İki farklı dünya, mazlum ve zalim!
Fani dünyanın, garip oyunları
Düşün, enkazı beşerde vebalim!
Beşerin, girift ve farklı yönleri
Zıvanadan çıkmış, ekseni kaymış,
Karanlığın emzirdiği günleri
Ey kemâl vaktinin açan gülü!
ADALET
Hakkın "tavsiye" ettiği yol, "adalet"
Beşerin "tasfiye" ettiği yol, "adalet"
Adaletten kaçan, "adalete sığınır"
Adaleti bulamayınca, dövünür
TEVBE ETMEK
Tevbe etmek, ne mübarek yöneliş
Yüreğinden gelen sesle uyanış
Kalbi hasletle, hasretine eriş
Dualar, âminler; ruhun gıdası
Vicdanın sinelerde hoş sedası
ESER BIRAKAN
Şu âlemde eser bırakana meftunum
Dert ile dertlenmeyene dargınım
Ey zaman, sana karşı içten mahzunum
Zaman, tarih bizlerden köprü ister
MESAFELER KISALDI
Şu âlemde mesafeler kısaldı
Sabır, şükürde tahammül kalmadı!
Kahvenin yerini, kafeler aldı
Erdemli tavra tahayyül kalmadı
İlimde, irfanda; sınıfta kaldı
Bilgeler asrında tekâmül kalmadı
DAGLAR
Dağlar, birbirine omuz verirler
Kale duvarları gibi vakarlı
Saflar, birbirine omuz verirler
Boşa geçen ömrü için efkârlı
Âlemde her delil, insanın sırrı
Saklı defineleriyle esrarlı
BİZ BU SEHRİN
Biz bu şehrin tozunda, toprağında...
Bağrında düşe kalka bir ömürle...
Başımız dik, alnımız açık vakarla...
Edebimizden de taviz vermeden...
Kâh açık, kâh yağmurlu havalarda...
Dostlarla omuz omuza vererek
Hoş bir sedayla, edayla yürüdük
BAK AYNAYA
Yüreğinin sesiyle bak aynaya
Ahsen’i takvim denen mayaya
Göz nurunla bak, ilahi boyaya
Edeple ayakta, keşfet kendini!
Ey ruhum, huzura varmak isterim
Huzurda, vuslata ermek isterim
Gönlümü cihana sermek isterim
FAİZ BİR BELÂ
Faiz, bir belâ, musibet, felaket,
İnsan varlığını yutan bataklık
Faizi savunmaya kalkan cehalet
İçimde, ışığı yutan karanlık
Karanlığın mayasında, atalet
Ayağa kalk, ey kutlu istikamet
HAYALLERİMİZLE
Hayallerimizle bir ömür geçirdik
Umutlarımıza, yelken açardık
Gözü kara; serden, yardan geçerdik
Kur, Aras coşsun, Tuna taşsın derdik!
Kürşat'ça, er meydanını dilerdik
Ufuk insan, gaye insan olmak güzel!
Ati ‘yi, güzele yormak da güzel
İKİ YAKASI
İki yakası bir araya gelmeyen, şaka!
Akıl ve gönlü almayan alkışa
Gelirmiş eninde sonunda tuşa
İçinde, "ahı" çekemeyen mizah
Hazmı giderek zorlaştıran mizah
ŞAİRİN LİMANI
O limanda, sessiz bir çığlık!
Püfür, püfür esen, serinlik...
Gönle çarpan, ilham dalgaları
Göz alabildiğine mavi bir ufuk
Ufuk çizgisi, yudum yudum demlenir
Deli gönül, bu deryada gamlanır...
Kimbilr, bu limandan kaçıncı gemi,
OLMASIN
Yolun sarp olsun, bataklık olmasın
Akıl vicdana dost, birlik yürüsün
Deli-dolu, sağa-sola sapmadan,
Hayat yolunda, sakatlık olmasın
Sabırla çekilir, koca bir ömür
Çile yol açsın, hasetlik olmasın.
İKİYÜZLÜ
İkiyüzlü, riyanın yaydığı bataklık!
Bataklık içinde yükselir feryat,
Nasıl hikâye; beyaz sayfa, aklık?
Haramzadenin elinde tutsaklık
Bir kısır döngü, başları döndürür
ELÂZIĞ ŞEHİR MEYDANINA YAKIŞAN “MEYDANLAR” ŞİİRİ KONULUYOR.
11.12,2022 tarihinde, bundan dört yıl önce bu kösemizde “Bu Meydana Yakışan” yazımızda, Elâzığ Belediyesinin güzel bir eseri olarak kazandırılan Şehir Meydanı Cumhuriyet Döneminin en güzide eseri olarak görüyoruz Belediye Bakanımız Şahin Şerifoğulları’nı da bu hizmetlerinden dolayı tebrik ederiz.
Geçtiğimiz gün Elâzığ Şehrinin Vefalı Dostu ve Eski Belediye Bakanımız Behçet Susmaz aradılar
“Kendilerinin Elâzığ Şehir Meydanına Hemşehrimiz Destanlar Şairi Niyazi Yıldırım Gençosmanoğlu’nun, “MEYDANLAR” Şiirinin; bu şehre ve bu şehrin güzel meydanına yakışacağını ve bir anlam kazandıracağını Belediye Başkanımız Sahin Şerifoğulları’nı anlattıklarını, Sayın Başkanın bu talebi memnuniyetle karşıladıklarını bizlere ifade ettiler,”
Elâzığ Şehir Meydanında inşallah yakın bir zamanda, Destanların Efendisi, Hemşehrimiz, Niyazi Yıldırım Gençosmanoğlu’nun “Meydanlar Şiirini” okuyacağız
11 Aralık 2022 tarihinde bu köşemizde kaleme aldığımız yazımızı tekrar sizlerle paylaşmak istiyorum.
**
“Elâzığ Şehri Cumhuriyetin ilanı (29 Ekim 1923) üzerinden bir asra doğru adım attığımız şu yıllarda; İsmine yakışan bir meydana kavuşmuş oldu.
Elâzığ Şehrine yakışan da böyle bir meydandı…
Bu meydana yakışan; tarihimizi, kültürümüzü, sanatımızı, edebiyatımızı, musikimizi, örf ve ananelerimizi içerisinde barındıran Hemşehrimiz Niyazi Yıldırım Gençosmanoğlu’na ait mükemmel bir şiir, “Meydanlar Şiiri…” o kadar yakışır ki!
Sekiz köşeli Elâzığ şapkası… Sekiz köşe şapka gerçekte, “motiflerini Selçuklu sanatından aldığı…” rivayet edilir. Öyle ki, Selçuklu sanatında, ‘sekizgenler önem taşır’
Her köşenin bir anlamı var; “Yiğitlik, mertlik, çalışkanlık, cömertlik, dürüstlük, misafirperverlik, alçak gönüllülük, doğruluk…”
Meydanlar Şiiri her mısraıyla, “bu milleti anlatır…” Özümden, sözümden, kimliğimden bahseder.
“Şu yeryüzü er meydanı
Gönül sevmez her meydanı
Yüreksize yorgan döşek
Koç yiğide ver meydanı
Başbuğlar tuğ kaldıranda,
Atlar dizgin dolduranda,
Malazgirt’te, Çaldıran’da
Sakarya’da gör meydanı
Kaytan bıyık bura bura
Gakkoş, dadaş sıra sıra
Elâzığ’da Çay’da Çıra
Erzurum’da bar meydanı
Ey içi boş, dışı süslü!
Eli kirli, yüzü paslı!
Yetişsin Asım’ın nesli
Etsin sana dar meydanı!
Bak neler var dünlerinde
Acı, tatlı günlerinde
Dumlupınar önlerinde
Mehmetçik’ten sor meydanı”
Bizler, Niyazi Yıldırım Gençosmanoğlu’na, “Destanların Efendisi…” diyoruz.
Tarihi romanlarımı, Mustafa Necati Sepetçioğlu’nun o nefis üslubunda okuduk!
Asırları mısraların ruhuna taşıyan da, Niyazi Bey oldular.
Niyazi Yıldırım Gençosmanoğlu ve Arif Nihat Asya, 1071 Malazgirt Zaferinin 900. Yıldönümünü;
1971 Yılında Malazgirt’te bir önemli sayfayı aralayarak kutlamışlardı.
O tarihi ihtişama bizlerde, sıla-ı rahim yaparak; Malazgirt Zaferinin 937.inci yıldönümünü 2008 yılının Ağustos Ayında, “Muş Valiliğinin katkılarıyla Elâzığ Şehrimizden geniş bir katılımla gerçekleştirmiştik!”
Elâzığ insanı, “vatansever kimliğiyle…” dünden bugünlere, ‘erdemli bir duruş göstermiştir’
İnşallah o duruş ilanihaye devam edecektir.
Azerbaycan, Kazakistan, Kırgızistan, KKTC, Özbekistan, Türkmenistan vesaire bayrakları Elâzığ Şehrimizin o muhteşem (Cumhuriyet) Meydanında dalgalanırken, “biz bir milletiz…” diyoruz!
Bir şeyleri teklif ederken, ‘sözü yürekten söylüyoruz’
Hatırlayalım, İlki 1992 yılında Av. Fikret Memişoğlu anısına yapılan Uluslararası Hazar Şiir Akşamlarının 2si de, “Niyazi Yıldırım Gençosmanoğlu ve Cenani Dökmeci…” anılarına yapılacaktı!
Ahmet Kabaklı, Av. Fikret Memişoğlu, Nurettin Ardıçoğlu, İshak Sunguroğlu, Niyazi Yıldırım Gençosmanoğlu vesaire bu şehrin, ‘Rol Model İsimleridir…’
“Meydanlar Şiiri…” bütünüyle düşünülürse, ‘tarihi tefekkürdür’
O şiirin ruhaniyetinde, ‘bir milletin sevinçleriyle acılarıyla birlikte hayat serüveni…’
Elâzığ Şehrinin bu nezih meydanına yakışan nedir?
Bu meydana yakışan ne ise onları birlikte, ‘ortak bir akılla…’ hayata geçirelim.
Gayemiz nedir? Şu kadim şehirde, “Milli Şuuru Uyanık Tutalım!”
Elâzığ Şehrinin bağrından çıkardığı, “Harput’un Şehriyarı…” Esat Kabaklı’yı davet edelim! Şu meydanda o gür ve tok sesiyle bizlere/ bir bakıma sazın tellerine dokunarak, o güzelim eseri icra esinler… Bizim, “Kent Kültürümüzde…” Meydanlar önemli yer alır.
Meydanlarda, ‘bir kültür, bir aksiyon, bir yürüyüş…’ görürsünüz.
Meydanlar, ‘durgun değildir’ Sürekli bir akıcılığı vardır…
Bayrak Şairimiz Arif Nihat Asya; “Alparslan” şiirinde bizlere tarihi yaştırlar;
“Torunlarım dört yana, kol kol gitsin;
Malazgirt’ten İstanbul’a yol gitsin!
Gelip sana çarpan gücü, yavaştan
Anlamazsa, haritadan sil, gitsin!
Şehitlerim Allah’a al al, gitsin,
Yaralıma su veren bal gitsin!”
BİLGELER YOLU…
Malatya İnönü Üniversitesi’ne gittiniz mi?
Orada en fazla dikkatimizi çeken, “Bilgeler Yolu…” olmuştur.
Elâzığ Cumhuriyet Meydanında/ veya Elâzığ Kültür Park’ta;
Bu aziz ve kadim Şehre, “Bilgeler Yolu…” yakışır.
,O yol güzergâhında; “Orhun Kitabeleri, Hoca Ahmet Yesevi, Mevlana, Hacı Bektaşi Veli, Yunus Emre, Âşık Veysel vesaire önemli şahsiyetler/ taşa yazılan sözleriyle yer alıyorlar.”
Dünden bugünlere, ‘tekliflerle…’ geldim.
İnşallah bu tekliflerimiz kabul görür
Selam ve muhabbetle
Dr Hüsamettin KAYA MUSİKİ MÜZESİ...
Elâzığ Şehrimiz gerçekten vefalı bir şehir 01 Temmuz 2026 Çarşamba Günü, TRT GAP Diyarbakır Radyosunda Hayatın İçinden Programında, Elâzığ Şehrinde; Mahalle, Sokak, Bulvar, Park, Okul, Müzeler, Salonlar vs. yerlere bu şehirde hizmet erbabı ve de kamu vicdanında derin izler bırakan şahsiyetlere verildiğini belirtmiştim.
Dr. Hüsamettin Kaya, bizim kadim dostumuz, meslektaşımız, şehrin kültür-Sanat-Folklor ve Musikisine hizmetleri olan “”Bilim İnsanımız!” Kendilerini rahmetle anıyoruz. Musiki Müzesi’nin isminin bu güzel insana verilmesini takdirle karşılıyor. Belediye Başkanımız Şahin Şerifoğullarına ve emeği geçenlere de tebriklerimi belirtmek isterim... Hayırlı olsun