1937 Yılının 17 Kasım tarihi… Elâzığ Halkevi’nin önemli bir konuğu
vardır, “Gazi Mustafa Kemal Atatürk…” Atatürk, o gece geç saatlere
kadar, Harput Musikisini büyük bir huzur içerisinde dinleyeceklerdir.
Hafız Osman Öge, Kore’nin oğlu Mehmet Akar’ın okuduğu eserlerden sonra
Gazi yerinde kalkarak okuyucuların masasına gidecekler.
Atatürk okuyuculara sorularını yöneltirler; “Bunlar (özellikle Nevruz)
öz Türk makamları, kimdir bunları besteleyenler?” sorusuna karşılık,
“Bilmiyoruz Paşam, biz bunları babalarımızdan, dedelerimizden
öğrendik” yanıtını verirler. Horasan erlerinin ruhunu şad edecek
biçimde söylenen divanın Atatürk’ü çok etkilediği görülüyor!
Musikimizin yaşayan ustası Mehmet Özbek’in sözleri etkileyicidir,
“Harput musikisi bir ibadet musikisidir. Harput’lu, kendi musikisini
icra ederken ya da dinlerken Tanrı huzurundadır, vecd halindedir
sanki. Şu dörtlüğü düşünerek okuyalım; Gülde seni/ Kokladım gülde
seni/ Gözlerin menevşedir/ Yanağın gül deseni”
1085 tarihi, Harput’un fetih tarihidir. O fetihle birlikte, Harput,
Türk-İslâm Dünyasının, “tarihi buluşturan bir vuslat şehri olacaktır!”
Artuklular Dönemiyle birlikte, Harput’ta saraylar, konaklar, hanlar,
medreseler yapılacaktır… Asrın, “ilim ve sanat muhitine dönüşen
münevver insanları buluşturan kültür merkezi haline gelecektir!”
Harput dokuz asrı bulan fetih tarihimizde, Kafkaslara da yakın,
Basra’ya da yakın, İstanbul ve Balkanlara ’da yakın bir ilim ve sanat
muhiti olarak da sürekli anılacaktır. Fuzuli’nin eserlerinin, Nedim’in
eserlerinin Harput’ta icrası bu tarihi zenginliğin önemli bir
ibresidir.
Harput’tan, Fırat boylarına doğru akan bir, “Hoyrat esintisi…” vardır.
O esinti kâh “kürsübaşı’nda” kâh “sıra gecesi’nde” kâh Kerkük’te,
“çayhane bucağı’nda” asırlarca türkülerimiz söylenir. O nağmelerde
“birleştirici, kaynaştırıcı ve uzlaştırıcı bir ritim” vardır. O
ritmin havasında, Azerbaycan’a, Özbekistan’a, Kazakistan’a kadar
uzanan, ‘gönül dilimizin hoş sedası…’ yankılanır.
Diyarbakır’dan Celal Güzelses ’den, Elâzığ’dan Enver- Paşa Demirbağ
Kardeşlerden de, Şanlıurfa’dan Mehmet Özbek’ten de; “O hoş seda
yankılanır!” Bu seda, milli hassasiyetimizin “hoş sedası” olarak
kabul gören ve ‘asırlardan süzülerek gelen musikimizdir’
Öyle ki, okullarımızdan kışlaya, köy meydanlarından cami avlusuna
kadar, ‘bizim musikimiz’ vardır.
Beste, Semai, Şarkı da bize ait; sâla, tekbir, münacaat’ta bize aittir.
Naat, İlahi, Nefes’te bizim; türkü, maya, hoyrat, uzun havada bize aittir.
Sınır boylarında, serhat türküleri ne kadar içtense, kışlalarımızdan
yükselen, ‘mehter müziği’ o derece bizleri kendisine cezbeder.
Buradan çağrımız olacak; “Sefiyuddin, Abdulkadir Maragi, İbn-i Sina,
Farabi…” isimlerden yola çıkarak; musiki dünyamıza daha yakından aşina
olalım.
Yahya Kemal, bizleri ve musiki dünyamızı o kadar güzel tarif ediyorlar ki,
“Çok insan anlayamaz eski musikimizden
Ve ondan anlamayan bir şey anlamaz bizden”
“Bizim musikimiz, her makamda bir ayrı hoyrattır/ Her makamda dertli
gönlümüze hayrattır
Bizim musikimiz, Hz. Davut’tan almış ilhamı,/ Yetmiş bin âlemle
paylaşır gamını, sevincini…”
Dilaver Cebeci, “Harput’ta bir Gün” isimli şiirinde;
“Müstezatlar, Hoyratlar sızlatırken geceyi,
Geldi Harput ahengi kuşattı Sivrice’yi
Bu ahenk göç eyleyen bir kuşun ahengidir
Hasretten gönül dağlı Gakkoş’un ahengidir
Gakkoş coşkun bir âşık, yani sevgiden serhoş”
Nezaketle asalet birleşip olmuş Gakkoş”
Bu şiirin derinliğinde, tarihi bir coşkuyu hissedersiniz.
Yahya Kemal,
“Musikimizle bir taraftan dîn
Bir taraftan bütün hayât akmış;
Her taraftan Boğaz, o şehrâyîn.
Mâvi Tunca’yla gür Fırat akmış.
Nice seslerle, gök ve yerlerimiz,
Hüznümüz, şevkimiz, zaferlerimiz,
Bize benzer o kâinat akmış.”
Harput’ta müthiş bir musiki iklimine şahit olabiliyoruz. Bir milletin
irfan kültürüne nesilden nesile taşıyan muhteşem bir iklimle
donatılmış…
Bütün bu değerlerden yola çıkarsak şunu söyleyebiliriz, “musiki, insan
unsuru, iklim ve coğrafyayla içiçedir” Bizim Musikimiz, fevkalade
güzellikler ile birlikte; “Mensubiyet şuurunu…” tefekkür dünyası ile
birlikte taşımaktadır. Harput, dolayısıyla Elazığ insanını bu yörede
sıkça okunan makamlarla, Kendisiyle tıpatıp örtüşen bir tarifi ortaya
çıkarabiliriz.
Elazığ’da, en fazla okunan makamlar; Rast Makamı, insana sefa verir…
Hicaz Makamı, İnsana tevazu verir… Hüseyni Makamı, İnsana sulh verir…
Saba Makamı, İnsana şecaat verir… Uşşak Makamı, İnsana neşe verir…
Elazığ insanın; “yapısında, fıtratında, yaşadığı iklimde,
toprağında…” neler var?
Elâzığ insanı; “rahat, sakin, cesur, tevazu sahibi…” Ve en dikkate
şayanı, “iç ve dış dünyasında sulhu arzulayan bir kimliğe sahiptir”
İşte, Elazığ’da en fazla okunan “makamlar” Ve o makamlarla birebir
örtüşen, “Elazığ insanının münevver şehir kimliği…”
Bizleri günün beş vaktinde, “vahdete…” Yani, birliğe, dirliğe, felaha,
salaha, barışa çağıran;
O ulvi belagatin “ezanın…” Harput’ta asırlarca okunduğu makamlar;
Sabah Ezanını, Saba Makamıyla… Öğle Ezanını, Rast Makamıyla… İkindi
Ezanını, Hicaz Makamıyla… Akşam Ezanını, Segâh Makamıyla… Yatsı
Ezanını, Uşşak, Bayati Makamıyla…
Huşu içerisinde, Ezanı Muhammedi içinize sindirerek dinlemek…
Harput'ta, doğan bir bebeye, “Saba Makamında” kulağına, “Ezan-ı
Muhammed-i” okunur.
O seda, gönüllerin “dünya semasına” en latif çağrısıyla uyanışıdır.
Ninniler, İlahiler, Hoyratlar; “sesle gelen…” narin ve zarif bir
sohbet, Harput iklimini kuşatır…
Bizdeki musiki öyle yüklü bir sanat eseri ki, onun birikimiyle; kendi
dünyamıza, kendi iklimine, kendi geçmişine yönelebiliyorsun!
Musikinin temel alt-yapı mimarları, bu millettir…
Safiyüddin’den tutun da Farabi’ye kadar, bu sanatın iç dünyasını ‘ses
ve söz sanatıyla birlikte’, günümüze kazandıran büyük dehalardır.
Harput Musikisi, ecdadımızdan bizlere devamlı gelişerek gelen çok
güçlü referanslara sahip bir mirastır. O tarihi mirasla, kendi
kimliğimiz, kendi benliğimiz ve şu arza bıraktığımız bir hoş seda
bırakmışlar.
O seda, toprak gibi, su gibi, hava gibi, ateş gibi, bir ritim vermiş
aşığa, tellere dokundukça parmaklar,
Kanun dile gelmiş, Tambur söz üstüne söz almış, Keman, fasıl fasıl inlemiş!
“Ben şehîd-i bâdeyem dostlar demim yâd eyleyin
Türbemi mey-hâne enkâzıyla bünyâd eyleyin”
Harput’un, Musiki dünyamızda apayrı bir yeri vardır. Günümüzde de,
edebi eserlerle musikimizin giderek zenginleştiğini görmek ayrı bir
mutluluktur. Paşa Demirbağ, “Harput’ta icra edilen makamlar, halkın
benimsediği makamlardır” der.