23 Mart 2022 Çarşamba Günü, Azerbaycan Parkında/ Şehitler Anıtındayız…
Elazığ Belediyesi, Fırat Üniversitesinin katkılarıyla; Kent Konseyi, F.Ü. Çağdaş Türk Lehçeleri Edebiyatları Bölümü, Manas Yayıncılık İşbirliği ile “Nevruz ve Azerbaycan Sevgisi…” konulu tarihi bir toplantıya daha gerçekleştirdik.
Azerbaycan Yüksek Öğrenim Kurumu ve Akreditasyon Daire Başkanı Prof. Dr. Asif Rüstemli Beyefendi de aramızdalar.
Azerbaycan’dan Fırat Üniversitesinde, ‘Öğrenim Gören Öğrenci Kardeşlerimiz…’ onlarda bugün bizlerle birlikteler. Elazığ Belediyesi Başkan Yardımcısı Nazif Bilginoğlu,
F.Ü. Türk Dili Edebiyatı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ahmet Buran, F.Ü. Çağdaş Türk Lehçeleri Edebiyatları Bölüm Başkanı Prof. Dr. Ercan Alkaya, F.Ü. Türkçe Öğretim Merkez Müdürü Doç.Dr. Süleyman Kaan Yalçın, Kent Konseyi Başkanı Rüstem Kadri Septioğlu, Eğitimci-Şair Yazar arkadaşlarımız; Günerkan Aydoğmuş, R. Mithat Yılmaz’da birlikte…
21 Mart 2022 Günü, Nevruz Bayramını kutladık. Türk Dünyasında aynı isimlerle anılan, Nevruz anlaşılacağı üzere vatan coğrafyamızın bahar bayramıdır!
Nevruz, “Birliğin, Beraberliğin, Barışın, Dirilişin…” ifadesidir.
O sebepledir ki, 21 Mart Türk Dünyasının Ortak Bayramı olarak asırlarca kutlanır.
Nevruz, “yeni gün” veya “yeni yıl” anlamlarına geliyor. Nevruz Çiçeği, “Toprağın dirilişini…” sembolize eder! Suyun toprağa yürümesi, kâinatın yeniden can bulmasıdır!
21 Mart Tarihinde; “Gece ve Gündüz eşittir…” Bu tarihten itibaren, “Gün/ veya ışık geceler üzerine yürüyecek…” Ne diyoruz, “gününüz, aydınlık olsun…”
Türk Dünyasında bu coşku nasıl ifade ediliyor; “Nevruz ateşi…” yakılıyor. “Örs üzerinde, çekişle demir dövülüyor…” “Ergenekon’dan çıkış…” sembolize ediliyor!
Bugün birlikte, “Nevruz Sohbetindeyiz!” O sohbetin verdiği muhabbetle bir aradayız.
Nevruz, “ne fitne ve nede öfke ateşi…” değil! Nevruz, “Baharın gelişine; ışığa ve aydınlığa koşudur” Nevruz bu milletin, “Diriliş Günüdür…” Nevruz bu milletin, “Bahar coşkusuyla gelen bayramıdır…” Sözün özü, Nevruz; “bu coğrafyanın birlik ve beraberliğinin !” Aynı mana içerisinde, ‘sembolize’ edilişidir
Tarihin Vuslat Şehri, “Türk Dünyasının Manevi Azığı” Elazığ Şehrinden; ‘gönül coğrafyamıza’ merhaba diyoruz. Merhaba, “Bir millet, iki devlet…” olan canlara merhaba! Aynı tarihi, kültürü, kaderi, acıyı ve sevinci paylaşan yüreklere merhaba!
Harput Şehri, İstanbul’a yakındır. Harput Şehri, Kafkaslara yakındır. Harput Şehri, Basra ve Kerkük’e yakındır. Tarihi buluşturan bir şehirdir, HARPUT…
1992 tarihinden itibaren ilki Av. Fikret Memişoğlu anısına gerçekleştirilen, “Uluslararası Hazar Şiir Akşamları…” 24 yıl boyunca istikrarlı bir şekilde devam edecektir: Elazığ Şehri, 24 yıl boyunca, “Türk Dünyasını Buluşturan tarihi Vuslat Şehri…” olarak anılmaya başlayacaktır.
Hazar Şiir Akşamlarıyla bizler, “Küçük Hazar’dan Büyük Hazar’a yolculuklar yaptık!” Ortak bir ideali yaşadık. Tarihi birlikte tefekkür ettik. Geleceğin Türk Dünyasına Yolculuk yaptık…
Başta Prof. Dr. Asif Rüstemli olmak üzere, “Anar Rızayev, Nebi Hazri, Fikret Koca, Sabır Rüstemhanlı, Şahmar Ekberzade, Memmed Aslan, Gabil Allahverdi, Zelimhan Yakup, Ekber Goşalı, Ramiz Rovşen, Cingiz Alioğlu, Abbas Abdullah Hacaloğlu, Selim Bubullaoğlu, Vagif Behmenli, Mehmet İsmail, Vagıf Bayatlı Öder, Ahmet Oğuz, Akif Ehmetgil, Nurengiz Gün…” gibi Azerbaycan’ın çok önemli sanat ve edebiyat dünyasını tanıdık.
Özellikle de, “Elazığ- Bakü arasında o kadar canlı köprüler kuruldu ki…” Her iki şehir o kadar içiçe oldu ki, ‘tarihi buluşmalar birbirini takip ettikçe…’ birbirimize ne kadar yakın olduğumuzu inanınız gönül alkışlarıyla birlikte yaşadık. Stalin Döneminde Kafkaslardan Elazığ’a kopup gelen aileler oldu. 22-24 Eylül 2005 tarihinde gerçekleştirilen 13. Uluslararası Hazar Şiir Akşamları Elmas Yıldırım Anısına Yapılacaktı!” O faaliyetle, Elazığ- Bakü arasında çok sıcak köprüler kurulacaktı…
Bu şiir akşamları bizlere, hayatı başlı başına bir roman olabilecek, ‘efsanevi bir kahramanı…’ tanıttı. O kahramanın Stalin döneminde başlayan çileli hayatı…
Şiirlerinde o hayatı bütünüyle sizlere yaşatabiliyor; Derbent, Şamilkale, Kasımkent, Kırım, Aşkabat, Meşhed, Tahran, Tebriz ve Elazığ… Hayatının özetinde, ‘sürgün ve gurbet…’
O içli, yürekli, azim ve irade dolu mücadele 124 şiirle bizleri buluşturacaktı. O şiirler, Manas Yayıncılık tarafından bir esere dönüşecekti. Elmas Yıldırım 1933-1952 yılları arasında bu şehirde, şehrin dört bir yanında görevler alacaktır. O bir idareci, eğitimci, halk bilimci, şair, mütefekkir tavrıyla bilinecektir. Elazığ’da, derlemiş olduğu “200’ün üzerinde mani” şehrin kültürüne büyük bir katkıdır. Bir neslin yetişmesinde de, çok büyük katkıları olduğunu bilmekteyiz. ‘Destanların Efendisi’ olarak anılan Niyazi Yıldırım Gençosmanoğlu üzerinde ki etkileri de bilinmektedir. O yıllarda, Ağın İlçemize, ‘tiyatro kültürünü sevdiren bilge kişi olduğu’ anlatılır.
2007 Yılı, Elazığ Şehrinde; “Elmas Yıldırım Yılı…” olacaktır. Bu yıl içerisinde Elazığ ve Bakü’de görkemli törenler düzenlenecektir. 25-27 Eylül 2007 tarihinde Bakü’de gerçekleştirilen törenlere her iki devletin en üst düzey yetkilileri katılacaklar. Elmas Yıldırım’a ithaf ettiğimiz bir şiirimizde şöyle sesleniriz;
“Gala’dan Gala ’ya köprü kurmuşum
Her iki Gala; yüreğim, can evim
Vatan sevgisi, imanım demişim
Tutuşturur tüm cihanı alevim”
Elmas Yıldırım’ın en büyük sevdası, “Türk Birliğidir!” Elazığ- Bakü arasında tarihi ve kültürel köprülerin kurulmasıdır. Elazığ-Sivrice’de bulunan ‘Gölcük Gölünün’ Hazar ismini almasını, Gazi Atatürk’e yazdığı mektupla teklif edecektir. Yıllar gelecek, Elazığ Şehrinden; “Küçük Hazar’dan Büyük Hazar’a tarihi yolculuklar yapılacak!” Bu kahraman şahsiyet bütün yönleriyle, “Elazığ ve Bakü’de görkemli törenlerle anılacak…”
Elmas Yıldırım, “Kara Destan” isimli şiirinde, ‘yaşadığı asrı’ mısralara serpiştirir.
“Azerbaycan dert içinde boğulmuş
Sevenleri diyar diyar kovulmuş
Ağla şair ağla, yurdun dağılmış
Nerde kopuz, nerde kırık keman hey!
Nerde büyük vatan nerde Turan hey!”
Hey güzel insan, şimdi bizler hangi yoldayız?
“Bir Millet, İki Devlet” olduğumuzu cümle âleme haykırıyoruz. Her iki ülkenin, “Uluslararası Türkiye- Azerbaycan Üniversitesi” kurulması yönünde niyetimizi ifade ediyoruz. Bunu ifade ederken de, bu tarihi Üniversitenin, “Elmas Yıldırım” ismi olmasını teklif ediyoruz.
18 Ekim 1991 tarihi, “Azerbaycan’ın Bağımsızlık İlanı!”
O tarihi günden sonra, 1991’lerden 2022’lere Elazığ-Bakü arasında o kadar sıcak, içten, köklü ve güçlü köprüler kuruldu ki, 11. Uluslararası Hazar Şiir Akşamları, “Bahtiyar Vahapzade Anısına!” Bakü’de yapılacaktı! 16. Uluslararası Hazar Şiir Akşamları da, “6-8 Kasım 2008 tarihinde Bahtiyar Vahapzade Anısına” Elazığ Şehrinde gerçekleştirilecekti. Bugün Elazığ Şehrimizde; “Elmas Yıldırım Sokağı” yer alıyor. Bugün Elazığ’da, “Bahtiyar Vahapzade Bulvarı” yer alıyor.
Elazığ Şehri, Bakü ile arasındaki tarihi birlikteliklerde önemli adımlar atacaktır. Bu önemli adımlarla;
Elazığ Manas Yayıncılık ile Bakü Ozan Yayıncılık arasında yapılan protokolle; Ozan Yayınları tarafından; “Elazığlı Şairlerin İçerisinde yer aldığı, ‘Elazığ Çelengi’ eseri yayınlanacaktı!
Manas Yayınları tarafından da, Prof. Dr. Arif Rüstemli’nin yazdığı, Doç. Dr. Süleyman Kaan Yalçın tarafından Türkiye Türkçesine aktarılan “Cafer Cabbarlı Hayatı, Sanatı, Mücadelesi” adlı eser, “Manas Yayınları arasında yayınlanacaktı!”
Elazığ Şehrimizde, “Azerbaycan Parkı ve Şehitlik Anıtı!” görkemli bir toplantı ile açılacaktı.
Son bir asrın tarihini okuduğumuzda, “Azerbaycan ile Türkiye içiçe aynı kaderi, sevinci paylaşan iki ülke olmuştur” Azerbaycan’ın, “Karabağ zaferiyle” bu birliktelik taçlanmıştır.
“Elazığ’dan Karabağ’da Tarih Yazan Kahramanlarımıza Mektup!” 27 Ekim 2020 Salı Günü, Gün boyu; “Elazığ Öğretmenevi önünde düzenlenen tarihi imza günü” Türkiye’de yankılanacaktır.
Bütün bu sevdayla, bu yürek seslenişiyle bir çağrımız olacaktır; Uluslararası, “Azerbaycan-Türkiye Üniversitesi…” Elazığ Şehrinde inşa edelim. Bu Üniversitemize de, “Elmas Yıldırım…” ismini verelim. Bu isimler, ‘her iki ülke arasında tarihi köprüler kuran şahsiyetler…” Asrımız, “Bilgi ve İrfan Çağıdır…” Günümüzde, “Türk Konseyi (Türk Dili Konuşan Ülkeler İşbirliği Konseyi” tarihi bir kararla; “Türk Devletleri Teşkilatı” ismini almıştır. Gelinen nokta önemlidir. Bundan sonra atılacak adımlarda, “Türk Birliğine Doğru…” atılacak adımlar olur, inşallah.
Bahtiyar Vahapzade’nin, “Azerbaycan-Türkiye” şiirini ezbere okuyalım;
“Bir ananın iki oğlu/ Bir amacın iki kolu
O da ulu, bu da ulu/ Azerbaycan- Türkiye…
Dinimiz bir, dilimiz bir,/Ayımız bir, yılımız bir,
Aşkımız bir, yolumuz bir/ Azerbaycan- Türkiye…
Tarihte, aynı kaderi, aynı kederi, aynı sevinci paylaşmışız!
Kafkas İslam Orduları, ‘ata yurtla-ana yurdu buluşturmuş’
Nasıl mı buluşturmuş; “bir büyük gaza etrafında…”
Ata yurttan Çanakkale’ye, Ana yurttan Kafkaslara; Cihan şahittir, “Şehadete yürüyen Türk’üm…”
Bakü’nün kalbi olarak yâd edilen, ‘şehitler meskeninde’ buram buram Anadolu kokusu vardır.
Azerbaycan’ın bağımsızlık mücadelesindeki, Mehmet’in şahadetidir!
Ne güzel bir yurttayız; "25 Mayıs–17 Kasım 1918 tarihleri arasında cereyan eden Kafkas harekâtında 1.130 kişi, Azerbaycan'ın bağımsızlığı için şehit oldu... Karabağ ve Dağıstan, düşman işgalinden kurtuldu... 16 Eylül 1918'de Bakü'ye girildi." Bu yıllar, sımsıcak duygularla Elli yıl. Yüz yıl. Yüz elli yıl, silinmez hatıralarıyla nesilden nesile bilinecektir.
İstiklâl Marşı Şairimiz Akif,
“Ben ezelden beridir hür yaşadım, hür yaşarım;
Hangi çılgın bana zincir vuracakmış? Şaşarım!” sözlerindeki kükreyişi,
Ahmet Cevat Ahundzade ’nin yazdığı mısralarda aynısıyla terennüm ederiz;
Her iki ülke, ortak bir sevdaya gönül koyarak; böyle bir şahadet,
Çanakkale’de, Kafkaslarda omuz omuza aynı mübarek şerbeti içerek yaşamışlardır.
Azerbaycan’ın büyük Şairi, Ahmet Cevat Ahundzade ‘nin yazdığı,
“Çırpınırdın Karadeniz/ Bakıp Türk'ün bayrağına
Ah ölmeden bir görseydim/ Düşebilsem ayağına
Atatürk’ün, fikir babam dediği Ziya Gökalp’ın, ‘Türkleşmek, İslamlaşmak, Muasırlaşmak’ kitabına isim de olan hedefi; Azerbaycan’ın bayrağında; bir milletin, ‘hayat kumaşı’ oluyordu.
Azerbaycan’ın nüfusu ve demografik yapısı da, Anadolu Türkiye’sine o kadar benzerlik taşır ki!
Genç ve dinamik nüfusuyla, Azerbaycan, Uluğ Türkistan’ın parlayan yıldızıdır.
Azerbaycan’ın sanat, Edebiyat dünyası o kadar zengindir ki, bu topraklara bir nev’i hayat iksiri olmuşlardır.
Azerbaycan Cumhuriyetinin kuruluş yılı, 1918’lere uzanır…
Azerbaycan Cumhuriyetinin ilk Cumhurbaşkanı, Mehmet Emin Resulzade ’dir…
Bu güzel insanın mezarı Ankara’dadır… Resulzade ’nin, tarihe geçen sözü,
“Bir defa yükselen bayrak bir daha inmez!”
Şairimiz, Bayrağın kutsiyeti için ne diyor;
“Bayrakları bayrak yapan üstündeki kandır
Toprak eğer uğrunda ölen varsa vatandır!”
Mehmet Emin Resulzade ’nin, tarihin ruhuna kaydedilen sözü manidardır;
“yükselen bir bayrak bir daha inmez”
Azerbaycan’ın, ‘üç renkten oluşan asil bayrağı…’
O bayrağın özünde, “Türkleşmek, İslamlaşmak, Muasırlaşmak”
Muasır medeniyetler seviyesine yükselme azmindedir, Can Azerbaycan!
Türkiye- Azerbaycan’ın 21. Asır ’da, ortak bir kaderi tecelli edecektir;
“Türkiye- Azerbaycan Üniversitesi…” Tarihi köklerimizle birlikte,
Türk Dünyasına, “Merhaba!” diyecektir.
Bu kutlu yürüyüş için haydi, “Elele, Gönül gönüle diyelim!” Tarihi birlikte yazalım…