Bed­ret­tin Ke­leş­te­mur

Mayıs ayındayız...

Bed­ret­tin Ke­leş­te­mur

Bir Mayıs’tan 29 Mayıs’a Tarihi Günler ve Bayramlar…

Mayıs Ayını bizler on bir ayın kalbi/ veya gül nişanı olarak tanımlarız. Mayıs ayını bizler, ‘Bahar tadında kaleme almak isteriz’

Bir Mayıs, bizim geleneğimizde, “Bahar Bayramıdır!”

Bayram, kavram olarak da, milletçe paylaşılan bilumum değerlerin ifadesi… O değerlerden bir tanesi de, “emeğin- alın terinin, helal lokmanın mutluluğu, bayramı”

Kutsi bir hadis, “İşçinin ücretini alın teri kurumadan önce ödeyiniz!” Asıl işçi bayramı bu söz üzerinde inşa edilmelidir.

Bir Mayıs 1889 Tarihinde, ilk defa bu tarih; “işçilerin ortak bayramı” ediliyor. Bizde ilk defa Cumhuriyetin, ‘ilan yılı’ olan 1923 tarihinden itibaren kutlanmaya başlanılıyor. 2008 tarihine geldiğimizde de, “Emek ve Dayanışma Günü” olarak kutlanması kabul ediliyor. 22 Nisan 2009 tarihinde, TBMM’de kabul edilen kanun ile Bir Mayıs, ‘resmi tatil’ oluyor… Bu tarihi, öfkelerimizden arınarak, ‘adam gibi’ kutlamalıyız Baharın güzelliğini, dirilişini ‘erdemli bir yaklaşımla’ değerlendirmeliyiz...

Bugün bir Mayıs, ‘kavganın değil’ emeğin şölenidir! “Emeğe Saygı...” Aklımızın, örfümüzün ve inancımızın bir gereği olduğunu da vurgulamak isterim.

“3 MAYIS TÜRKÇÜLER GÜNÜ…”

Bu günün anısını, ‘tarih felsefesi içerisinde’ yorumlamak isterim.

Malazgirt Zaferinin kumandanı Alparslan ne diyorlar; “Bizler bidat nedir bilmeyen saf ve temiz Müslümanlarız!” Bu milletin, bu yürekle, asırlara kutlu yürüyüşü oldu... O yürüyüşle, insanlık tarihinde de derin izler bıraktı. Bu millet, “Allah Resulünün (sav) müjdesiyle…” taltif edildi

Bu millet, “Sahabe Meşrebini ”asırlarca yaşattı...

“3 Mayıs Türkçüler Bayramı…”

Bu bayramı milletçe nasıl idrak edeceğiz?

“Bin yıl İslam’ın bayraktarlığını yapan bir millet…” Bu milletin evlatları olarak; “maziden daha güçlü bir atiye…” nasıl yol alabileceğimizi, ‘sorgulayacağız…’

Geleceğin Türkiye'sine ; “ilimle, irfanla, marifetle” birlikte, ‘akıl ve gönülle’ hazırlayacağımız projelerle, Sizler ismine ister, “Kızılelma” deyiniz, İster, “Turan” deyiniz, isterseniz, “Nizam-ı Âlem ”deyiniz,

O ideal, “Bir Millet” olmak şuurunda saklıdır!

Mehmet Emin Resulzâde ne diyor; “Yükselen bir bayrak bir daha yere inmez!”

Gaspıralı İsmail Bey’in; “Dil’de, İş’te, Fikir’de Birlik” sözleri bu idealin adıdır!

Şu Kâinat Sarayında, “3-5-7… Türk Devleti” olabilir...

Asıl hedef nedir? O devletlerin “Avrupa Birliği” gibi bir araya gelmeleri… “Türk Birliği” etrafında, tarihi bir irade göstermesi... “Kutup Yıldızı” misali, bir yıldız kümesi oluşturmasıdır...

“3 Mayıs tarihi” bir büyük idealizmin adıdır. O idealizmi, 21 asrın/ yani, “insanlığın burcu” yapalım...

Bir şeye öncelikle, ‘niyet’ edeceksiniz... Büyükler ne demişler, “Niyet hayır, akıbet hayır”

NIHAL ATSIZ'A

(Akrostiş Şiir)

“Nerede ülkemde yiğitler burcu?

İrfan ocağına dökelim harcı

Hâl ehlinin gönlündesin ebedi

Adsızlar tutar, Kürşat’ça nöbeti

Lâkin haykırdı her zaman dik durdu

Âlem-i Türk'ün adsız neferleri

Tarih boyunca bitmez seferleri”

6 MAYIS HIDRELLEZ BAYRAMI…

Şu içerisinde yaşadığımız kâinata; “Ölümlü-Dirimli Dünya” diyoruz. 6 Mayıs tarihi, ‘kâinatın uyanışı’ dirilişidir... Bir bakıma, “Hızır ile İlyas (as)’ın buluşması…” (Abu Hayat) iksirinden tatmaları…

6 Mayıs’tan 4 Kasım’a kadar uzanan günlere, “Hızır Günleri” diyoruz.

8 Kasım’dan 5 Mayıs’a kadar uzanan günlere, “Kasım Günleri” diğer adıyla da, ‘Kış Günleri…’

Hızır ve İlyas (as), “karada ve denizde” kıyamete kadar, “dirilişi” temsil ederler!

Soylu bir dua vardır, “Hz. Hızır yoldaş olasın!”

O kutlu kıssaları, “Nebilerin ve Velilerin hayatlarında” okuruz.

Mayıs Ayının insana verdiği o manevi ruhaniyet; Bizleri, ‘tefekkür dünyamızın zenginliği’ buluşturur

Tabiatın o doyumsuz ‘ışık ve renk senfonisi…’

Gönül dünyamızın da, ‘ilham kaynağı’ olmaktadır.

“Bahar” şiirimizde şöyle sesleniyoruz;

“Mevsim bahar olunca gel diyorsun

Sensiz hayat kuru bir dal diyorsun

Gönül fermanını yağmurlara yaz;

Hasretle kapısını çal diyorsun.

Göçmen kuşlar; dağ, tepe aşar gelir

Irmaklar, vadilerden taşar gelir

Hayalim, umutlarım koşar gelir

Ayrılık ateşini çal diyorsun.

Bekledim, güneşin doğduğu yerde

Sevdamı, hicabın olduğu yerde

Dermanın, yüreğin yandığı yer”

DİL BAYRAMIMIZ KUTLU OLSUN

13.05. 1277 tarihi, “Türkçe’nin Resmi Dil Olmasıdır” Hatırlanacağı üzere 2017 yılı ‘Türk Dili Yılı’ ilan edilmişti. Dilimiz Kimliğimizdir "Türkçemizi korumak, yaşatmak, zenginleştirmek ve gelecek nesillere güçlü bir şekilde aktarmak, bugünümüzü ve yarınımızı yeni bir bilinç hamlesiyle inşa etmek hem kamu kurum ve kuruluşlarının, hem de bütün toplum kesimlerinin ortak görevidir."

Türk Dil Kurultayının açılış günü; “26 Eylül 1932 tarihi; tarihi bir gün olarak, “Dil Bayramı” olarak kutlanmasına karar verilir...

18 MAYIS SÜRGÜNÜ…

Bu millet o kadar büyük acılar yaşadı ki, o acıların anlatılmasına ifade gücümüz yetmiyor.

18 Mayıs gecesi, 250 bin Kırım Tatar Türk’ü, 15 dakikada insanlık dışı muamelerle vagonlara bindirilerek Orta Asya’ya sürgün ediliyorlardı… Hafızaları allak bullak edecek olan o korkunç Kırım Tatar Türk’ünün Sürgününün üzerinden, “80 tam yıl geçmiş…”

Öyle acımasız, merhametsiz, insafsız, insanlık dışı her türlü hakarete reva görülen öyle bir sürgün ki, “o sürgünde vagonlara doldurulan yüz binlerce Kırım Tatar Türk’ün aç ve susuz olarak Orta Asya’ya sürgün ediliyorlardı…” İnsani hiçbir ölçünün dikkate alınmadığı o acımasız sürgünde, “susuzluk, açlık, hastalık, olumsuz hava şartları 150 bin Kırım Türk’ünün sürgünde hayatını kaybettiği belirtiliyor!”

Ayakta kalan Kırım Tatar Türk’ü öyle bir dirençle hayat mücadelesi vermeye başladılar ki, “o mücadele büyük bir ülküye/ vatan davasına dönüşecekti!”

1991 yılında, Gorbaçov Kırım Tatarlarının vatanlarına dönmesine izin verecekti. Kırım Tatar Türklerinin bu tarihten itibaren 47 yıl sonra, vatanlarına dönüşü başlayacaktı. 2014 yılında, Rusya, Ukrayna’ya ait Kırım’ı ilhak edecekti… Tarihe döndüğümüzde, “21 Temmuz 1774 Küçük Kaynarca Antlaşması ile Kırım Hanlığı Osmanlı himayesinden çıkacaktı… 1783 yılında ise Rus İmparatorluğu tarafından işgal edilecektir… 2016 Yılı Eurovision şarkı yarışmasında “Sanatçı Jamala 1944 isimli şarkısıyla birinci olacaktı!”

Şarkının sözleri şöyleydi,

“Yaşlığıma toyalmadım

Men bu yerde yaşalmadım

Biz Kırım’dan çıkkanda,

Kar yağmadı kan aktı

Anam, babam, kız lardaşlarım,

Gözleri dolu yaş kaldı.”

Tarih iyi okunduğu zaman, insanlık âleminde en büyük soykırıma bu milletin maruz kaldığını söyleyebiliriz.

Gazze’de yaşananlar, Doğu Türkistan’da yaşananlar, İnsanlık âlemini ne zaman ayağa kaldıracak?

Kırım Türk’ü, hala öz vatanında maalesef, ‘gariptir…’ Ve ne hazindir ki, işgal altındadır…

19 MAYIS 1919 GENÇLİK VE SPOR BAYRAMI

19 Mayıs Atatürk’ü Anma, Gençlik ve Spor Bayramı ile Gençlik Haftası, Gençlik ve Spor Bakanlığının öncülüğünde her yıl idrak ediliyor.

2022 yılı sonu itibariyle Türkiye’nin toplam nüfusu, “85 milyon 279 bin 553 kişi iken 15-24 yaş grubundaki genç nüfus 12 milyon 949 bin 817 kişi oldu…”

19 Mayıs tarihi bizlerin milletçe, ‘gençliğe/ veya geleceğe yöneldiğimiz günlerin muhasebesidir’

Gazi Atatürk, “Türk çocuğu ecdadını tanıdıkça daha büyük işler yapmak için kendinde kuvvet bulacaktır!” Öncelikle, ‘milli tarih şuuru…’ etrafında kenetlenmenin iradesini gençlerimize kazandırmalıyız. Necip Fazıl, “Gençlik yaş işi değildir. Ruh işidir!”

Goethe’nin güzel bir sözü vardır; “Gençliğinde ne düşünürsen, yaşlılığında ona ulaşırsın.”

Bu millet kendi gencine/ geleceğine, “yüksek bir ahlak, yüksek bir ilim, yüksek bir moral, yüksek bir adalet…” ile sahip çıkabilir.

İlber Ortaylı, “Şimdiki gençlere söylüyorum, zahmetten kaçmayın. Tren mi var, atlayın; yol mu var, gidin. O yaşlarda yeni yerleri görmenin zevki başkadır. Tecrübeyle görmek de güzeldir ama gençlik enerjisiyle dolaşmak bir başkadır.”

Arif Nihat Asya, “Fetih Marşında…” gençlere seslenir;

“Yürü, hâlâ ne diye kendinle savaştasın?

Fatih’in İstanbul’u fethettiği yaştasın.!”

Bir dönemi iyi okuyabilmeniz/ veya yorumlayabilmeniz için, O dönemin ‘yazılı basınına…’ müracaat ediniz! Hiçbir zaman, ‘şekilci, taklitçi, ezberci, nakilci…’ olmayacağız. Kendimiz olacağız. Bilgiye yönelmek, en büyük edeptir. Belgelerle konuşmayı kendimize düstur edineceğiz. Milli İradeyi bizlere teneffüs ettiren, ‘Anadolu Basını’ olmuştur. Anadolu Basınına bizler, ‘Gazi Basını da…’ diyebiliriz!

Şüphesiz ki, ‘yazılı basın en önemli kaynaktır’

29 MAYIS İSTANBUL’UN FETHİ

İstanbul’un Fethi, Allah Resul’ünün (sav.) mucizesidir. Âlem-i İslâm’ı, Cihan Hâkimiyetine hazırlayan 8 asrın nöbetindeki müjde! O müjdeyle fetih için yüzler İstanbul’a dönecek… Kâinat döndükçe, fetih için surlar dövülecek… İstanbul, Fatih’e kadar 29 defa kuşatılacak… Her kuşatmada, surların içerisine şahadet tohumları atılacak... İstanbul, bizim gönlümüzde sürekli yeşeren tarihimizin kutlu şehri...

Selam ve Muhabbetle

Yazarın Diğer Yazıları