Bed­ret­tin Ke­leş­te­mur

Kin Duvarını Yıkamadık

Bed­ret­tin Ke­leş­te­mur

Almanya’yı birbirinden ayıran, “Berlin Duvarı…” gibi garabet ifade
eden duvarlar yıkıldı!
Yıkılmayan/ bir türlü yıkamadığımız bir şey vardı?
“Kin Duvarı…”
O duvar yıkılmadıkça, “Barış, huzur, güven duvarını inşa edemeyiz!”
“Kin Gütmeyiz…” şiirimizde şöyle sesleniriz;
“Hadis, ‘birbirinize kin gütmeyin,
Birbirinize sırtınızı dönmeyin’
Sevgisiz toplam ‘nasıl olur’ nasıl;
Masal değil, sevgide ‘iman tohumu’
Nefsinizin tuzağına yanmayın!
Akıl, idrak, iz’an, şuur; sağduyu
Öfkesini yenen, Müslüman huyu!”

Cehennemi, cehennem ateşini nasıl düşünürüz!
Düşünmek bile, ‘dehşet verici’
O ateşe en büyük sebep, “kin ve kibirdir!”
Bir şiirimizde, o ateşi tasavvur ediyoruz;
“Cehennem ateşi kini/ kibri yakacak
Öfke, haset ateşiyle akacak!
İradem, ifadem aşka dokunur
Sevgide rahmet, muhabbette bulut…
Uhrevi serinlik tene dokunur
Sevgiye, gözün nuruyla bakacak
Her iki âlem sevgiyle okunur!”

İnancımız bizlere en fazla, ‘itaat…’ kavramından söz eder.
“Allah’a ve Resulüne itaat ediniz!”
Bu itaat bizlere, ‘hayat serüvenini…’ öğretiyor.
O serüvende neler vardır?
Bütün aykırılıklardan, ‘şerden, nefretten, kötülüklerden korunma…’ vardır.
Kötülüklerin inşa ettiği bir binanın, ‘temelleri çürüktür’
Öyle ki böyle bir bina, ‘haktan, adaletten, insaniyetten uzaktır’
Temelleri çürük bir binanın çimentosu nda neler vardır;
“Kin, nefret, haset, kibir, öfke, gurur vesaire…”
Bunların her biri, ‘sevginin en büyük hasmıdır!’
Sevginin olmadığı yerde, ‘muhabbetten…’ söz edemezsiniz!
Sevginin olmadığı yerde, ‘haktan, hukuktan da…’ söz edemezsiniz!
Sevginin olmadığı yerde, ‘birlikten, beraberlikten de…’ söz edemezsiniz!

Bir haber okudum. Köpeğin saldırısına uğrayan ve ‘yara- bere
içerisinde kalan bir kimse…’
Yaptığı açıklamada, “köpeğin suçu yok…” diyor.
Şöyle bir dörtlük yazdım;
“Köpeğin suçu yok, hata bende” der
Suçun vebalini kendisi öder!
Âdem dokunsa feryadı koparır;
O feryada, Ferhat’ın aşkı ne der?”

Bu arada, Thomas Hobbes’e ait, “İnsan insanın kurdudur!” cümlesi aklıma geldi.
Meyve kurdu misali, ‘şer mikrobuyla…’ insan insana zarar verebiliyor.
Âdem ve Havva’nın ilk iki oğlu, “Kabil ve Habil…”
Kabil, ‘bir çiftçidir’ Habil ise, ‘çobandır’
Kabil'in kardeşi Habil’i, ‘kıskançlığı’ kin ve nefrete dönüşecek!
O kin ve nefret, ‘insanlık tarihinin ilk cinayetini…’ işleyecektir.
O cinayet karşımıza iki kavramı da çıkaracaktır; “zalimler ve mazlumlar!”
İnsanlık tarihinde, “Kabiller ve Habiller eksik olmadı!”
Zulüm ateşi sürekli yandı!
Ve neticede gün geldi, “zulüm kendi sarayını da yaktı!”
Firavunlar, Nemrutlar, Ebu Cehiller bunlara en bariz örnekler…
Bir şiirimizde şöyle diyoruz;
“Yüreğindeki adımlar hak vermeli
Akıl yordamında vicdan, terazi!
Bir ömür, asra dolanır sarmaşık,
Dallarıyla özümden kök sürmeli
Sürmeli, yüreği sevdasıyla âşık!”

İnsanlık tarihini okuyunuz… Ve günümüze geliniz,
Belki, ‘iisanlık uzaya çıktı…’
Teknolojide, ‘uzakları yakın etti…’
Yaşadığımız asrı, “Bilgi Asrı…” yaptı ama!
“Kin duvarını bir türlü yıkamadık!”
İnsanlığın içinde yaşadığı en büyük hastalığı!
Elbette ki, ‘her derdin devası var…’
Dertte, devada bilinmesine rağmen,
‘nefis galebe çalıyor’

MISRALAR…
SABIR  (Akrostiş şiir)
Sabır var mı, ‘yüreğinizdeki acıya’
Âlem biliyor, Eyyüb’ün sabrını…
Belâlara, tahammülün tacı ya!
“İnlerken, duyar yaralı tenini!”
Rabbine şifa için duacı ya!
“Sabrın sonu selâmet!”
Hayra nişan düşer, alamet!

İZMİR…
İzmir'in nakışı, hilalle yıldız
İşgal acısında, ruhumu çaldız!
Mavi dalgalarda hasret gözyaşım
Ey işgalci, ‘gözyaşımda alçaldız!
Dokuz Eylül, ‘kırmızı gül, karanfil’
En mutlu günüme, armağan olsun.

DOSTA…
Bazen dostlar sitem eder, gönül kor;
Kor ateşte, yandığımı hisseder
Dost deyip geçmeyin, ahir yolumda;
Acıma da, sevincime de hissedar!

Yazarın Diğer Yazıları