Türkiye’nin sınır komşularıyla, ‘güvenli ve istikrarlı politikaları…’ neydi?
“Yurt ’ta Sulh, Cihanda Sulh!”
Abdülhak Molla bir şiirinde şöyle seslenirler;
Bu mesel ile bulur cümle düvel fevz-ü felâh
Hazır ol cenge eğer ister isen sulh-ü salâh”
Tarihi bir dönüşümü gözlemliyoruz.
O dönüşüme bir isim vermek gerekirse, “güvenli ve istikrarlı barış!” diyebilirim.
Şöyle düşünelim, “Orta Doğu Kavramının…” mucidi İngilizler.
19. yy’dan itibaren bu kavram kullanılmaya başlanıyor.
Sömürgeci bir zihniyetle bu kavramlarla coğrafyaya dokunuyorlar!
İngilizler, Hindistan ve Çin ülkelerine, ‘Uzakdoğu’
Osmanlı ülkelerine, ‘Yakındoğu’
Yaşadığımız bu bölgeye de, ‘Ortadoğu’ adını vermişlerdir!
Dünyanın toplam yüzölçümü, ‘510 milyon km2’
Bu yüzölçümün 4/3’ünü denizler oluşturuyor, ‘361 milyon km2’
Ve kara kıtalar, dünya arzının 4/1’ini yani ‘149 milyon km2’
149 milyon km2’nin ise 5/4’ü aşırı sıcak ve soğuk bölgelerden oluşuyor, ‘120 milyon km2’
İnsanlık nüfusunun yoğunlaştığı, ’30 milyon km2’ ki bunlar arasında;
ABD, Avrupa, Ortadoğu, Yakın ve Uzakdoğu sayılabilir…
Dünya arzına şöyle bir baktığımızda,
Ortadoğu Bölgesinin Kuzey Yarısının mümbit topraklardan oluştuğunu görüyoruz…
Güney yarısı, tamamen petrol havzasıdır…
Dünya Petrollerinin yüzde 70’leri buradadır…
Ve dolayısıyla, Ortadoğu ‘dünyanın çarpan kalbi’ gibidir!
Başta İngilizler olmak üzere, Ortadoğu batının bulduğu bir kavram olduğu kadar,
Son bir asrın kuşatma altına aldığı bir coğrafyadır…
Bu coğrafyada küresel komplo senaryoların geliştirildiğini özellikle söylemek isteriz…
18 ülkeden oluşan Ortadoğu ülkelerinin toplam yüzölçümü, ‘5.178 bin km2’dir.
Bu tanıma göre Orta Doğu ülkeleri;
Türkiye, Suriye, Irak, Katar, Kıbrıs, Ürdün, İsrail,
Lübnan, İran, Filistin, Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri,
Umman, Kuveyt, Bahreyn, Yemen ve Mısır'dır.
ABD, Ortadoğu Bölgesinin sınırlarını, Kuzeybatı Afrika Kıyılarından başlatır
Ve Pakistan’a kadar geniş bir interland alanının içerisine taşır!
Tabiatıyla bütün bu coğrafyada var olan, gözleri kamaştıran yer altı kaynaklarıdır…
Bunlar arasında; Petrol, Uranyum, Doğal Gaz önemli yer tutar…
Tarihi İngiliz politikası burada ‘şer ittifakını’ kuracaktı…
Türk’ün manevi iklimine asıl fesat tohumlarını atmak için Lawrensleri yetiştirecekti!
Müslüman Türk’e, ‘emperyalist…’ diyebilecek kadar ileriye gidebilecek,
Bu coğrafyada kendi içimizde, ‘haysiyetsiz bir kimlik’ ortaya çıkaracaklardı!
Kirlenmişliğin bu kadarı olur muydu? Son bir asır, bu millete neleri yaşatacaktı!
Tarihte, 16. ve 17. yy Türk Asrı olarak isimlendirilir…
Hoşgörünün, adaletin, eşitliğin, insanı yücelten bir anlayışın,
Türk’ün hâkim olduğu coğrafyada, ‘huzuru çimlendirdiğini’ tarih bizlere anlatıyor!
Türk dilinin ve Türkçe’nin zarafeti, inceliği, sadeliği;
Coğrafyanın içinde dolaşan kan damarlarına kadar aksettiğini görüyoruz…
İngilizce, ‘güneş batmayan coğrafyasında…’ sömürge dili olarak algılanmıştır!
Buradaki tasnifi tarihçilerin çok iyi yapmaları gerekiyor…
Türklerin tarihte kurduğu dört büyük İmparatorluktan biri olan,
Selçuklu Devletinin 12 milyon km2’yi bulan sınırları Batı’da;
Eğe ve Akdeniz Sahillerine, Kuzey’de; Aral Gölü, Hazar Denizi, Kafkasya, Karadeniz’e,
Güney’de; Arabistan dâhil Umman Denizine kadar uzanıyordu…
“Selçuklu devletlerinin 12 milyon kilometrekarelik coğrafya üzerinde,
300 yıl hüküm sürmüştür.
Bugün, günümüzde Selçuklu devletlerinin hüküm sürdüğü coğrafya üzerinde,
İrili ufaklı 28 ülke bulunmaktadır.
Bu devletlerin her birinde Selçuklu döneminden önemli izler taşır.
Maveraünnehir ve Mezopotamya’yı içerisine alan,
Bir büyük İlim, Kültür, Sanat ve Medeniyet Coğrafyası…
Harezm, Horasan, İran, Irak, Suriye, Anadolu bu coğrafyanın sınırları içerisindedir…
Bir büyük Medeniyet Coğrafyası…
Osmanlı ne yapıyor; Üç kıtayı birbirine yaklaştırıyor!
Bugün Osmanlı Coğrafyası üzerinden, 70’in üzerinde ‘devlet doğuyor…’
Bir büyük sır vardır, Maveraünnehir…
Anadolu’yu mayalayan Türkistan’ın gönlü oradadır!
O sırrı taşıyan fatihler, fakihler, hikmet sahibi âlimlerdir…
Yazar ne diyor; “ Nehir, yetkin insanın simgesidir.
Geçtiği toprakları bereketlendiren, Dicle, Fırat ve Nil,
Dünyanın kalbi olan Kâbe'nin çevresindeki kozmik dairede dolaşır.
Biri Horasan, diğeri Elazığ'dan doğar ama kaynağı cennettir.
Cennet, hakikattir. Hakikat hikmettir. Hikmet huzurdur.
Huzur ise ancak O’na katılmakla olur.
Biri, Ceyhun diğeri Seyhun. Biri Arapça, diğeri Farsça öteki Türkçe ’dir.
Biri, Buhari, diğeri Hemedani, öteki bu toprakların bilgesidir.”
Anadolu’ya bilgelik yağmuru Maveraünnehir Sancağından akıyordu…
O sancak, Horasan Erenlerinin ellerinde bir büyük nehir olacak Ve deryalara doğru şiddetle akacaktı!
Uhut Dağı, bir ahitname olacaktı… Bir kutlu neslin elinde yürüyecekti…
Yesevi’de, Türkistan ve Hikmet Deryası billurlaşacaktı…
Damlalar, Somuncu Baba’dan, Hacı Bektaşi Veliden,
Nice erenlerin alınlarından süzülecekti…
O damarlar Taşkent’te, Buhara’da, Semerkant’ta, Fergana’da,
Bizlere arzın yüreğini çağrıştıracaktı!
Ortadoğu Kavramı, üzerinde titreyeceğimiz bir kavram…
O kavramla birlikte, ‘gönül coğrafyamız’ hafızalara gelecektir.
O coğrafyanın manevi kökleri, şefkat damarlarıyla Anadolu’dur…
Genel bir çerçeve içerisinde değerlendirecek olursak,
Türkiye gönül coğrafyasına yöneliyor!
Yüzünü tekrar güneşin doğduğu yerlere çeviriyor!
Birlikte, beraber, ilkeli bir şekilde, “güvenli barışa yürüyelim!” diyor.
Dün ne yapmışlardı, “coğrafyayı cetvelle çizmişler…”
Kendi içerisinde, ‘bölük pörçük etmişlerdi…’
İnşallah, Orta Doğu’da, ‘gözyaşlarını silecek…’
Tarihi birlikteliğini/ ahengini tekrar yaşamak için, ‘gayret sarf edecek’
Selam ve Muhabbetle