Bed­ret­tin Ke­leş­te­mur

İnsan Kendi Yaradılışını Düşündükçe

Bed­ret­tin Ke­leş­te­mur

İnancımız bizleri tefekküre çağırıyor.
İnsanın, yer ve göklerin yaratılışına… Ondaki mükemmel ahenge…
Mü’minun Suresi 12-14.ncü ayetlerde şöyle buyrulur;
“Şanım hakkı için, (biz) insanı, çamurdan (süzülmüş) bir hülasadan yarattık”
“Sonra ona sağlam bir yerde (ana rahminde) bir nutfe (hakir bir damla
sudan süzülmüş hülâsa) olarak yerleştirdik.”
“Sonra o nutfeyi bir alaka olarak yaratık, sonra o alakayı bir mudga
olarak yarattık, sonra bu mudgayı bir takım kemikler halinde yarattık,
sonra bu kemiklere bir et giydirdik. Sonra onu başka bir yaratılışla
(insan olarak) meydana getirdik. İşte yaratanların en güzeli olan
Allah ne yücedir!”
Kur’an bizleri her ayetiyle birlikte derin bir tefekküre çekiyor.
Özelliklede ilim adamlarına ışık tutuyor.
Zümer Suresi 6.ncı ayette de şöyle buyrulur;
“(O,) sizi tek bir nefisten (Âdem’den) yarattı, sonra eşini (Havva’yı)
ondan kıldı; ve sizin için sağmal hayvanlardan (erkek ve dişi) sekiz
eş (nimet olarak) indirdi. Sizi analarınızın karınlarında üç karanlık
içinde yaratılıştan yaratılışa (geçirerek) yaratmaktadır!”
Cenab-ı Allah, Âdem’i ve onunla birlikte yürüyecek neslini/
zürriyetini yaratıyor. Ve ona nimetlerin en güzelini veriyor.
Fatır Suresi 39.ncu ayette de şöyle buyrulur;
“O (Rabbiniz) sizi yeryüzünde halifeler kılandır!”
Yüce Yaratan’dan, biz insanları; “kâinat sarayının efendisi…” yapıyor.
Nahl Suresi 12.nci ayette şöyle buyrulur;
“O geceyi, gündüzü, güneşi ve ayı sizin hizmetinize verdi. Bütün
yıldızlarda O’nun emri ile sizin hizmetinize verilmiştir. Şüphesiz
bunlarda aklını kullanan bir millet için ibretler vardır.”
14 asır önce Kur’an, insanoğlu ’nun; “ilimde derinleşeceğini aya ve
yıldızlara gidileceğini…” haber veriyor.
İçerisinde bulunduğumuz asrı, “Bilgi Asrı” veya “İletişim Asrı” olarak
da düşünebiliriz. Keşifler/ veya yeni icatlar/ buluşlar birbirini
takip ediyor. İnsan ilimde derinleştikçe, ‘kendi yaratılışını daha
yakından tanıma…’ imkânı buluyor. 7.nci asırdan sonra büyük İslâm
âlimlerinin yetiştiğini görmekteyiz. 7. asırdan 16.asra kadar, İslâm
Âlemi bilimde, Kıta Avrupa’sının çok önündedir.
İslâm âlimlerinin eserleri insanlık âlemine de rol model olacaktır.
Asırlarca Avrupa’da ders kitabı olarak da okutulacaktır. Batılı ilim
adamları, “İslâm Medeniyeti olmasaydı Rönesans olmazdı!”
Kur’an, insana yöneliyor. İnsan varlığını bütünüyle kuşatıyor.
Hacc Suresi 5.nci, ayette şöyle buyrulur;
“Ey insanlar! Eğer öldükten sonra dirilmekten şüphe içinde iseniz,
artık muhakkak biz, sizi bir topraktan, sonra bir nutfeden, sonra bir
alakadan, sonra da (ne) yaratılmış (ne de) yaratılmamış
(henüz kemale ermemiş) bir mudgadan yarattık ki size (kudretimizi)
açıkça gösterelim!”
Ecdat ne diyor, “kendini bilen hakkı bilir!”
Kur’an bizlere hayatımızın her safhasında rehberlik ediyor.
Ankebut Suresi 28.nci ayette şöyle buyrulur;
“Sizin (yoktan) yaratılmanızda (öldükten sonra) diriltilmenizde ancak
tek bir kişi(nin yaratılış ve dirilişi) gibi (O’na kolay)dır. Şüphesiz
ki Allah Semi (hakkıyla işiten)dir, Basir (her şeyi gören)dir”
Hz. Âdem (as.)dan Allah’ın Resul’üne kadar; 124 bin peygamber gönderilmiştir.
Her millete, kendi dilleriyle konuşan peygamberler birer yol gösterici
olarak gönderilmiştir…
Ankebut Suresi 40.ncı ayette, “Helak olan kavimler!” anlatılır;
“Bunun üzerine (biz de) her birini günahı sebebiyle yakaladık. Artık
onlardan kiminin üzerine (taş yağdıran) bir kasırga gönderdik!
İçlerinden kimini de o (korkunç) ses yakaladı! Onlardan bazısını ise
yere batırdık! İçlerinden bazısın da suda boğduk! Hâlbuki Allah onlara
zulmetmiyor; fakat onlar (bu isyanlarıyla) kendilerine
zulmediyorlardı”
İnsanlık tarihi aynı zamanda, milletler tarihidir. Hz. Âdem (as.)dan
günümüze kadar her milletin bir imtihanı olduğunu görüyoruz. Kur’an
bizlere o ümmetlerden haber veriyor. Her kıssa da, her haberde bizler
için alacağımız, ‘tarihi dersler’ vardır.
Şöyle düşüneceğiz, “bizler için dünya emanet yurdu, ahiret ise karar
yurdudur!”  Yüce Yaradan bizlere, ‘emanetlere sahip çıkmamızı
emrediyor’
Ahzab Suresi 72.nci ayette şöyle buyrulur;
“Muhakkak ki biz emaneti göklere ve dağlara arz ettik de (onlar) onu
yüklenmekten çekindiler ve ondan korktular; insan ise onu
yükleniverdi. Doğrusu o çok zalim, çok cahildir!”
İnsan öncelikle, ‘kendi yaratılışını’ düşünecek. Bizleri kuşatan
kâinatı bütün delilleriyle birlikte tefekkür edecek. “Ölümlü-Dirimli
Dünyayı!” hayat serüvenimizin akışı içerisinde büyük bir sorumlulukla
taşımanın da farklı bir hazzını yaşamalıyız.
Ya-Sin Suresi 33.ncü ayette şöyle buyrulur;
“Hâlbuki o ölü yeryüzü de (öldükten sonra dirilme hususunda) kendileri
için bir delildir. (Biz) onu dirilttik ve ondan daneler çıkardık da
bundan yiyorlar!”
Kış mevsiminde; bağınız, bahçeniz dikkat ettiniz mi, “çer-çöp
halindedir!” Hiçbir can âlameti göremezsiniz. Bahar mevsimi
geldiğinde, ‘toprağa, ağaca sular yürümeye başlar…’
İnsan kendi yaratılışını düşündükçe, kâinata gönül gözüyle
baktığımızda hayatın ne kadar anlamlı olduğunu ve bizlere de, ibret
sahnelerini teşhir ettiğini görmekteyiz.

Yazarın Diğer Yazıları