Hadsizler, bizleri yorgun düşürdü
Tarihe, ecdada iftiralarla,
Mefkûrelerine dargın düşürdü
Hastalıklara müptela düşürdü
Torağı kavuran rüzgârlar esti
Yürekleri hayata solgun esti
VATAN ATA OCAGI
Vatan, ata ocağı, doğduğum yer
Gerekirse, uğrunda öldüğüm yer
Tarihi, efsaneler yazdığım yer
Köklü mazim, sen de intizarım
EY VATAN
Ey vatan, seni sevmek ibadettir
Senin uğrunda ölmek şehadettir
Seni imar, en kutlu bir adettir
Toprağın, suyun, havan nimetten
DEPREN PARALARI ÜZERİNE
Deprem parası üzerinde,
Bu ne garip, ne sinsi oyunlar
Kayıtları silinmiş defterinde?
Yosun bağlamış nice sorunlar
Umutlarını çalarmış tosunlar
SOFRA KURULUR
Sofra kurulur, nimete Bismillah
Takva üzere, edebe Bismillah
Hane ortamı, birliğe Bismillah
Söze, sohbete, kelâma Bismillah
DAMARIMDA AKAN
Damarımda akan kanda heyecan
Niyetle amelin kantarı ey can
Sükûtun can alıcı damarında,
Sabırla hayata tutunan mercan
Mercan, hurma ve rüya okulunda, at!
Kâinatı bizlere resmeden fırsat
ON BES TEMMUZ
On beş Temmuz'u tarihler nasıl anlatır?
Milletin kıyamı, yeri göğü inletir
Masumun kalp atışlarını dinletir
Kars’tan, Edirne'ye; meydanlar milletin
Meydan savaşlarında, zaferi anlatır
MİLETİMİN FERASETİ
Milletin ferasetine hayranım
Kaderini paylaştığım her anım
Esaretin üstüne balyoz gibi
Cesaretin hamlesine hayranım
O hamlelerde meydan okumalar
Tarihin seyrine dokunmalar
Görmedim asla yakınmalar
Sağduyu çağrılarına hayranım
ANADOLU’DA...
Anadolu'da, fırtına hiç dinmedi
Rüzgâr kâh batı, kâh doğudan esti
Korkuda, dehşette yere inmedi
Kimbilir yolumuzu kaç tufan kesti
BAYRAĞA
Dalgalandıkça, ne keder, ne hüzün
Rüzgârlarda daha ışıldar yüzün
Her göndere çekildikçe gökyüzün,
Hürriyetin ufkunda daha mavi
Gözlerine aşina daha sonsuz,
Ruhunu incitmeden daha kavi
Kızıllığında kanım, hürriyetim
İHANET
İhanet, zehire müptelâ olmuş
Belanın içinde hamuru katık
Gözleri kör, kulağı sağır olmuş
Gaflet mi, sinirleri bozan atık
Uğrularla simsiyah bulut olmuş
Olmaz, bu milletin güneşi batık
Kıyama kalkan irade, zafer olmuş
DERT İLE
Dert ile kavrula kavrula geldik
Harmanım, savrula savrula geldik
Pusular, devrile devrile geldik
Garibim dünya, dönen bir tekerlek
Bu millette, Muhammedi duruş, erlik
Serdengeçti gönlüyle dolu dolu...
Nice badirelerden geçerek geldik
KULAĞIMDA EZAN SESİ
Kulağımda ezan sesi hiç susmasın
Vicdanım, göğsümde hiç daralmasın
Fikrim, zikrim nazarında küsmesin
Ben hür doğdum, hür yaşamak isterim
Vatanım! İşte alnım, işte terim
Şehitoğlu, toprağını öperim.
KALDIRIMLAR
Kaldırımlar kâh sabrım, kâh sükûtum
Her adım, hudut tanımaz umudum
Rüzgârlara gönül seren bulutum
Yürürüm, kaldırımlar gelir, peşinden
Biraz hava, su, göznuru aşından
Beslenirim, ta ruhundaki sesinden
ŞEHİRDE...
Şehirde gürültü, ense kökünde
Zarif insan, künde üstüne künde
Kalabalıklar, dizboyu akında
Fikrim, koskoca bir şehrin yükünde
Nasıl kaldırır, çetin hamallığı?
Zihnimde morluğu, düşer allığı!
YAMUR SONRASI
Yağmur sonrası, toprağın kokusu
Serin edayla buğulanır göğsüme
Bir yayla türküsünün korosu
Bir nazende seda düşer düşüme
“15 TEMMUZ RUHU!”
“15 Temmuz Ruhu…”
İşte O ruh, “Çanakkale Ruhudur!”
İşte O ruh, “milleti, millet yapan…” bir ruhtur.
Aman ha! O ruhu kaybetmeyelim…
O ruhla birlikte yaşayalım!
Yahya Kemal’in, bu millete armağan ettiği şiirde;
“Tâ ki yükselsin ezanlarla müeyyed namın
Galip et, çünkü bu son ordusudur İslâm’ın.”
Akif’in vecd ile yazdığı şiirinde;
“Ne büyüksün ki kanın kurtarıyor tevhidi
Bedrin aslanları bu kadar şanlı idi”
Şiir için bizler, “nutk-u ilahi…” diyoruz.
Şuna inanıyorum ki, o seçilmiş; “ilahi filitreden…” geçilmiş mısralar,
“ilham kaynağını…” Yüce Yaratan’dan alıyor.
Kur’an buyuruyor; Öyle ya, kim Allah’a ve Peygambere itaat ederse,
İşte onlar Allah’ın kendilerine nimet sunduğu Peygamberler,
Sıddıklar, Şehitler ve Salihlerle beraberdirler.
Bunlar ise ne güzel arkadaşlardır.” (Nisa, 69)
Anadolu Coğrafyası, hala günümüzde de, “İslâm’ın Son Kalesidir!”
Gönül Coğrafyamın bütün nazarları bu coğrafya üzerindedir.
Sevgimiz, muhabbetimiz sadece, “Allah Rızası İçin…” olacaktır!
İnancımız, “Birlikte Rahmet; Ayrılıkta Azap Var!” buyuruyor.
Bir olmak, “İri Olmak, Diri Olmaktır…”
Öyle bir tefekkürle tarihi içinize sindirerek okuyun ki;
“Bedir’den Malazgirt’e geldik…
Malazgirt’ten (1071) asırlara yelken açtık!
Bir Çağ açıp, bir Çağ kapatan Fatih ne diyor;
“İmtisâl-i “cih’ad-ı fillâh” oluptur niyyetim
Dîn-i İslâmın mücerred gayretidir gayretim”
Bin yılı aşan, “o gayret ve hayret!”
Bu milleti, “Çanakkale’ye…” getirdi!
“Kıyama kalktı!” ilahi vecdi, orada tattı…
İşte, inşallah o ruhun dirilişindeyiz, “Diriliş!” 21. Asrında özlemidir…
DARBENİN FATURASI!
15 Temmuz Darbesinin bu ülkeye faturası ne kadardı?
Dönemin Bakanı, Bülent Tüfenkçi, “Türk Ekonomisine…” faturasının; “300 milyar lira…” olduğunu açıkladılar… Bu rakamın daha da artabileceğini belirttiler!
Peki, “kişi başına düşen…” rakam ne kadar? “3 bin 850 lira…” Bunun anlamı ne demektir?
Bu milletin, “hürriyetine…” “Geleceğine, ilmine, irfanına, marifetine…” kastettiğiniz gibi,
“Ekmeğine de…” kastettiniz.
Sadece o kadar mı? “sivil hayata da…” hür düşünce ve iradeye de kastettiniz. Bu milletin, “güvenilir!” olan inancına da kastettiniz. O kadar büyük bir tahribat meydana getirdiniz ki?
Bir şiirimizde ne diyoruz?
“Uçun uçun dalgalar; köpükten alevlerle
Yüklenin buzdağına, kâinat üşümekte!”
Bu millete bundan tam on yıl önce, Temmuz sıcağında, “zemheriyi…” yaşattılar. Tek reçete, tek çıkış yolumuz, milletçe tek kurtuluşumuz; “Hepiniz birden Allah’ın ipine sımsıkı sarılın, sakın ayrılıp bölünmeyin. Allah’ın üzerinizdeki nimetini anın; Hani bir zamanlar birbirinize düşmandınız, Kalpleriniz arasını uzlaştırdı da, O’nun bu nimeti sayesinde kardeş oldunuz. Ateşten bir çukur kenarına geldiniz de, Allah sizi ondan kurtardı. Doğru yolda yürüyesiniz diye Allah size böylece ayetlerini açıklar” (Ali İmran, 103)
780 bin km2 Vatan Coğrafyasında; 86 milyon insanımız; “İslam Ahlak ve Faziletiyle!” bir araya gelecek! Bir araya gelmekle mükellefiz…