Bed­ret­tin Ke­leş­te­mur

Hey gidi eski yıllar

Bed­ret­tin Ke­leş­te­mur

Diyanet İşleri Eski Başkanı Ali Erbaş’ı dinlediniz mi?
Ortaöğretim kurumlarında, öğrencilerin ilgi ve yeteneklerine göre,
‘seçmeli dersler’ belirleniyor. Bu dersler arasında, “Kur’an-ı Kerim,
Tefsir ve Bilgisayar (Bilgi ve İletişim Teknolojisi) dersleri,  MEB
müfredatlarında yer alıyor.”

Ali Erbaş Beyefendi büyük bir üzüntü içerisinde, “Diyanetin tüm
imkânlarına rağmen Kur’an’ı Kerim ve Siyer gibi derslerin tercih
edilmesi yüzde 30’lardan, yüzde 5’lere düşmüş!”
Çocukluk yıllarımızı hatırlıyorum... “Her ev içerisinde üç nesil bir
arada yaşıyordu...” Maziden Atiye çok güçlü köprüler vardı. Dedemiz,
Ninemiz, bir nev’i ailenin/ veya özellikle de çocukların muallimiydi.
İlk dini eğitimi, “ninelerimiz ve dedelerimiz veriyorlardı!” Sadece
dini eğitimi mi? İlk ninnilerimizi, masallarımızı, manilerimizi,
söyleyişlerimizi onlardan öğrendik... Her duanın öğrenilmesinde/
ezberlenmesinde, ‘aile büyüklerimizin teşvikleri vardı’ Evimizin en
yakınındaki, camiye/ veya mescide gitmek, müezzinlik yapmak, büyük bir
gururla saf tutmak... Anne ve Babalar rol modeldiler.
Nereden nerelere geldik efendim! Geniş ailelerden, ‘çekirdek
ailelere...’ Dün daha mutlu, daha huzurlu, hayata daha güvenle
bakıyorduk. Ama günümüzde, o kadar büyük imkânlara rağmen uzlaşmaz
ortamlara geldik! Gün geldi, okullara seçmeli dersler konuldu!
Kur’an-ı Kerim, Tefsir Eğitimi... Öğrencilerimiz, tercihlerinde “Bilgi
ve İletişim Teknolojilerini...” ağırlıklı olarak tercih ettiler.
Oldukça düşündürücü?
Günümüzde, 5 milyon 300 bin insan bir hanede tek başına yaşayabiliyor.
Başta, ‘ahde vefa, sıla-i rahim, paylaşma, üleşme gibi kavramlar
neredeyse terk edildi...’ Aynı apartman katında oturan aileleler
arasında, ‘komşuluk ilişkileri kopmuş gibi...’ Geçmişin sohbet kültürü
o kadar yaygındı ki, o kültür geleceğe ‘adam gibi adam hazırlıyordu!”
Bizim yıllarımızda, kahvehaneler, ‘kıraathane’ bilinirdi!
Şimdi, kafeler... Değiştik ama ‘milli ve manevi değerlerden bihaber
olma...’ gibi bir tehlikenin eşiğindeyiz... Çok düşünmeliyiz...
Allah’ın Resulü (sav.) buyuruyorlar; “Benim ahlakım güzel ahlaktır!” O
ahlak, “Kur’an ahlakı...”

Bir asır öncesinde, Harput’ta medfûn İmam Efendi Haz. soruyorlar,
“Terörün sebebi nedir?” Cevap veriyorlar, “Kâmil insanların azlığı!”
Bütün gayretimiz, idealimiz, “ilmiyle amel eden kâmil insanları/ veya
yüksek ahlak sahibi erdemli insanları yetiştirmektir!”
Bir türkü vardır, beni asıl etkileyen de sözleridir;
“Bilemedim kıymetini kadrini/ Hata benim günah benim suç benim/ Elim
ile içtim derdin zehrini/ Hata benim günah benim suç benim!”
Sabır, sükût, samimiyet, sebat, ihlas ve bütün erdemli kavramlar...
Her birini lütfen kalbinize koyunuz ve okuyunuz! Ne kadarına
sahipsiniz?

İnşirah Suresini birlikte, tefekkür ederek okuyalım; “Senin kalbini
açık genişletmedik mi? Belini büken yükünü üzerinden kaldırmadık mı?
Ve senin şanını yüceltmedik mi? Demek ki, zorlukla beraber bir
kolaylık vardır. Doğrusu her güçlünün yanında bir kolaylık var. O
halde önemli bir işi bitirince hemen diğerine koyul. Ve yalnız Rabbine
yönel.”
Allah’dan, günümüzü, günlerimizi aydınlık eylesin. Huzur ve güven
rüzgârları ülkemin dört bir yanında essin. (âmin)
**
TDV (Türk Diyanet Vakfı) 2026 Yılı Kurban Bedellerini açıkladı.
Garibimize giden nedir biliyor musunuz?
“Yurt İçi Kurban Bedelleri 18 bin Lira... Yurt Dışı Kurban Bedelleri
ise sadece, “7 bin Lira...
7.000 Lirayı geliniz, 2,5 ile çarpınız; 17.500 lira...”
Yurt dışında aldığınız bir kurbanı, yurt içinde 2,5 katına ancak
alabiliyorsunuz?
Türkiye, coğrafi konum itibariyle hem ziraata ve hemde hayvancılığa
suyuyla, toprağıyla, havasıyla elverişli bir ülkedir. Gel görelim bir
şeyler yanlış gidiyor efendim?
İnsanımız, ‘kurban kesmek istiyor’ Kurban Bayramını doyasıya yaşamak
istiyor. Ama gel görelim, ekonomik göstergeler... Türk Diyanet Vakfı,
“Yurt içerisinde kurban fiyatları için 18 bin lira diyor!” Artık,
Türkiye gerçeğinde Kurban taban fiyatlarını, “18 bin liranın üzerinde
düşünelim!”
Gerçekten hüzünleniyorum? Bu bizim ortak derdimiz, yaramız,
kederimizdir. Mutlaka, çözüm yolları üzerinde siyaset yürütmeliyiz...
**
Türkiye’nin, reel ekonominin, istikrarlı büyümenin, refahın geniş
kitlelere dağıtılmasının önünde en büyük engel olarak, “yüksek
enflasyon” ve de “faiz politikalarını!” görmekteyim. Bu politikaların,
‘sosyal, kültürel ve ahlaki bir yanı da yoktur’
Allah Resulü (sav.) buyuruyorlar, “fakirlik neredeyse küfür olacaktı!”
Aman Allah’ım! Faize, şahsen; “bir belâ, bir musibet, bir felaket!”
diye yorumlarım. İnancımız, “faiz, rızkı azaltır!” Bereketi yok eder.
Sosyal barışı tehdit eder. Toplumda, kötülüklerin yayılmasına da
vesile olur. İnsanımızın, gün gelir direncini kırar... Sağlıklı,
esenlikli huzurlu, güvenli toplum istemek her birimizin temel arzusu!
Bu arzularımızı nasıl ve ne şekilde inşa edeceğiz sorusu üzerinde
birlikte duralım.
**
Bugün sizlere GAZZE için yazdığımız şiirimizi paylaşalım;
Gazze, dünyanın gündeminde,
Mazlum yürekler GAZZE der...
Gönüllerin, serencamında,
Nihai akıbet, GAZZE der...

“Bir ölür, bin diriliriz!”
Hak yolunda, duruluruz,
Mazlumdan yana soruluruz,
Yürek kokusu, GAZZE der

Kötürüm bir kapı açmadı
Kahpe kurşunlarla düşmedi!
Ülkesini terk edip kaçmadı
Canlar, bir ağızdan; GAZZE der.

Gazze'de, ‘erdemli insanlar’
Tevhit boyalı lisanlar!
Akıl, idrak, izanlar...
Bir şuur halinde, GAZZE der
 

Yazarın Diğer Yazıları