Konuşurken sohbetlerimizde, ‘gönül dilimizi’ kullanalım.
O dilde, ‘hüsnü zan’ vardır
O dilde, ‘aklın ve vicdanın koruyucu zırhı’ vardır.
O dilde, ‘Allah korkusu’ vardır.
Nefis diliyle konuşan insanlar sürekli hata yaparlar.
Bu hataları, kendilerini bir başkasına karşı zulme bile götürebilir.
ADALET NEFESİYLE
Hayata yürekten dokun,
Kanayan yaraya değmesin okun!
Merhamet, serin esen rüzgâr gibi
Gönül dalını incitme, dokun!
Şefkat dolu gözlerle nazar et,
Adalet nefesiyle yüreğe dokun
EYLÜL ADI
Eylül adı, hüzün müdür, hasret mi?
Zafer türküsünün adı, nusret mi?
Yürekten kopan sevdaya, hicret mi?
Gülü içinde saklayan sonbahar!
İnleyen nağmenin baharı, seher
Vuslatına vasıl olmaya değer
EYLÜL
Yaprak düştü, sanki bedenim düştü!
Yaprak üşüdü, yüreğim üşüdü
Yaprak sarardı, düşlerim sarardı
Eylül fikrime koştu, zihnime koştu!
İfadem, grup kızıllığında;
Bir yangına döndü, aynaya düştü!
GÖZYAŞI DÖKER
Katar katar hayat çeker, trenler,
Çığlık çığlık ölüm kusar, tiranlar!
Yirmi birinci asır kasırga gibi
Her anı gözyaşı döker, sirenler
BİR DÜŞÜN
Bir düşün, kararın düşmesin yere!
Günah benim, suç benim diye inleme
Sözüne düğüm vur, açmasın yara
Kötü çığır açanları dinleme!
BAHARA VURGUN
Fani’den kaçar şu can, bahara vurgun
Karanlık çığlık çığlığa, şafağa sürgün!
Aydınlık ister gönlüm; güneş dolusu
Suya vurgun efkârım, yüreğim yorgun
ÖZLEDİM
Kürşad’ı, kırk yârenini özledim
Azgın sulara gem vuran yiğitler
Sevgiyi, iman nuruyla közledim!
Yirmi birinci asır, sizi bekler;
Çakmak, çakmak yanan gözler izledim
DUT AĞACI
Yolda, dağda, tepede dut ağacı
Derler bizde, ‘seferberlik ağacı’
Dut, badem ceviz, Anadolu kokar!
Sanki dallarını açmış, duacı…
Tarihim, kültürüm, yeşil elbisem;
Örtünür dağlar, vadiler yol boyu
Tatlı bir esinti, ruhumda desem
YOL ALIR
Harput, efsane şehir Bakü’de…
Musikimle Türk Dünyasına yol alır
Sesim, sözüm, sazım, Titrer yüreğim
Fuzuli’den, Nesimi’den yol alır
Hazar'dan Hazar'a, Elmas Yıldırım
Bir büyük sevda, TURAN’a yol alır
EY ADALET
Ey adalet, ‘güneş gibi ol da gel’
Yüzümüz ağarsın, uhuvvet
Ey Âdem, ‘nefsin tartıya al da gel’
Barışa ağarsın, huzura varsın
Günlerim serin, Ufuk daha derin
Düşlerim ağarsın, murada ersin
İHTİYAR
(Akrostiş Şiir)
İlerlemiş yaş, güngörmüş insan
Halim, Selim, malum; kervanın başı!
Tarih, hafıza, ayaklı kütüphane
İfade, yürek titreten irade
“Yaşını, başını almış” kâmil insan
Ağır aksat yürür gönül alayı
Resimde, ‘vakarla durur ihtiyar’
ŞAFAK VAKTİNİ
Ateşe düştü gözlerim, yüreğim yanar
Hasrete göçtü sözlerim, dermanım kanar
Vuslat, hicranın içinde dönen kelebek,
Şafak vaktini özlerim, sevdamı anar
BİR BEN AĞLIYORUM
Bir ben ağlıyorum, gözlerim yaşlı
Çağlıyorum taşlara çarpa çarpa
Yumuşak huylu sözleri nakışlı,
Sevgiyi işliyorum sere serpe
SOR HELE
Sunguroğlu, Ardıçoğlu, Fikret’i
Sor hele Kabaklı’yı, Yıldırım’ı?
Sularına gem vurulan Fırat’ı…
Sırrıma yoldaş olan kaldırımı,
Gemuhluoğlu efsane bir isim!
Onda nüfuz edecek, nesl-i Asım!
Dede Nüzhet’tir, gönlümdeki isim
İstiklal Harbi, milletin sırat’ı