Yıllar önce kaleme aldığımız bir yazımızı sadece birkaç rötuşla
sizlerle paylaşmak istiyorum.
O göçleri bizler, bu şehir için sosyal, kültürel, iktisadi bir erozyon
olarak da değerlendirebiliriz.
24 Ocak 2020 Depremi, sonrasında Pandemi denilen bir farklı felaket ve
Türkiye’yi de derinden etkileyen 6 Şubat 2023 Depremi…
Şehrin yaralarını daha derinleştirecekti şüphesiz. Şunu hemen ifade
etmeliyim, hiçbir zaman ‘ümitsizliğe düşmedim’ inancımızın gereği
olarak da söylemeliyim, ‘bizim fıtratımızda yeise yer yoktur/ veya
olamazda…’
Günümüzde sıklıkla gündeme taşınan bir konu, “yaşanabilir
şehirlerarasında ki yerimiz!”
Her alanda sürekli kendisini yenileyen/ insanının ihtiyacıyla hedefler
büyüten bir şehir olmalıyız.
Bu şehrin/ veya bölgenin öncelikli problemi nedir?
‘Göçlerdir…’ Maalesef en üzüntü vereni de, ‘nitelikli göçlerdir…’
Biz buna bir bakıma, ‘beyin ve sermaye göçü de…’ diyebiliriz!
Son 5 yıl içerisinde, bu şehirden on binlerce insan ‘göç etmiş bulunuyor!’
Bu sebepler kâh eğitim olabiliyor, kâh iktisadi olabiliyor, kâh farklı
sebepler olabiliyor.
Bu sebepler üzerinde sürekli doğru analizler yapmalıyız.
Göçlerin yerine gelen ise, ‘niteliksiz göçlerdir…’
Bir acı gerçekte şu ki, şehrin, ‘demografik yapısı…’ değişiyor.
Tekrar ediyorum, öncelikle, göçlerin analizini yapalım.
Sebepleri üzerinde yoğunlaşalım.
Göçlerini sebepleri üzerinde, ‘anket çalışmaları…’ yapalım.
Bu insanlar neden/niçin göç ediyorlar?
O sebepler üzerinde geliniz, ‘şehir olarak çözüm üretelim’
Bir şiirimizde ne demekteyiz;
“Göç etti, bu şehrin harsı yıllar boyu
Güç gitti, derman kalmadı, renkler koyu
Bir ah çekti, bin vah işitti derinden;
Taşlar oynadı, birer birer yerinden!
Viran olan beldeye baykuşlar konmuş
Yüreğimin ışığı, şamdanlar sönmüş!”
Bu şehre bir ömrünü veren bir insan olarak gözlemim şudur;
“Şehir, giderek yalnızlaşıyor efendim!”
Asırların ruh ve mana dünyasını inşa ettiği şehrin,
“Kültür dokusu bozuluyor, efendim!”
Sosyal dokunun ‘değişmesi…’ kolay değil efendim!
Göçlerin önüne geçmek mümkün mü?
Sebeplerini bileceksiniz?
Sebepleri üzerinde şehir insanı, ‘geleceğini…’ konuşacak/ tartışacak…
Bu bağlamda, şehrin bütün kurum ve kuruluşlarına, büyük görevler/
sorumluluklar düşüyor!
Yazımızın başında da söyledik; göçler konusunda, bilimsel, ‘anketler…’
yapılmalıdır.
Ve acil olarak da, masaya yatırılmalıdır;
Şehrin ‘yatırım projeleri’ bu perspektiften irdelenmelidir.
Elazığ’ın merkez nüfusu incelendiğinde; ‘Büyük Şehir…’ olma ideali ve
iddiası yoktur.
Nüfus hareketleri bunu göstermektedir!
Elazığ Merkez ve İlçelerinde; ‘Şehirleşme…’ olgusu da zayıflamıştır!
İlçe Merkez nüfusları içerisinde, 10 binlerin üzerinde sadece iki
ilçemiz vardır;
Karakoçan (12 bin), Kovancılar (29 bin)
Elazığ İl ve İlçe Merkezlerinin; kalkınma ve yatırım stratejilerinin
bu analizler doğrultusunda hazırlanması düşüncesindeyim.
İlçe nüfusları konusunda bir Tokat’ı örnek verebiliriz;
Tokat İlimizin İlçeleri, Erbaa (33 bin), Niksar (35 bin), Turhal (68
bin), Zile (46 bin) İlçe Merkez nüfuslarına sahiptir…
Elazığ sadece, ‘merkez ilçe…’ potansiyeli ile değil; Ağın’dan
Sivrice’ye kadar 11 Merkez İlçe nüfusunun da; ‘şehirleşme…’ iklimini
yakalaması gerekiyor!
Bir şiirimizde;
“Durun durun kalabalıklar!
Alık alık yürümeyin!
Alınız, ‘Akıl bulutlarını’ üzerinize
Alınız, ‘Çile heybesini’ sırtınıza
Kum taneleri gibi,
Serilsin sevdanız önünüze,
Işık olup aksın, idrakiniz!”
Sözün özeti, bu şehirden ‘gurbete…’ gidenler,
Gurbeti kendilerine, ‘yurt…’ yapanlar,
Nesillerini de bu şehirden koparıyorlar!
Ve şehirde meydana gelen sosyal değişim?
O süreci çok iyi irdelemeliyiz. Bizim en büyük ıstırabımız da;
Bu şehirden yıllar boyu devam eden; “Beyin ve Sermaye Göçüdür…”
Fırat’a, Keban Barajı ile ‘bent olan…’ zihniyet;
Geleceğe ‘ışık taşıyacak…’ çareleri de oluşturmalıdır.
Bu sadece, siyasi bir kurgu olarak algılanmamalıdır;
Sosyal ve Bilimsel ağırlığı da düşünülmelidir.
Göçler, bu şehrin korkulu rüyası…
O kâbus dolu rüyalarla güne uyanmak istemiyoruz artık.