Bed­ret­tin Ke­leş­te­mur

Gününüz Aydınlık Ola

Bed­ret­tin Ke­leş­te­mur

Sabah ola, hayrola
Şerler bizden def ola!
Hayırla, ihlas saf ola
Tevbeyle, günah affola
Hayat; Elif, Lâm, Mim Ola!
Bu dünya da verdik mola
Sapmadık sağa, sola
Hayat iksiri yola
Gününüz aydınlık ola!

BEN EYLÜL’ÜM

Ben Eylül’üm, Eylül nakışlıyım!
“On dört Eylül” belki, hüzün bakışlıyım
Yüzümü saklamam, dolunaylıyım!
Başak burcunda, hilal kavisliyim
Dünya garip bize, ‘emanet yurdu’
Bu dünyanın, ‘ne yazı, ne kışıyım’
Eylül’üm, mevsimlerin son bereketi
Garip bir yolcunun şu âlemde durağı

DOĞU TÜRKİSTAN'A

Türk güneşinin doğduğu yerlerde
Kızıl kıyametler kopar, bilir misin?
Milletimin, ‘devlet olduğu’ yerlerde;
Çin zulmü canlar alır, bilir misin?
Gaflet uykuda, ihanet kol gezer;
Zulüm öz yurdunda Türk’ü ezer
Kâbusa dönmüş yaralarım azar,
Geceler hiç tan atmaz bilir misin?
Ezanın nidası yok, bilir misin?

SEVDA İNLERMİŞ!

Harput’un yüzü nereye dönüktür?
Hangi ocak, hangi mekân sönüktür?
Sarıkamış soğuk, Yemen donuktur
Çanakkale asrın zor meydanıdır!
Dil inlermiş, zaman inlermiş, maksat inlermiş!
Sevda inlermiş, ocak inlermiş

DERDİ DEVASI TAŞIR

Zaman mekâna duvak, takva nurlu gecede,
Perde ötesi perde, derdi devası taşır
Edep imandan bir cüz, zikre nişan seccade;
Sema direksiz tavan; taşı, sıvası taşır!
Her canlı bir âlemdir, bin bir çeşni hecede;
Cıvıl cıvıl kaynaşan kuşu, yuvası taşır

TİZ DÜŞSÜN!

Bir söz söyle, gönüllere iz düşsün!
Sevgi dolu nazarlara, giz düşsün!
Kızaran ufuklar, al al açmış;
Yüreklere inen nağme, tiz düşsün

HARPUT SEMASINDAN

Bir hilal gibi Harput semasından,
Mezre’ye düşen ışık dantelisin!
Hazar Baba’da, kıyamda düşlerim,
Yıkanır Hazar’ın mavi göğsünde
Efsunkâr Şehir, idealimsin sen!
Gönül dünyamın, Fırat’ta kaynağı
Türkülerim, Fuzuli diyarından
Yâr elinden aşk kâsesi sunulur
Şairler sofrasına bağrın açar.

SABIR

(Akrostiş Şiir)
Sabır var mı, ‘yüreğinizdeki acıya’
Âlem biliyor, Eyyüb'ün sabrını
Belalara, tahammülün tacı ya!
“İnlerken duyar yaralı tenini”
Rabbine şifa için duacı ya!
“Sabrın sonu selâmet!”
Hayra nişan düşer, alamet.

GÖNÜL MÜHRÜ

Gözü mal, mülkte, servette olanlar
Güz gelmeden, rengi benzi solanlar!
Zamana gönül mührü vuramayan;
Vah ki, saçını, başını yolanlar

SABIR

Sabır, ne menem güçtür anlayana
Ondaki ruhu, sükûtla dinleyene!
Feryadım, içimde bir volkan gibi
Düşer, dağlar üstünden; çağlayana!

DİNLE EY GÖNÜL

Duy beni hakikat, dinle ey gönül!
Kerem et Aslı’na, dön de gel gayri
Hani gül ikram eden dervişlerin?
Ferhat yüreğini al da gel gayri

Toprak ol, kum tanesi gibi dağıl
Bastığın yerleri bil de gel gayri
Atam, ‘OĞUL’ der, şefkat dolu söz;
Söz içre canları bul da gel gayri

 Ömür bir roman gibi geçer hayat!
Hayat iksirini iç de gel gayri
Dert dolabına su ver, edebiyle;
Dönsün, çileyi öğüt de gel gayrı!

SARISI GÜZ KOKAR
Al yanağı eline rengine bak!
Yeşili bahar, sarısı güz kokar
Üşüyen güneşi dalından kopar
Yıldızlarla birlikte, göğsüne tak

Yazarın Diğer Yazıları