1968 Elâzığ Atatürk Ortaokulundayım… Evimiz, Üniversite Mahallesi Hanköy Sokakta…
Evimizle Okul arası takriben iki km… 13-14 yaşlarında bir öğrenci/ günümüzdeki gibi öğrenci servisleri yok… Yağmur, kar, soğuk dinlemeden her sabah okulun yolunu tutuyorsunuz!
Ya sınıflar, şimdiki gibi artık bir sınıfta; 20-25 öğrenci değil; bir sınıfta 40’ın üzerinde öğrenci…
Öğretmen doğru dürüst öğrencisini tanıyamıyor… 40 kişinin üzerindeki bir sınıfta buna da imkân yok!
O yıllarda, teknoloji o kadar gelişmemiş… Bilgisayar teknolojisi ile henüz tanış olmamışız… Türkiye’de, siyah-beyaz televizyon yayınları bildiğiniz gibi 1968 yıllarının başında başlıyor.
Ne akıllı telefon ve ne de akıllı tahtadan bi haberiz!
Bütün bunlara rağmen bizlerde müthiş bir enerji, çalışma hırsı mevcut! Sınıfta en yüksek notu almak için yarışıyoruz!
1968 yıllarının Elâzığ Şehrini şöyle gözlerinizin önüne getiriniz…
Karayolları, Orman Başmüdürlüğünden sonra neredeyse şehir bitiyor.
Bahçelievler, ’56 evler kooperatifi…’ olarak biliyorduk!
Şehir o kadar kendisini yeniledi, şehrin estetiği o kadar değişti ki, geçmişe ait mekânlar/ tesisler/ kamu binaları artık hafızalarda/ veya fotoğraflarda kaldı.
Atatürk Ortaokulunda derslerden çıktıktan sonra bazen İstasyon Caddesi’nden yürüyerek evimizin yolunu tutar, bazen de müfettişlik Caddesinden yürüyerek Ahmet Aytar Kapalı Spor Salonu’nun hemen yanı başından geçerek yolumuza devam ederdik. Ama merakımızı gidermek için ‘acaba bunun hangi sportif faaliyet var diye…’ adımlarımız kapalı spor salonuna uzanırdı!
1964 tarihinde hizmete açılan Ahmet Aytar Spor Salonu’nda, “Voleybol, Basketbol, Teakwondo, Boks müsabakaları yapılırdı…” Onun dışında da yine folklor yarışmaları büyük bir heyecanla yapılırdı…
Ahmet Aytar Kapalı Spot Salonu’nun hemen yanı başında, 1938 tarihinde hizmete giren “Elâzığ Şehir Stadyumu…” yer alıyordu. Milli Bayramlar burada yapılırdı… Her bayram büyük bir coşku ile kutlanırdı… Hele o yıllarda, “Amatör Maçların doyulmaz bir heyecanı vardı…”
Elazığ Atatürk Ortaokulundan evimize; kışta da, baharda da, yağmurda da yürüyerek gidip gelirdik…
Her gidiş gelişimizle sağımızı solumuzu yoklardık… İstasyon Caddesi üzerinde Devlet Tiyatro Binası yer alırdı… Daha sonraki yıllarda, “Devlet Klasik Türk Müziği Koro Binası!” olarak kullanılacak bu cazip mekân, ‘Kültür Hanı…’ yapılma kaydıyla yıkılacaktı!
Çaydaçıra Parkı o yıllarda ne kadar canlıydı… Orada kimleri dinlemedik ki… Tarihi geçmişi ile Halkevi olarak kullanıldığı yıllarda Atatürk’ü ağırlayan şehirle bütünleşen mekân, ‘Öğretmen Okulu’ 1980’lerden sonra da, Öğretmenevi olarak kullanılacaktı…
“Beş Kardeşler…” sadece fotoğrafları kaldı! Elâzığ Şehrini en iyi resmeden bu mekânlarda yıkıldı!
Rahmetli Behiç Öner’in Müdürü olduğu İller Bankası’nın temelleri atılıyordu!
Yıllar ne kadar çabuk gelip geçmiş… O büyük heyecanla, Elâzığ’ın amatör ve lig maçlarını seyrettiğimiz Elazığ Şehir Stadı yıkılacak ve yerine, “Vilayet Konağı ve Adliye Sarayı…” yapılacaktı. O yıllarda, Valiliğe bağlı kurumlar bir çatı altına toplanacaktı!
Elâzığ Şehrinin 1965 tarihinde nüfusuna şöyle bir bakıyorum; Elâzığ Şehrinin toplam nüfusu (57 yıl önce) “322 bin 727…” Bu nüfusun sadece yüzde 33’leri İl ve İlçelerde (106 bin 180), yüzde 67’leri ise Kırsal Kesimde/ Köylerde (216 bin 547) yaşamaktaydı…
Fırat Üniversitesi’nin bulunduğu o geniş alan da, “at koşuları…” yapılırdı. Bizler de, büyük bir heyecanla o yarışları takip ederdik… Gazi Caddesi üzerinde, “Gölcük ve Saray Sineması…” gündüz ve akşam marinalarıyla dolup taşardı. Rahmetli Babam ile birlikte, ‘aile olarak Saray Sinemasına gittiğimi…’ biliyorum. Okul yıllarında, ‘resim ve müzik derslerine…’ büyük önem verilirdi.
Hele yılsonuna doğru okulda bir canlılık, hareketlilik göze çarpardı… “Tiyatroya…” büyük önem verilirdi. “Halk Oyunlarında…” ciddi çalışmalar gözlemlenirdi. “Bilgi Yarışmaları…” ve ‘münazaralar…’ mutat faaliyetler arasında yer alırdı! Sosyal hareketliliğin gayet canlı olduğu yıllardı.
Babamız, ailemiz bizlere, ‘okulu…’ sevdirdi. Daha başarılı olmamız için bizleri sürekli teşvik ettiler, motive ettiler, moral depoladılar…
O yıllarda, ‘taksi pek nadir…’ vardı. Şehir içi ulaşımı, ‘Faytonlarla…’ gerçekleştirirdik.
Her şeye rağmen ‘güzel ve başarılı yıllardı’ Ve başarıyı da yakalıyorduk.
Bizler, Elâzığ Şehrinin, ‘o eski kimliğine müdahil olarak yetiştik.
“Eski Günler…” şarkısının ne kadar dokunaklı olduğunu söyleyebilirim.
Elâzığ Şehri, her şeyiyle güzeldi… Bizim için çok anlamlı yılların bu şehirde geçtiğini de söyleyebilirim.
Geleceğe birlikte, ‘koşarak vebali omuzlarımıza yüklenerek…” devam edeceğiz inşallah
Selam ve Muhabbetle
TÜRKÜLER
Türkülerle, nehir olur akarız
Bir nağmesi bazen yürek titretir
Fırat Vadisinde bentler yıkarız!
Türküler katı kalpleri eritir!
GÜLMEYİ ÖĞREN
Tebessümü öğren öfken dağılır
Bulut rahmet rahmet arza sağılır
Bu baş, Hakk’a boyun büker, eğilir
Şefkate bezenmiş yürek yürüsün!
Huzura çağıran seda yürüsün!
TAKILIR HAYAT
Güneş nasıl doğuyor; ışıl, ışıl…
Hayata yürü metin adımlarla
Erdemli insan yürür; usul usul…
Takılır hayat birgün çalımlarla!
SABIR
Sabır belki en zor imtihan bize
İhlasla yürüyen nedim can bize
Gül dalına baktım, her yanı diken
Acıyla damardan akan kan bize!
MİRASIMIZ
Bedri, sohbete muhabbete mahlas
Gönül gözüyle vuslatımız, ihlas
Sağduyuya çağrı, esenlik diler
Maziden Atiye mısralar miras!
GURBET
Gurbettir bizlere şu fani âlem
Seyyah-ı Fakirin gönlünde sevgi
Aşk ile hikmet deryasına selâm
Erdemli bakışta, Huda’ya övgü
ÂLEM EDERİZ
Sabah kalkar hayra selâm ederiz
Sofrada arz-ı hal kelâm ederiz
Gün ile başlar maişet telaşı
Zamanla dört yana âlem ederiz