Muhtaç olduğum kan, kudret yürüsün
Yakar Huda’dan ki, Nusret yürüsün
Âmin der, yürekler hep bir ağızdan;
Zafer alaylı meydanlar yürüsün
Dilim, Yunus; elim, Sinan yürüsün
Fetihlerin ruhu, iman yürüsün
Adil yüzlü, kerim sözlü bey, hey!
Çağlara yeniden ferman yürüsün
Versin omuz omuza, dağ yürüsün!
Ersin muradına Türk, çağ yürüsün
Divan durdu binler yıl, ses bayrağım
Yarsın sen yâr; hilale bağ yürüsün!
MALAZGİRT’TE
Malazgirt Meydanı karanfil kokar
Canlar, ol mübarek terini döker
Gazi Alparslan, elli bin neferi
Geçilmez denilen surları söker
Nur üstüne en evlâ sabır çöker
Sabrın gaza meydanında seferi
MALAZGİRT’İ DÜŞÜNMEK
(Malazgirt Zaferinin 952 yıldönümü anısına)
Malazgirt’i düşünmek;
Gazali asrından bir hoş sedadır
Farabi, Biruni, İbn-i Sina’yı edadır
Divan Şehrine, Kaşgar’a yolculuk
Balasagun’da, Yusuf Hacip’le sohbettir
Bilgiye, hikmete her dem sırlara yoldaştır
Türk’ü vuslat haliyle bir daha anmak
O hali yaşamak, dertlenmek, yanmaktır.
MALAZGİRT GAZİ
Gazi Malazgirt, vatanın limanı
Şer güç yıkamaz, tevhitle imanı
Müjde Malazgirt, fetihler anası
Kutsi Hadiste okunur manası;
Malazgirt’ten İstanbul’a yol gider
Zafer alaylı tuğlu meydanlar gider
BELEK GAZİ
Kalesi Harput’tur, Belek Gazi’nin
Menbiç’te aldığı ok yarasının
Asırlardır, dinmeyen sızıntısının;
Damla damla dökülen yaşlardasın!
KIZILELMA AŞKIM
Baktım dağların tepesine, ufkum
Bir ulu gayeye nazar ederim
Kızılelma, dağlar ötesi aşkım!
Ufkumu kendime gülzar ederim
TURAN ÜLKESİ
Tevhit nuruyla Turan Ülkesi
Boyası, İslâm’ın Kur’an boyası
Gözlerim, gündüz-gece ufukları;
Kızaran aslında, asrın mayası!
Hilale vurgundur, gönlün sefası
YİRMİ BİRİNCİ ASIR
Ey! Yirmi birinci asır, Sabrım!
Sabrım sen de derlendi, derde döndü
Bekler oldu, şefkat yağmurlarını
Çöle dönmesin, yüreğim, toprağım!
Yârab, yıkansın iman ateşiyle
SÖZÜM MAZLUM ÇIĞLIĞINA
Sıralasam şöyle yıkılır dağlar
Şafak söküğü gibi günler ağlar!
Doğrular birbirini içten bağlar
Sözüm, mazlum çığlığına yar imiş.
Kalem, ne âlâ bir yurttur içimde
Raks eder dizlere âlem içinde
İlhâm gönle doğar, rahle içimde
Vuslat şarkısıyla söz eder imiş
GÖRSENE
Dünya fani, ömür kısa; görsene!
Ne âlemdir oyun-eğlence, sorsana
Güneşin doğuşu batışı gibi
Bedri, akıbeti hayra yorsana
YAZ GELDİ
Yaz geldi, ışığa yürüme zamanı
“Sapla samanı ayırma” zamanı
Dümeni eline alma zamanı
Bedri, zarardan dönme zamanı
COĞRAFYAM VATANLAŞSIN
“Huzur” ismiyle çağrılmak isterdim
“Gönül kervanına” katılmak isterdim
Coğrafyam, ‘vatanlaşsın’ bütün derdim
Bin yılı, ‘halde yaşamak’ isterdim
HARPUT’U YAŞAMAK
Anadolu toprağı Türk’e vatan
Bağrında cennet; gazi-eren yatan
Şehadettir, nur üstüne nur katan
Türbe, imaret insana hâl olur
Kurşunlu Cami önünde bir çınar
Tarihten nice yaprağa al olur
Ötelere akıp giden bir pınar
Yunus gibi dervişlere kal olur
ÖNCEMİZ VE SONRAMIZ
Önce selâm, sonra kelâm
Önce teklif, sonra tenkit
Önce refik, sonra tarik
Önce niyet, sonra amel
Öncemiz ve sonramız!
Vakarlı, edepli bir duruş
GÜZEL BİR GÜNDE
Önce açık bir hava sonra yağmur
Sözün, sohbetin neşenin deminde
Ilık bir rüzgarda, bulutlar akar
Kâinat dersi şu narin zeminde
Gözyaşı değil, bulutlar sağılır
Yıldırımlarla duaya ‘âmin’ de!
İç huzurum gök kubbeye dağılır
Huzura erişir, hikmet ilminde
TUNCER GÜLENSOY’A
Bir yıldız daha kaydı, semanın!
Bulut bulut gözyaşı döktüğü anın
Kültürün, irfanın gönül dağından;
Sevda çığının koptuğu zamanın
Bir nadide gülü düşmüş dalından