5 Yıl aradan sonra büyük bir hasretle yolunu beklediğimiz;
Türk Dünyasının Edebi Sofrasına; Kazakistan’dan, Kırgızistan’dan, Doğu Türkistan’dan, Azerbaycan’dan, Kosova’dan, KKTC’den, Irak Kerkük’ten, Türkiye’mden, Türk Dünyasının vuslat Şehri Elazığ’dan “ak yüzlü, bilge sözlü, kartal bakışlı, civan duruşlu; aynı gövdenin baharında çiçek açmış, cümlesine meyve vermiş dalları kanat gerecek bizlere şiirin, sanatın edebiyatın can dostlar… ” Hoş geldiniz, sefalar getirdiniz…
Edebiyatımızın Aksaçlısı, Bilge İnsan Sadık Kemal Tural Hocamıza ithaf ettiğimiz Şiirden;
“Şiir olmasa dünya çöl olurdu”
Hikmet yıkamasa gök kül olurdu
Şiir aşktan doğar ruhu yükseltir
Aşktan uzaklaşsa arz zül olurdu
Şiir bizim kültürümüzde Ahmet Yesevi’den süzülerek gelen bir ses nehri, söz nehridir;
Resul’ün hırkasını taşır şair…
“Şiirde hikmet gibidir” der, Resul
Anladım, “sanat Allah’ı aramakmış…”
Bildim dünya “çelik çomak işimiş…”
Şiir, ‘dua gibi süzülür gönlümden…’
Hikmet pınarı gibi kaynar özümden
İlham kaynağı gibi taşar özümden
Ona Bab-ı Âli’de, “Fethi Ağabey…” derlerdi.
O bir neslin, gençlerin rehberiydi… Bu vakıf insan marifetiyle 10 binin üzerinde Üniversite Öğrencisine burs verilecekti… “Türkiye’nin Muhtarıydı…”
8. Hazar Şiir Akşamları 13-15 Haziran 2000 Yılında Fethi Gemuhluoğlu Anısına yapılacaktı…
Rahmetli Fethi Gemuhluoğlu’na ithaf ettiğimiz şiirden;
BÜTÜN ÇIĞLIKLARIN YURDUYUM
Ben hakir,
Ben kimsesiz,
Bütün çığlıkların yurduyum!
Ben sabi,
Ben sefil,
Ben derbeder,
Bütün divanelerin yurduyum!
Ben masum,
Ben mağdur,
Ben çilekeş,
Bütün viranelerin yurduyum!
Ben kırık,
Ben dökük,
Ben yıkık,
Bütün gönüllerin yurduyum!
Bir gönül yapmaya
Geldim!
‘Bin ah! ’ İşittim
Ben ‘binlerin Ahı’yla,
Taht kuranların
Masumların yurduyum
SEYREYLE AŞK NRHRİNİ
Seyreyle, aşk nehrini
Bozkırlara, can verir
Hayreyle, mar zehrini
Dertlere, derman verir
Sabreyle, dünya kahrını
Deryası, mercan verir
Azmeyle, Belkıs şehrini
Mührünü, Süleyman verir
Keşfeyle, Gönül fahrini
Fermanı, burhan verir
Şükreyle, emanet mihrini
Ecrini, Rahman verir
EY TEFEKKÜR DÜNYAM!
Hey koca Asya,
Ey, Tefekkür dünyam!
70 yıl,
Seni benden ayırdı
Kızıl bir istibdat!
Sen ki, Türklüğe mahşerdin!
Sen ki, İslam’a, nuruna rağbet
Medine’nin yolunda,
Ayak türabıydın!
Uluğ Türkistan semaları,
Işıl ışıl nur halkalarında,
Nasıl kaynardı!
Buhara, İslam’ın ‘Hadis’ şehri,
Kaşgar, Türklüğün ‘Divan’ şehriydi!
Veliler ordusu,
Yürürdü, konak konak!
Ahmet Yesevi ’den,
Şahı Nakşibendi’ye!
Farabi’den İbni Sina’ya!
İlimlerin zirvesinde,
Bir bahtlı coğrafya!
70 yıl,
Kâh Musa’nın çilesini!
Kâh Yusuf’un sabrını!
Okur gibi oldum...
Bir büyük talim,
Bir büyük terbiyeden geçti,
Koca Türkistan!
Ey Horasan Erenleri,
Ey Alperen ruhlu dervişler,
Tefekkür vaktidir bugün...
KERBELA
On Ekim altı yüz seksen tarihi
Zifiri karanlığın çöktüğü gün
Dünyanın bozulan, 'eksen tarihi'
Muhammed'i kanını 'döktüğü' gün
Kırık kalplerle hep ansan tarihi
Güneşi menzilinden söktüğü gün
Asrın insafına çeksen tarihi
Şehadetin göğsüme aktığı gün
HADİS, Resülullah (sav) şair Hassan İbnu Sabit (ra) için mescide hususi bir minber koymuştu. Hassan, orada kurulup mufâhara yapar veya Resülullah (sav)`ın hasımlarına karşı müdafaa ederdi. Aleyhissalatu vesselam: "Allah (cc) Hassan`ı Resülullah’ı müdafaa ettiği veya onun adına mufâhara yaptığı müddetçe Rühu`l-Kudüs takviye etmektedir" derdi.
HADİS: Resülullah (sav), Kureyza günü, (şairi) Hassan İbnu Sabit`e: "Müşrikleri hicvet, zira Cebrail seninle beraberdir!" dedi.
Hassan b. Sabit (ra)
‘Ashâbımın silâhla harb ettiği gibi sen de dil ile harb et!’
Abdullah b. Revâhâ (ra)
‘Onun sözleri, Kureyş müşriklerine ok yağdırmaktan daha tesirli...’