; bu milletin geleceği, yarınları vardır.
Şu anda, ‘o kutlu günleri büyük bir heyecan ve moralle düşünüyoruz’
Elâzığ Şehrinin de elbet, ‘talepleri…’ var. Nedir o talepler; “Türk Dünyası ile bütünleşmek…”
Uluslararası Hazar Şiir Akşamları… Türk Dünyası Hizmet Ödülleri… Kardeş Şehirler Projeleri… En büyük arzumuz/ veya idealimiz; “Uluslararası Azerbaycan- Türkiye Üniversitesi’nin Elâzığ Şehrinde ihya etmektir…”