25 Mart Tarihi, ‘zamanın durduğu…’ âlemin gözyaşlarına boğulduğu tarih!
Muhsin Yazıcıoğlu kürsüden tok sesiyle haykırıyor;
“Ben Türk’üm Türk esir olmaz…
Ben Türk’üm Türk bayraksız olmaz…
“Ben Türk’üm Türk devletsiz olmaz…
“Ben Türk’üm Türk ezansız olmaz…
“Ben Türk’üm Türk hürriyetsiz olmaz…”
Muhsin Yazıcıoğlu, 19. 20 ve 23 dönem Sivas Milletvekili…
Merhum Yazıcıoğlu, 25 Mart 2009 tarihinde,
Helikopter kazasında, Kahramanmaraş’ta; ‘şüpheli…’ helikopter kazasında rahmetli olacaktı!
31 Aralık 1954 yılında Sivas’ın Şarkışla ilçesine bağlı Elmalı Köyünde dünyaya gelir.
Yazıcıoğlu’nu bizler, “vakarlı, edepli, ilkeli, tavizsiz, riyasız…” duruşuyla bildik.
Destanların Efendisi Niyazi Yıldırım Gençosmanoğlu bir şiirinde şöyle seslenir;
“Vatan oğul, Bayrak oğul, Devlet oğul
Sevmek nedir?
Bunu bilen âşıklara bismillah!”
Sevdası, vatan olanın, bayrak olanın, ezan olanın;
‘Yükü ağırdır…’
Ruhuma kadar işleyen bir güzel söz vardır;
“Ezan oldum dinmedim, bayrak oldum inmedim,
Şehit oldum ölmedim. Adım Müslüman, soyadım Türk benim!”
Bin yıl, İslam’ın bayraktarlığını yapan,
Kanlarını Allah yolunda sebiller gibi akıtan bir milletin evladı olmak!
Malazgirt’te (1071), İstanbul’un Fethinde (1453),
Çanakkale Zaferi ve İstiklal Harbinde rahmet mekân Ahmet Kabaklı’nın ifadesiyle,
“Alperen ruhunu…” görmekteyiz!
Öyle evla bir ruh ki, “Ya İstiklâl Ya Şahadet…” diyen bir ruh!
Süleyman Nazif, bu milleti o kadar güzel tasvir eder ki,
“Dedem koynunda yattıkça benimsin ey güzel vatan
Neler yapmış bu millet, en yakın tarihe bir sor bak!”
Bu millette, bizatihi, “Sahabe Meşrebini…” bulurum!
Medine’nin insana huzur veren iklimini, O manevi iklimin akımının;
Anadolu’ya yöneldiğini söyleyebilirim!
Allah Resul’ünün (sav.), “8 asır öncesinden İstanbul’un fethini müjdelemesi…”
Kur’an’da, “bu millete işaret edilmesi…”
İnsana, insanımıza, ‘maziden atiye…’ gidilecek yollarda, ‘gayret veriyor’
O gayretli şuuru, bir ideal insanda yaşadık!
Orhan Şaik Gökyay’ın bu milletin ruhaniyetine yönelttiği şiirinde;
“Bu vatan toprağın kara bağrında,
Sıradağlar gibi duranlarındır.
Bir tarih boyunca onun uğrunda,
Kendini tarihe verenlerindir.”
Üstat Necip Fazıl Kısakürek ne diyorlar, dinleyelim;
“Denildi mi bir yerin adına Türk beldesi…
Gözüm Albayrak arar
Kulağım ezan sesi.”
Hz. Ali (r.a) şöyle buyururlar;
“Şahsınıza kötülük eden bir düşmanı affediniz,
Lakin vatanınıza ve milletinize kötülük eden bir kimseyi asla affetmeyiniz.”
Bu millet genelde, ‘sözün özünü veya sükûtu sever’
Sadeliği, mütevazılığı, içtenliği, sadakati, adaleti, dürüstlüğü sever.
İyiliği, güzelliği, hayrı ve hasenatı, bölüşmeyi veya üleşmeyi sever.
Bu sevgi dolu hünerleri bizler, ‘Muhsin Yazıcıoğlu’nda…’ gördük!
Ahmet Mithat, “Vatan bir milletin evidir!”
‘Fitne, fesat, bölücü…’ evimize kadar sokuldular!
Tarihimizi iyi okuyunuz; hiçbir zaman rahat bırakmadılar…
Amansız, sinsi tuzaklar, her zaman, her asırda canlar aldı…
Ecdat, ‘sevilen, sayılan yiğitlerin ölümüne…’ Sagular yakardı.
Alp Er Tunga Sagusunu bilirsiniz;
“Alp Er Tonga öldü mü?
Kötü dünya kaldı mı?
Zaman öcün aldı mı?
Artık yürek yırtılır!”
Merhum Muhsin Yazıcıoğlu, “Kendi ağıtını kendileri yazacaklardı”
“Bir coşku var içimde bugün kıpır kıpır
Uzak çok uzak bir yerleri özlüyorum
Gözlerim parke parke taş duvarlarda
Açılıyor hayal pencerelerim
Hafif bir rüzgâr gibi, süzülüyorum
Kekik kokulu koyaklardan aşarak
Güvercinler ülkesinde dolaşıyor
Bir çeşme başı arıyorum
Yarpuzlar arasında kendimi bırakıp
Mis gibi nane kokuları arasında
Zikre dalmış her şey
Güne gülümserken papatyalar
Dualar gibi yükselir ümitlerim
Güneşle kol kola kırlarda koşarak
Siz peygamber çiçekleri toplarken
Ben çeşme başında uzanmak istiyorum
Ey sonsuzluğun sahibi sana ulaşmak istiyorum
Durun kapanmayın pencerelerim
Güneşimi kapatmayın
Beton çok soğuk üşüyorum!”
Dua, ‘dilek kapısıdır’
O kapıya yönelen ihlaslı dilekler…
Zindandan, “Yusuf’un kokusunu almışa benzer!”
Rahmetle, minnetle, şükranla anıyoruz.
Mekanın cennet olsun (amin)