Bed­ret­tin Ke­leş­te­mur

Gönülden Damlayanlar

Bed­ret­tin Ke­leş­te­mur

CUMA SABAHI
                       (Akrostiş Şiir)
Cem eder gönüller, Cuma Sabahı
Uzanır güne, feyz-i ikramıyla
Minberden mihraba taşınır sükût
Âlemi rabıta eder şu gönül
Selâm günün vaktine, selâmete…
Asırların edep yürüyüşüne…
Birlik şuurunda, saf tutanlara…
Arifler, Sıddıklar, Şehitlerle bir…
Hür olmanın edep izzet menzilinde
İhlasla kıyamda durmanın hazzı…
(11 Şubat 2022 Cuma)

GÜZEL SÖZ
Güzel söz, meyve veren ağaç gibi
İyilik bahçesini arar gönlüm
Kâmil insan âleme bağış gibi
Söz ehli, hikmet ehli arar gönlüm

GÖK MAVİSİ
Şubat’ın on ikisi, bahar kokusu
Ulu Dağlar, beyaz elbise giymiş
Gök mavisinde sonsuzluk yolcusu
Tatlı bir esinti, huzura doymuş!

İLİM HAKKI BİLMEKTİR
Söyleriz sözümüzü, halk içinde
Edeple, ‘bilgeler yolu’ içinde
Moralle, adaletle yürünmeli
Sevdamız, ‘birlik şuuru’ içinde
İlim; Halkı, Hakkı, Ölçüyü bilmek!
Bir büyük, ‘dava ruhu’ içinde

KEDERLE YAS
Gün olmuyor ki, ‘musalla taşının başında’
Yaşlı gözlerle birlikte, saf tutmayalım!
Ecel vakti, demez; ‘genç-yaşlı, kaç yaşında’
Ulu’l Emre gelin, ‘kederle yas tutmayalım’

GECENİN YARISI
Gecenin yarısı, sessizlik sarmış!
Issız bir vaktin girdabında yüzer
Kulaç atar, idrakim karanlığa;
Karanlıklar; yorgan vermiş, düş vermiş
Heyhat, melalim karanlığı süzer

FERHATLAR
Uluova, Kuzova ukdemizde!
Toprak suya kansın, dört gözle bekler
Naçar, Ferhatlar yok ki sevdamızda
Sevdasız yürek, ‘feryadı yasaklar’

HER İNSAN
“Her insan bir âlem” âlemde gezin
Kâinatın özü insan, gizemi;
Deryada katre olduğunu sezin
Mutlak bir ahenk, ilahi nizamı…

ÇALINIR DERDİM
Fırat kenarında, sükûta erdim
Binlerce yılı, zamana serdim
Tarih konuşsun, dile gelsin dedim
Sazın tellerinde çalınır derdim
“Dünya bir oyun, eğlence” kedermiş,
Oyun bitmez, ‘ölüm yolunu kesermiş’

ÖLÜM
Ölüm, bir göz açıp kapama kadar
O kadar yakın, bir adım ötesi…
Üç gün, ‘bir ömür hikâyesi’ kadar,
Geçmiş yıllarım, bir adım ötesi…

SAKINIR KENDİNİ
(Rüstem Septioğlu’na Akrostiş Şiir)
Riyadan uzak, sakınır kendini
Ufuktan ufka, gezinir yüreği
Sabırdan ilmek, dokunur hayata
“Taş yerinde ağır” taşınır kelâm
“Elazığ Şehriyle bilinir adı…”
Mahzun yüzünde okunur sevda

NİFAK
 Nifak, niza; birer fitne oyunu
Ebu Cehiller gezer aramızda
Görmeli, ikiyüzlünün oyunu!
Her dem onlar, kanayan yaramızda

MUSALLA TAŞI
(Hafız Abdulkadir Okur’a)
Musalla taşı bekler yolcusunu,
Ulu emir, “öl deyince öldürür”
Serveti, canı Hakk’a teslim eder
Abd(kul), bilmeli ‘mutlak kadir Allah’
“Lailahe İllallah, Muhammed’in Resülullah”
Lebbeyk; “ dil ile ikrâr, kalp ile tasdik”
Allah’ım affet, Allah’ım affet…
Taş, “taşlar kadar katı kalplerden sakınır”
Aslına rücu edecek kul olmak…
Şeb-i Aruz Günü, bayram toyumuz!
Irmak oluruz, faniden bakiye…

BU NE KİN
Bu ne kin, nefret; bu ne duyarsızlık
Sevgiye muhtacız, şefkate açız
Harami duruşlu, özünde arsızlık
Kulaklarda mel’un bir kavram; ‘taciz’ 

KUL HAKKI
Bilir misin, ‘Devlet Malı’ nedir?
Yetimin, Öksüzün, Kimsesizlerin,
Bir milletin hakkı, hukuku orada…
Devlet Malına dokunan, ‘ateşe dokunur’
Görmez mi gözlerin, ‘kul hakkına’  girer.
Bir büyük vebale girer.


 

Yazarın Diğer Yazıları