Bed­ret­tin Ke­leş­te­mur

Mısralar Ruhumu Sardı

Bed­ret­tin Ke­leş­te­mur

SİYASET
Siyaset, daha ziyade ‘hamaset’
İçine dökülen zehir, ‘haset’
Yüreğiyle gelene, ‘selâm-kelâm et’
Akılla vicdanı kendine rehber,
Sabırla, sadıkane refakat
Erdemli siyasete, ‘edep rehber’
Terazi, yüreğinle istikamet!

DİLİM DİLİM
Söz vardır, ‘dilim dilim’ eder
Hançeresi, ‘dilim dilim keder’
Ya Sabır, ‘dilim dilim sükût
Katmerleşir, ’sukutu dildâr eder’ 

GÜLÜ KOPARMA
Gülü koparma, o dalında güzel
Güle, ‘gazel oku’ bir şirin nağme!
Dile gelsin, o nağmelerle ezel
Gül erken solarmış, ‘nazarla değme’

SAKSAĞAN
Sabah kapıyı çalar, Sütçü Hasan!
“Yumurta yok beyim, saksağan yemiş!”
Dertlidir Hasan, ‘süte zam!’ ne desem;
Zarar veren kuşu, ‘merhamet’ saklamış!
Sakla, ‘yürüsün yüreğin’ merhamet!
Bölsün lokmanı, o cana; ‘merhem’ et!

RÜYALAR
Rüyalar, ‘mana âleminden mektup’
Aç sayfaları, ‘kadere dokunur’
Sağımda, solumda; ‘iki yazıcı’
Mahşere kalmış, anılar okunur!  

DÜŞÜNCE
Güneş, ay bir milim şaşmadan döner!
Dünyama, yıldızlar kandil misali!
Gecenin huzuru, ruhuma siner
Zamana ayarlı, saat misali

HAYAT
Kıssalardan ibaret, bir roman!
Geçmişin muhasebesi içinde
Bizim, her âdemoğlunun hayatı;
Meğer “oyun-eğlenceden!” ibaret
Maziden atiye tatlı serüven;
Güven, ‘seni yaratan asıl dosta’

BİR İÇLİ NAĞME
Yaprağın hışırtısından anlarım,
Bir içli nağmeyi, serin nidayı…
Yürek telinden, ‘özünden’ dinlerim;
Secdeye giden, ‘mahşeri sedayı’

ÖLÜM
Ölüm kaderde, keder gözyaşımız
Kim bilir nerde, son lokma aşımız!
Ürküntü verir, her ölüm, ayrılış
Taşınır fani âlemden na’şımız!
Yolumuz mahşer, ‘tevhide sarılış’
Müjdedir en kutlu nida, ‘kurtuluş’

TOPRAĞA DOKUNDUM!
Şehirden kaçtım, ‘toprağa dokundum’
Suya, ağaca, yeşile boyandım!
Hatıralarla, ‘eskiyi yâd ettim’
Köyümde, ‘huzura erdim’ arındım!

YENİ HAMLELER
Hikâye anlattık, geçmişten günden
İleri, daha ileri yürüme…
Kenetlenme aşkına, ‘bir akılla’
“Ayağa Kalk!” Ey Şehir, diyebilme!
Yeni hamleler, yeni ufuklara…
Elele, gönül gönüle verelim!

GÖNLÜMÜN ÇAĞLAYANI
Fırat gibi çağlarsın sen Ey gönül
Anlat vuslat erenlerini Ey gül
Tevazu kanatlansın kanat çırpsın
Merhamet olup yüreğime çarpsın
Aşkı çile makarasına sarsın
Kalbimi bir göz, bir tebessüm çalsın
Elveda hasretim dermeye geldim
Lale bahçesine girmeye geldim
Ellerim dokunabilse duaya
Şu halim gözyaşı olur sevdaya (semaya)
Tan yeri kıpkızıl naçar yüreğim
İmdi vuslat ırmağıdır yüreğim
Mavi bir gülendam solur nefesin
Uğur getirir dünyama hevesin
Rüya gibi geçti ılık rüzgârlar…
Rüya gibi geçti pembe ufuklar…

SEVDALARIMIZ YÜRÜR…
Sevdalarımız yürür Anadolu’dan
Alpler, Erenler, Veliler diyarından
Şecaat yürür, asrın bütün kalelerinden…
Vefa ve sadakat bayrağı dalgalanır,
Sıddıklar Ordusu’ndan…
Ey Sahabe meşrepli yüzler;
Ecdadın kutlu selamı ve salâtı üzerinize
Fırat’ta, Dicle’de abdestlerini aldılar
Kelam ettiler, kâmil bir ruha erdiler…
Şefkat dolu, “fetih yürekli” nazarlar;
Her biri yıldız olup aktılar Anadolu’ya…


UYKUSUZ GECELER
Uykusuz geceler, günün yorgun katığı
Düşlerin hıncında, ‘günün dargın yüzüğü’
Yollar dert yüklü, ‘günün argın tuzağı’
Düştün düşeli yanarım, ‘ikiyüzlülüğe’


MALAZGİRT OVASINDA…        
Boğum boğum kıvrılan dağlar omuz omuza 
Ağrı’dan Toroslara taştan set oluşturmuş 
Diz çökmüş eteğinde su gibi akan zaman 
Malazgirt Ovasında tarihi buluşturmuş 

Fırat Nil’in kardeşi, Tunaysa yay kirişi 
Ok menzilinde takvim yapraklar tutuşturmuş 
Afşin’i, Danişmend’i, Mengücek’i, Artuk’u 
Edebi Devlet için dört yana at koşturmuş 

Erzurum’dan Haleb’e, Artukoğlu diyarı 
Kartal Yuvası bize Belek’i çağrıştırmış 
Coğrafyadan vatana bir kutlu ve uzun yol 
Sade ok ve yay değil, güzel dil konuşturmuş 

Ferhat’ın hasretinde dağlar, ötesinde sır 
Perde perde kalkarak ışığa kavuşturmuş 
Erzurum’un barıyla, Elazığ’ın mayası 
Kerkük’ün hoyratıyla halini soruşturmuş 

Asırların nağmesi Hayrilerin dilinde 
Emrahlar, Zihnilerle ezgiler konuşturmuş 
Fırat sen hazinesin, mazin kadar zindesin 
“Yedi Küpeli Gelin” çehreler değiştirmiş

Yazarın Diğer Yazıları